31 Ağustos, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Salvador Dali

Salvador Dali

Dolup taşan duyguların tümü yazıya aktarılamıyormuş. Sansür de neymiş, yaz gitsin olamıyor ne yazık ki… Nasıl yaşamımızda “ayar” yapıyorsak çoğu davranışlarımıza, yazıya geçirdiklerimizde ket vurularak aktarılabiliyor. Sorumluluk, yen içinde kalan kırık kollar ya da adı her neyse…

Bugün televizyonda Elvis Presley’in biyografisine takıldım bir süre. Ardından beğeniyle izlediğim aktörlerden Jack Nicholson’un siyah beyaz bir filmini izledim taa 1920li yılları anlatan ve bir de oynayanların kim olduğunu bilemediğim yine siyah beyaz çekilmiş bir Fransız filmi. Öylece oturup, zihnimi boşaltmaya çabaladım. Yaşamın getirisi dediklerimizin, aslında götürmekte olduklarının bilincinde…

Yalan söylemeyi hiç yeğlemedim. Duyduğumda eklenen bahanelerle, içimden “hayır olmamalı” diyorsam içten içe duyduğum üzüntü eşliğinde, bir maske ardında kaldığım sessizliğimle… Asla benimsediğim anlamında değil ama “ayar” denilen biçimde, yazdığım bir köşede kalıyor çiziğiyle.

Hayat çoğu kimseye sunmuyor olanca cömertliğiyle yaşanabilirliği. Elvis Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 81, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

23 Ağustos, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Değer Altunay

Foto:Değer Altunay

Bunaltan sıcakların ardından gelen serinlikle ilgisiz bir soğuma bu, “yaşamaktan” sözcüğünün anlatım vurgusuyla. Yazamaz oldum artık, her gün. Yazsam sürekli şikayet ve olumsuzlukları kapsayacak, bunalımlı ve depresyonda takılacağım adeta. Şöyle diyorum güzellikler olsun biraz… Gazete okurken, haber dinlerken yüzümüzde gülümseme oluşturabilecek… Öyle çook çok gülmek de değil… Gülümsemelere bile razıyız, az da olsa yetecek denli ama “yok”.

Bugün televizyonda Pakistan’dan bir görüntü, helikopter havadan yiyecek atıyor. Aşağıda çamurun kuruduğu birikinti üzerine, üzerleri bezlerle örtülmüş derme çatma çadırlar. Helikopterin rüzgarı tozları havaya savuruyor, örtüler uçuşuyor, insanlar koşturuyor. Yiyecek torbaları kiminin önüne ya da yakınına düşüyor. Şansa ne gelirse. Koşturup bir şey alamayanlar da oradan oraya seğirtip duruyor.

Geçenlerde gazetede bir haber okudum, etkileyici. Dört çocuğu olan bir aile. Baba el arabasında bir şeyler satarak geçimini sağlıyor ailenin. Oruç tutan baba, akşam eve gelince karısından “pişirecek bir şey bulamadığı için” evde yemeği olmadığını öğreniyor. Çocuklarını sevip, okşayıp yan bölüme geçiyor ve ses gelmiyor uzun süre. Artık ondan hiç Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 53, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

16 Ağustos, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Değer Altunay

Foto:Değer Altunay

Yazımın başlığı “Sıcak, çok sıcak” olacaktı ki geri dönüp yazdıklarıma baktım. Geçen yıl 30 Haziranda böyle bir başlıkla yazmışım. Nereden bilirdim, bu yılın dünya genelinde 1880 yılından beri yaşanan en sıcak yıl olarak kayıtlara geçeceğini. Vantilatör ve klima satışları tavan yapmış diye haber geçiyor televizyonda. O aletler de ne kadar verimli olacaklar ki? Klimayı tek yere kurarsanız, evin başka bölümüne geçtiğinizde nefes alamıyorsunuz. Vantilatör deseniz sıcak havayı döndürüp duruyor orta yerde, ferahlatmıyor. Hele sokağa çıkacaksanız, dayanılmaz durumlar… Öğlenleyin çıkmaksa daha da zor.

Ellerde pet şişede sular, çok doğru bir hareket. Ancak su tükenince şişenin yerlere fırlatılıp atılması kötü bir davranış. Ortalık sokaklara atılmış pet şişeden geçilmiyor. Geçenlerde minibüslere yürürken beş metrede bir su satıcılarına rast geldim. Küçük bir tezgah üzerinde ya da kova içinde sular ama yanlarında suyu bitenin pet şişeyi atacağı tek bir çöp kovası yoktu. Son derece doğal Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 34, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

10 Ağustos, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Şakirin Camisi Foto:Fatma Çetin

Şakirin Camisi Foto:Fatma Çetin

”Her can ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz” (Ankebut 29/57)

Bugün bu yazı gözümün önünde, yitirilen bir canın cenazesinin başında onunla içimden söyleştim.

Olur mu öyle şey? Olur!!! Kim engel?

Erkenden gittiğim camiye yakınlardan daha kimseler gelmemişti. Üç musalla taşı boş, çevrede yükselen servilerin hafif esen rüzgarla çıkardıkları sesler, sıcak ve ben. Gözlerimi kapayıp sessizliği dinledim. Kimi kez gerektir geleceği düşlemeye götüren bu anlar. Sonu!!! Varılacak yolun sonunu… Belki yaşamın kısalığını anımsatır ve “son”da anımsanacakların yalnızca yaptıklarının olduğu.

O bir anneydi, dört erkek çocuğunun annesi. Emek verdi, titizlikle büyüttü çocuklarını, kendi doğrularıyla. Hatasız kulun olmadığı gerçeğiyle, kuşkusuz o da bu durumları yaşadı. Evlendirdi oğullarını, aile büyüdü… Ve aile büyürken o küçüldü.

Erkek çocuğunun bir anneyi anlaması zordur. Önce cins ayrımı, asla bir erkeğin bir kadın gibi düşünemeyeceği gerçeği çıkar ön sıralara. Ardından anne olamayacağı için o duygulanımları yaşayamayacağı Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 43, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

31 Temmuz, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Alihan Çetin

Foto:Alihan Çetin

Sonunda oldu… Ben artık bir babaanneyim… Ama öyle düz bir torun ve babaannesi olamaz… Torunum Rüzgar Kaan dünyanın dokuzuncu harikası ve ben de süper babaanneyim işte… Aşağısı kurtarmaz… :D

Geçtiğimiz hafta Selimpaşa’ya gidişimizden vazgeçtik. Kızım ve oğlum bizde kaldı, ertesi gün Rüzgar Kaan‘ın gelişini izlemekte olan doktoruna gittik. Rüzgar Kaan‘ın gelişine aslında günler vardı ama doktoru onun acele edebileceğini söyledi. Biz yine de onun tezcanlı olmayacağını umarak tatil planları yaptık.

Bu hafta Selimpaşa benim için artık ertelenemezdi. Hafta sonu yazlıkçıların da eklentisiyle oluşan konvoy trafikte yol alarak gecenin bir yarısı vardık da. Hemen sahile gidip geçen hafta kaçırdığım dolunayın yarım kalanını izlemeye indik. Gecenin kalan yarısını da aşıp mis gibi serin serin oturduk. Sabah ne yapacağız planlarıyla eve çıktık. Yatmak için oyalanırken haydaaa!!! Rüzgar Kaan yola çıkmamış mı? Tabii ki Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 104, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

30 Temmuz, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Zeynep anne

Foto:Zeynep anne

“Hastalık da sağlık da bizler için” diye kullandığımız bir söylem vardır. Bu aralar sıklıkla gerçekliğine denk gelmekteyim. Yolum da o yönde oluşmakta. Gerek kendim, gerekse ziyaret için. Allah hepimize sağlıklı bir yaşam versin, dilerim. Gerçekten sağlığımıza dikkat etmeli, değerini bilmeliyiz.

Böyle hastane gidişlerimin cuma gününde çok yakışıklı biriyle tanıştım. Üstelik annesi birlikte resmimizi çekti ve ben de ona bloguma resmimizi koyacağıma, onu yazacağıma dair bir söz verdim. Kim mi? İşte öyküsü…

İşimi bitirdikten sonra biraz soluklanmak için, giriş bölümüne oturdum hastanenin. Hastanelere çok sayıda, para atınca içindekilerden numarasıyla dilediğinizi alabileceğiniz makinalar koymuşlar. Tek şartı bozuk paranızın olması. İşlemimin yapıldığı yer havasızdı. Tek hava, balkon kapısından geliyordu. Pencere yok, ortam loş. Bekleşen insanlar “ne işlem yapılacak, ne sonuç çıkacak” modunda ve doğal olarak keyifsizler. Işıklar da sanırım gündüz diye yakılmamış. İşlem yapılıp sonucun gelmesine gerek yok. O sıkıcı atmosferde, kendi sonunu düşleyerek yok Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 46, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

29 Temmuz, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Astrolojiye inanırım, burcumun özelliklerini taşıdığıma da. 40 yaşından sonra kişiler yükselen burçlarının davranışlarını sergilerlermiş. Benim her ikisi de terazi olduğundan, yediden yetmişe karakteristiği değişmeyecek demek ki terazimin kefeleri salınımlarda ve ben gel gitlerde olacağım ve oluyorum. Güzelliği, dengeyi hassaslıkla ölçerek kurabilmesi. Sağlam olarak üstelik. Mantığın ve duygusallığın bu denli keskin yaşandığı başka bir burç var mı ola ki?

Annemin taa çocukluğumda başlayan uyarıları ve yakınmaları sürmekte “Sevdiğine canını verirsin, sevmedin mi belirtmeden edemezsin”. Doğrudur. Öyle kolay ve kısa süreli olan yakınlaşmalardan yana hiç olamadım. Mesafeli davrandım, tarttım, seçtim, önsezilerim devreye girdi… gibi davranışlar sergiledim. Az ve öz oldu arkadaşlarım, dostlarım… Ve onlara “can” nitelemesini yakıştırdım. Öylesi…

Geçen hafta bir hastaneye gidişimden sonra canım sıkkın ve modum düşmüş, yerlerde… Can arkadaşımı aradım “Çıkalım, deniz Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 38, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

19 Temmuz, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Alihan Çetin

Foto:Alihan Çetin

Büyük bir Paşabahçe Mağazası’na girdim, Bağdat Caddesi’nde. Kapıda “bardağın dolu tarafından bakın” betimlemesiyle, yeni mağaza açarak onlarla çalışacaklar arandığı yazıyordu. Benim de sıklıkla kendime öğüt vererek uygulamaya çabaladığım bir yöntem, bu yaşam kargaşasında. Bugünse anlamını bile anlayasım yok… 1993 yılından beridir 19 Temmuz’larda olduğu gibi… Ablam ikinci yaşamına doğduğun gün, bugün. Huzur içinde ol. Yerinin cennette ayrıldığına inandığım ablaannem.

Gece bir CD aradım, aralara saklanmış ki her istediğimde bulamayacağım. Çocuklarım… bilirler düşkünlüğümü ve göz önünde olursa sıkça izleyeceğimi… Adı geçtiğinde dahi burulup tutamadığım gözyaşlarımı. Saklı tutulması bu nedenle de öyle kolay mı canım, bir CD giziyle oldu sanılsın… Yok ablam!!! İçime sinmişsin… Allah acını unutturmasın…

CD yi izliyorum, parmağım dur tuşunda ki ekranda sen belirince özlem gideceğim. Yaptım da… dura kalka gözlerimden akan yaşlarla… Yeniden doğuşa gitmeden 3.5 ay önceki durgunluğu… Nasıl da belirti vermedi??? Vermez mi hiç??? Kimi eline iğne batsa çevresine dar eder dünyayı. Kimi 3.5 ay kalan ömründe acısını içe gömer sessizliğine katık edip, böylesine… Son Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 58, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

16 Temmuz, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Hipokrat denilince tıbbın babası olarak bilinen hekim ve doktorların ettiği hipokrat yemini gelirdi aklıma. Geçtiğimiz günlerin birinde yemek yerken televizyon kumandasının tuşuna bastım. Karşıma TV 8 ve “Hipokrat” programı çıktı. Cuma günlerini “Zihinsel engelli çocuklar” ile ilgili sorunlara ayırmışlar. Kutluyorum onları.

Anneler günü kutlanır. Annelere ciciler biciler alınır. Yine cicili bicili giyinen çocuklar onları annelerine verirler. Şiirler okurlar, yazılar yazarlar. Annem annem sözleri ortalarda dolanır ve gün biter. Oysa annelik hiç bitmez. Hani bir şarkı vardır “Pazara kadar değil mezara kadar” diye Mustafa Sandal söyler. Annelik mayıs ayının bir pazar gününde kutlanıp biten bir durum değildir. Hele ki engelli bir çocuğunuz varsa yapılan özveri katlanarak gider, gözler de açık… “Çocuğumu kime bırakacağım ben?” düşüncesiyle.

Çoğu kez çocuğun cinsiyeti öne çıkar, kız olsun erkek olsun denilerek… Oysa ki önemli olan Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 43, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

8 Temmuz, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

TDK’dan anlamına bakınca çeşitlilikle karşılaştığım bu sözcüğün, gereğini getirmek üzere Eyüp Sultan Camisi’ne yolumuz düştü. Hava sıcak olacak ve erken gitmeli düşüncesindeydim ama istediğim kadar erken olamadı. Kesim numarası 57 idi.

Eyüp’ün gördüğüm bölümü hep kalabalık… Cami çevresi, yine çevresindeki çarşı ve yemek bölümleri. Her kesimden ve ülkeden insan kalabalığına, bugünlerde sünnet zamanı olduğundan o grup da katılmış bulunmakta. Hatta “toplu sünnet” için katılan ailelere tutulmuş iki otobüse de denk geldik. Topluca türbe ziyaretine gelmişlerdi ve camiden çıkarken otobüsleri gördüm..

Eyüp Sultan Camisi’nin avlusundan türbe bölümüne girince oldukça yoğun insan kalabalığı karşılıyor sizi, türbeye girmeye çalışanlar ve dışarıda durmayı yeğleyenler olarak. İçeri girmek için sıralı durmayanlar geniş alana yayılarak geçişi önleyebiliyorlar. O bölümü geçince biraz ileride, dar bir sokağın içinde “Kurban Kesim Yeri” olarak Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 391, bugün ise 0 kez görüntülenmiş