24 Ocak, 2010 tarihinde fatosh yazmış
Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Gazete manşeti gibi oldu ama gerçekten kalıcı bir kar ilk kez oluyor bu yıl… Neredeyse belki de bir hafta önceden “kar geliyor” haberini “weather.com” dan öğrenen oğlum beklemeye başladı… Kış çocuğu işte… Geliyor diye diye de getirdi… Aslında bugünün gelişi dünden belliydi…

Dün kurs dönüşü yerde terkedilmiş bir şemsiye gördüm… Bildiğiniz Üsküdar’ın ana caddesinde…  Kaldırımda  ters dönmüş, telleri kopmuş, tutma yeri havaya gelecek şekilde su birikintilerinin içinde garip ve boynu bükük… Oysa kimbilir ne kadar zaman süresince korumuştur, o kişiyi yağmurdan… Parçalandı diye yol ortasına atılır mı? Şık bir şemsiyeydi ama demek sahibi görgü olarak hiç de şık değilmiş… Görüntüdeymiş, gösterişteymiş aslı… Kendi “mış gibi”leri oynayanlardanmış…

Çok soğuktu… Rüzgâr gerçekten güçlüydü ve yağmur da şiddetli yağıyordu… Birkaç şemsiye ters dönme ve rüzgârla savaşımdan sonra Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 39, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

20 Ocak, 2010 tarihinde fatosh yazmış
Foto:Alihan Çetin

Foto:Alihan Çetin

Oğlumun eşi kızımla kitap alışverişi yaparız. O beni geçti okumakta, bu aralar. Sonunda ben de aldığım kitabı bitirebildim. Ödevlerim ve işlerimin arasında zaman bulmakta zorlandım nedense. Yine elimde kitap, kâğıt, kalemsiz dolaşmıyorum da ilgi alanım şaştı.

Serdar Özkan’ın “Kayıp Gül” adlı kitabı çabuk ve anlaşılır, okunabilecek bir kitap. “28 Dilde 40′tan Fazla Ülkede” diyor kitaba sarılı notta. Aslında Kadıköy’de bir kitapçının önünde durup kocaman afişine bakmış ve almaya karar vermiştim. Akşam eve gelince bir de baktım, kızımın elinde okumakta. Hoş bir duyguydu…

İçerik benim baş ucu kitaplarımdakiler gibi. Yakın geldi bu nedenle. Özünü de kendi anlatımındaki “Bir Türk sufisi; Yunus Emre söylemiş: Bir Ben vardır bende, benden içeri…” yazımında bulabilirsiniz.

Bir anne ve yine o yaşlarda benzer bir kadın yol gösterici olmuş kitapta… Gerçek hayatta da karşılaşıp, örnek aldıklarımız gibi. Dün bizim buralarda dolandım, dış işler için. Öyle ya ya bizler iç işleri, dış işleri, maliye, özel kalem… Daha da neleri Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 45, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

18 Ocak, 2010 tarihinde fatosh yazmış
Foto:Alihan Çetin

Foto:Alihan Çetin

Haiti’de deprem olduğundan beridir, bastırılan deprem gerçeği yüzeye çıkmalarda… 1999 da deprem olduğu zaman o yıkıntıları gördükçe “neden evi süpüreyim, nasılsa toz duman olacak” moduna girmiştim bir süre… Hele o yıkıntıların arasında sallanan çamaşırlar… Gece çamaşırını asacaksın ki sabah toplayıp ütüleyeceksin diyerek… Oysa sabah olmayacak… O çamaşırları dünya izleyecek, öylece salındıklarını… Uçuşan perdeler, yırtık ve  toz içinde… Bir yana devrilmiş evin, kırık dökük pencerelerinden dışarıya sarkan…

Kurtarma görüntülerine gelemiyorum bile… Belleğimde flash back yapanlara ulaşırım korkusundan… Dün gibi canlı… Bakmadım, bakamadım bu kez… Ama bu durum rahat durmayan benim, biraz önce netten fotoğraflara bakışlarımın önüne geçemedi… Moralim yerlerde…

Yine de hayat durmuyor, sürdürüyor gereklerini… Hafta sonu yemeğe Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 31, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

14 Ocak, 2010 tarihinde fatosh yazmış
Foto:Değer Altunay

Foto:Değer Altunay

Evet! Deprem bir doğa olayıdır. Dünyamız var olduğu sürece deprem ve daha birçok doğal âfetler de olacaktır. Gerek olan elden geldiğince önlem alabilmek ve yitimleri en az seviyede tutabilmektir.

Yazılarımda sıklıkla bu konuya değinmekteyim. Bu konuyla ilgili Sayın Prof. Dr. Uğur Kaynak hocamıza DOHAD sitesinde sürekli sorular sorarak, onun değerli bilgilerini paylaşmasıyla da bu düşmanı tanımaya çalışmaktayım. Hocamız yine bir toplantıya konuşmacı olarak katılıyor. “ Beklenen Marmara depreminin Çanakkale’ye olası etkileri” adı altında yapılacak toplantıya Çanakkale Olay sitesinde  ilgili açıklama detayıyla verilmiş. Hocamızın değineceği konu ise “Deprem Güvenli Yapı”. Yani en gerek olanı…

Haiti’de Mw 7.1 bir deprem oldu ve TV de görüntülere baktıkça 1999 Marmara Depremi’ni yaşar olduk yeniden çoğumuz… Allah’ım ne olmayası günlerdi onlar. Hürriyet Gazetesi internet sitesinde şöyle diyor; “Deprem Haiti’nin başkentini yok etti. Amerika Kıtası’nın en yoksul ülkesi Haiti’yi önceki gün son 200 yılın en şiddetli Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 37, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

10 Ocak, 2010 tarihinde fatosh yazmış
Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Yazmadıkça birikmekte, en azından başlıklar yazmaktayım unutmamak adına bir yerlere ama buluşamadık sevgili sitemle. Başlamak gerek bir yerlerden, tutamayacağım gayrı içimde… Paylaşalım öyleyse.

Kadıköy’e yolum düştü yine ama Kadıköy Belediyesi’ne. Hiç de gitmemiştim yıllardır ya da yarım asırdır. Güzel, pırıl pırıl bir bina ve aydınlık. Girişte bir akvaryum çekti ilgimi. İçinde deniz balıkları var, renkli renkli… Okyanus cinsi. Hemen yanına gidip inceledim. Yanı başına da birkaç masalık oturma yeri yapmışlar. Sanki bir çatı altında oturur gibisiniz. Merdiven altını değerlendirmişler ve çok hoş olmuş. Danışmanın yanında lostra bölümü var. Küçücük bir girinti, üç katlı ayakkabı boya kutulu biri bildiğiniz ayakkabı boyuyor. Ben oralarda dolanırken hiç de boş kalmadı.

Banko üzerinde etkinlikleri gösterir broşürlerden de aldım. “Kadıköy’de yaşamak ayrıcalıktır” yazıyor bir tanesinin arkasında… Bu da hoşuma gitti. “Opera Kadıköy’e yakıştı” diyor. “Eski milletvekili Süreyya İlmen’in 1927 yılında yaptırdığı Süreyya Operası’nı Darüşşafaka Cemiyeti’nden Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 51, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

3 Ocak, 2010 tarihinde fatosh yazmış
Foto:Değer Altunay

Foto:Değer Altunay

Yeni bir yıl başladı ve üçüncü gününe geldik bile. Zaman… Ne göreceli kavram… Kimi kez geçtiğinin ayrımına dahi varılmayan… Kimi kez geçmek bilmeyen… Mutlu oluruz, güler eğleniriz… Ayrılırken o ortamdan “Nasıl çabuk geçiverdi zaman, hiç anlamadık” deriz. Hastalık ve baş sağlığı dileklerine gidildiğinde ise kısa tutulur… Hastayı yormayalım, üzüntülerini depreştirmeyelim de görünmez bir kuraldır. Kim tarafından düşünülmüş… Belki de giden kişilerin kendilerini koruma güdüleriyle oluşturulmuş.

Evet! Hasta yorulmasın… Öyle ise ona uzak durarak, yormadan yanında olduğunu duyumsat ve sessizce otur, gereksinimlerini karşıla. Tamam yitimi olan kişi konuşmak, paylaşmak istemeyebilir… Öyle ise o istediğinde paylaşarak, duygusal iletişim kur ve dayanacağı bir omuz ol. Süreler kısa olmak durumunda olmayabilir, böylesi düşünüldüğünde…

Birine gönül verilip, âşık olunduğunda da durum Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 40, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

31 Aralık, 2009 tarihinde fatosh yazmış
Foto:Alihan Çetin

Foto:Alihan Çetin

Yeni bir giysi, eşya aldığımızda nasıl da hevesle giymeyi, kullanmayı bekleriz. Beklemek bana ters gelir, doğrusu hemen kullanmaya başladığım gerçeğidir. Bugünün işini yarına bırakma gibi. Olur a! Bir terslik olur da giyemezsem, kullanamazsam diye.  ;)

Rahmetli babaanneciğim hemen her bayram ayakkabı alırdı bana. İlle de siyah rugan ayakkabı olacak, kenarında dore bir şerit ve de benzer süsü de olmazsa olmazı olurdu. O olmazsa kırmızı başlıklı kızın, kırmızı ayakkabılı versiyonuna dönüşürdü. Önce diktikleri elbiseye göz atardım. Ayakkabı seçimimde de tuttururdum ona yakın renkte olması için. İnatçı mıydım? (Burada dudak bükerek “bilmem” yaptığımı ayrımsadım. Kendini koruma içgüdüsü hazırlarda beklermiş.)

O elbise dikilip ayakkabım alınana dek, doğrultuma kilitlenirdim. Elbise askıya asılır, ayakkabı ise teki içine sokulmuş çorap ucu ile vitrinde durur gibi altına konurdu. Çevresinde dolanır durur, bayramın bir an önce gelmesini beklerdim. Amma da geçmek bilmezdi o gün. O gün diyorum, sanırım huyumu bellemiş ablalarım ve annem ki son gün o konuma getirirlerdi. Gece yatınca gözümü açar, kapar giysilerimin yerinde olup olmadığını kontrol ederdim.

Sabah ezanı benim için kalkış olur, “giyeceğim” diye bekleşirdim. O elbise ve ayakkabının ciciliği, sokağa ilk çıkışımda erkek çocuklarla tutuştuğum koşma yarışında son bulurdu. İlle de düşer, eve gelirdim. Öyle sessizce değil… Koşan ben, üstünü Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 38, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

27 Aralık, 2009 tarihinde fatosh yazmış
Foto:Alihan Çetin

Foto:Alihan Çetin

Vatan Gazetesi kitap vereceğini duyurduğunda, o bitmek bilmez kupon toplama işine girişmiştim. Çünkü ucunda Mevlâna Celaleddin-i Rûmi’nin altı ciltlik eseri vardı. 2007 yılı basımı, Farsçadan çeviren Sayın Doç. Dr. Derya Örs ve Sayın Doç. Dr. Hicabi Kırlangıç. Öyle okunup geçilesi bir eser değil doğal olarak, yudum yudum ve sindirilerek okunacak ciltler ki anlamlarına varılıp geçerli kılınabilinsin. Altlarını çizdiğim satırlar bile diyemeyeceğim, neredeyse her satırın altı çizilerek örnek alınacak cümleler… Kenarlarına “dikkat, ünlem işareti ve çok güzel” belirttiklerimle dolu… Ve hatta yetmeyip sarı kalem boyayla üstüne çizdiklerimle de…

Mevlâna Celâleddin-i Rûmi’nin yaşam özeti verilirken “Büyük fikir ve gönül mimarlarının hayat hikayesini anlatmak, kolay üstesinden gelinebilecek bir iş değildir. Mevlâna ise bu fikir ve gönül mimarları arsında seçkin bir yere sahip olduğundan bu iş daha da güçleşmektedir… Okuyacağınız cümleler, bir hayatın ancak dışyüzü Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 53, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

23 Aralık, 2009 tarihinde fatosh yazmış
Foto.Fatma Çetin

Foto.Fatma Çetin

Gündüzü seviyorum, gün ışığını… Ama gecenin sessizliğinin verdiği huzur da ayrı bir güzellik… Sanırım onu daha çok seviyorum…

Okul yıllarımı anımsadığımda; mutfakta koca bir bardak Türk kahvesi, TRT 3 hafif müzik kanalı açık pilli radyom, ders kitaplarım ve sarıldığım battaniyem geliyor gözlerimin önüne… Ve de gecenin sessizliği…

Çocuklarımı büyütürken yine en sevdiğim gün dilimi, onlar uyuduktan sonra kitaplarımı ve içeceğimi alıp, köşe lambasının altında koltuğa gömülüp kitap okuduğum anlar olurdu… Gecenin sessizliğinde…

Değişen bir durum yok… Gece ve ben bir bütün sürdürüyoruz, birlikteliğimizi… İşin ilginç yanı, çocuklarım da aynı konumda… Yoğun çalışma dönüşü eve, kaç olursa olsun saat, en az bir saat dinlenerek yattığını söylüyordu oğlum… Ve öteki de öyle…

Uykunun vücudu dinlendirdiği ve gerek olduğunu biliyorum, yine de fazlasını yaşamdan götürdüğü Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 35, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

20 Aralık, 2009 tarihinde fatosh yazmış
Foto:Milliyet Gazetesi

Foto:Milliyet Gazetesi

Milliyet Gazetesi’nde esmer güzeli bir kadın fotoğrafı ve bir haber manşeti…

Erkek haremi tartışması

DIŞ HABERLER SERVİSİ
güncellenme zamanı  20.12.2009
Gazeteci Nadine El Bedair, erkeklerin çok eşlilik hakkı varken kadınların böyle bir hakkının olmamasını sorguladı.

Mısır’da bir kadın gazeteci, “Kadınlara da çok eşlilik hakkı verilsin” mesajı veren bir makale yazınca ülkede kızılca kıyamet koptu. Din adamları bunun İslama aykırı olduğunu savunurken, bir milletvekili de gazeteciye dava açtı.

Mısır’ın “El Masri El Yavm” adlı gazetesinde Suudi Arabistanlı kadın gazeteci Nadine El Bedair imzasıyla yayımlanan bir makale, ortalığı karıştırdı. Din adamları ve politikacılar, İslamda erkekler için çok eşliliğe izin verilirken, bunun kadınlar için de neden bir hak olmadığını sorgulayan Nadine El Bedair’i topa tuttular. Hatta parlamentoda gazete ve gazeteci hakkında dava açılması için önerge verildi. Din adamları makalede verilen mesajın İslama aykırı ve kışkırtıcı olduğunu ileri sürdü.
Nadine El Bedair, El Masri El Yavm’da yayımlanan yazısında, erkekler için uygun görülen poligaminin her iki cins için de geçerli olmasını yani kadınlara da birden fazla erkekle Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 38, bugün ise 0 kez görüntülenmiş