31 Aralık, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Fatma çetin

Foto:Fatma Çetin

Çocukluğumda bir bez bebek dikip elime verdi annem, oynayayım diye. Sonrasında elleri, ayakları takılıp çıkan bebeğim oldu plastikten. Daha sonra da yatırıp kaldırınca gözlerini açıp kapatan bir bebeğim.

Büyüdüm ve bebeklerle oynamaz oldum, küçüklerin işi diyerek. Bu kez erkek arkadaşı olanlara özlemle bakar oldum ve ben de yan gözle süzen. Zamanımızın “buluşma” eyleminin “çıkma” deyişini duyduğumda, öğretildiği gibi okuyup diplomayla hizmet veren durumundaydım. Şimdinin genç kız dedikleri yaşlarda anneliği yaşayandım/k. Hızına yetişemediğimiz günler… Eskinin deyişiyle “göz açıp kapayana dek geçen zaman”… Şimdilerde “hafta başlıyor, bir bakıyoruz bitmiş” dediğimiz koşturan…

Oğlum “Anne yaz” diye blogu armağan ettiğinde, aklıma onların büyüdüğü hiç gelmiyordu. Evlenecekleri ve çocuklarının olacağı da… Anne olarak yazmaya başladığıma, babaanne olarak yazmayı sürdürüyorum ve buna inanamıyorum. Bez bebekten gerçeğine ve ondan da daha gerçeğine ulaşış… Aslında ben genç kızlığımda Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 49, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

16 Aralık, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Eser ve foto:Fatma Çetin

Eser ve foto:Fatma Çetin

“Bu yaşta öğrenci olmak nasıl bir duygudur?” diye gelip sorsalar, yanıtım için düşünmeme gerek kalmadı. Geçen hafta bir telefon konuşmasında zaman darlığından yakınıyordum. Ancak şöyle bir durum da atlanılmamalı ki ben öğrenci nazlanmaları da yapamıyorum. Naz yapmayı unutmadım, yaşamım süresince o tür davranışı hiç bilemedim…

İlkokulda öğretmenimiz çok disiplinli olduğundan anlatmamız için verdiği konuyu kesinlikle çalışırdım. Anlatacak kimse bulamaz, annemin peşine düşerdim. Sabah kahvaltısına dek oyalardı beni ama kurtulamazdı elimden. Kahvaltı sırasında dergimi eline tutuşturur, virgülünü atlamadan döktürürdüm. Hâlâ bu konuda şikâyetini dillendirip, çocuklarıma da anlatır “Peşimi bırakmazdı anneniz.” diyerek. Bana yararı sonradan oldu bu ezber işinin. Çok seri okur oldum ve okuduğum ânında aklıma yazılır oldu. Ya da o zaman da okuyunca tümüyle aklımda kalıyordu ve onlar kelime kelime ezberlediğimi sanıyorlardı. Gerçekten bilemiyorum. Bildiğim, okumayı söktürdüğümden beridir elimden kitap, kalem ve kâğıdın düşmediği.

Yarım asrı aşınca yaşım, yeniden derslerim oldu. İlk seçtiğim Arapça’ydı. Masrafsız, bir defter ve kalem… Kalanı aklım. Ardından Osmanlıca Türkçesi ki o da öyle. Birkaç kitap ve çekilen fotokopilere aklımın eşliği yetti. Hüsn-ü Hat dersine başlayınca meşk kalemi, mat kâğıt, is mürekkebi, aydınger kâğıdı ve Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 284, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

14 Aralık, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Mod düşük, moral yerlerde olup da sosyal paylaşım sitesine yazılan satır arası bir cümlenden anlayan kim olabilir? İşte o anlayan can, gecenin bir yarısı arar ve “Haydi yarın Büyükada’ya gidelim. Bir halı almıştım, hem onu bırakırız ve hem de söyleşir, güzel birkaç saat geçiririz.” der. Hemen vapur saatleri alınıp iletilir, gidiş saati ayarlanır. Buraya dek her şey güzel ama İstanbul’da doğup büyüyen ve üniversite birinci sınıftan beridir adaya gitmeyen biri varsa heyecan başlar mı? Başlar. Gece uyku bölünmeleri, sağdan sola dönüşler, rüyada geziye çıkmalar da bu vatandaşa aittir. İlginç!!! It’s me.

Sabah erkenden kalktım ve can arkadaşımla buluştuk, ver elini Bostancı. Deniz otobüsünün sevimsizliğini düşleyen bana sürpriiiz… Beşiktaş’a giderken bile binmeye çekindiğim bir motorla geçeceğiz karşıya. Aman tanrım! Denizde az biraz kıpırtı var. Arkadaşım arabayı bırakıp gelene dek; motor, deniz ve ben üçgeni bakışıyoruz. Onların umurunda değilim de onlar benim çook umurumda. Lodos bir gün o motorlardan birine binip de Üsküdar’a dönmek zorunda olan ben, doğrudan Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 44, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

10 Aralık, 2010 tarihinde fatosh yazmış

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü öncülüğünde, Aralık 2010’da hizmete giren www.terapiportali.com; bilgi, ön danışmanlık ve terapi hizmeti almak isteyen kişiler ile profesyonelleri ortak platformda bir araya getiriyor.

Türkiye’de bu alanda ilk ve tek portal olma özelliği taşıyan siteden ruh sağlığı hizmeti veren profesyoneller, psikiyatristler, psikologlar, psikolojik danışmanlar,  ilgili kurumlar ve bilgiye, yardıma, danışmaya ve dayanışmaya ihtiyacı olan herkes yararlanabiliyor.

Günümüzde hemen her işimizi online olarak gerçekleştiriyoruz. Alışverişten eğitime, iletişimden bilgi edinmeye kadar geniş bir alanda online dünya hayatımıza girmiş durumda. Online dünyanın bu zenginliği içerisine, www.terapiportali.com internet sitesi de “bilgi paylaşımı ve dayanışma” konsepti ile giriş yaptı. DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nün öncülüğünde hayata geçirilen online bilgi edinme, dayanışma ve yardımlaşma platformu www.terapiportali.com, 1 Aralık tarihinde hizmete girdi. Site ziyaretçileri, uzmanları ve kurumları ortak bir platformda buluşturarak tüm dünyada yaşanan ve aslında çok ciddi bir sorun olan “terapist bulma” ve “terapiste güvenme” konusuna çözüm getiriyor. Sağlıklı, hızlı ve güvenilir bir iletişim gerçekleştirebilmek amacı ile kurulan Terapi Portalı, bu iletişimi güvenli bir ortama taşırken, danışanın ihtiyaçlarına cevap veriyor ve terapiyle ilgili Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 54, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

5 Aralık, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Fatma Çetin

Eser:Fatma Çetin

Bir başlık atamadan başladım yazmaya. Kurstan anlatmak ve “ilk”lerimden yaptıklarımı koymak istiyordum… İki kez bir hamle ile yazıya başlamıştım ve ötelendi. Bir fırsatını bulabilmişken abuk düşüncelerde uçmak istiyorum… Gereksinimim var. Joy FM eşlikte ve ben cumartesi gününe yol alıyorum. Daha doğrusu gecelere akan bir ben olarak yazmaya. Gecem kaçta başlıyor benim? Akşam ezanıyla hava kararıyor ve başlangıcım bu oluyor. Sonrasındaki iki saat bile “geceyarısı” benim için. Bu ilginç gerçekliğimin kabul görmediğine bir kez daha tanık oldum.

Beşiktaş’a geçerken, motorda gün batımını izliyorum. Denizin ortasında bir ev düşlüyorum… Sonsuza dek orada yaşayacağım… Benim sonsuzuma dek… Kız Kulem seni ele geçireceğim bir gün, kimseye geçit vermeyeceğim. Asosyal… Kitaplarıma gömülecek bir ben, dingin müzik eşliğinde başbaşa yaşayacağız… Üzünçlerden uzak… Dengeyi bulmaya çabalayan terazimin kefeleriyle salınmayacak, huzurlu ve mutlu olacağım… Bir başıma… Hep yalnız yaşamıyor muyuz zaten? Aklı sıra yoğun kalabalıklarda…

Elvis Presley söylüyor şu an… “I Can’t Help Falling In Love With You”… “If i can’t help falling in love with you”… Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 43, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

1 Aralık, 2010 tarihinde fatosh yazmış

terapiportali.com

terapiportali.com

Bu gece  terapiportali.com internet ortamına merhaba dedi. Hayırlı, uğurlu olsun. Başarılar diliyorum ve de başarılarının devamlı olmasını.

Emeksiz hiçbir şey elde edilemiyor. Her yeni doğuşun da bir emek sonucu olduğu gerçeği gibi. Portalın düşüncesi, içeriği, hazırlanması, sonuçlandırması aşamalarının da öyle oluşup geliştiğini düşünüyorum. Emeği geçenlerin emeklerine sağlık.

Çağımız internet çağı. İnternete yalnızca bürolarda, evlerde değil artık cep telefonlarıyla da girip araştırma yapılabiliniyor. Ben uzun süredir gazeteleri de internetten okumaktayım. Şu bir gerçek ki artık internet yaşamımıza girmekle kalmadı, yerleşti.

İşte terapi portalı da yeni çağa uyacak bir düşünceyle geliştirilmiş. İçeriği zengin ve katılımlarla daha da gelişeceği düşünülecek bir danışma birimi.

7 Aralık 2010 tarihinde yapılacak basın toplantısıyla daha kapsamlı öğrenebileceğiz.

Hoş geldin terapiportali.com . Hayırlı, uğurlu olsun. Başarılar ve başarılarının devamlı olması dileklerimi yineliyorum.

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 32, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

29 Kasım, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Taslaklarıma “Dur!” demelerim çoğalıyor. Yapılacaklar listem de… Yazıya oturuyorum ve ket vuruluyor… Kalıyor bir başka güne… Geceye… Bu kez de cumartesi günümü yazmaya başlamışken, durduruldum da duruldum… Kaldı bu geceye ve olanlar oldu… Yazımın sonunda onu da diyeceğim… Biz gelelim cumartesi günü yaşadıklarımı paylaşmaya…

Bu ikinci oldu… “El yazması Kur’an-ı Kerim Sergisi”ne gidemedim. Evden o niyetle çıkan ben, arabalı vapur iskelesine gelince lodos nedeniyle çalışmadığını öğrendim. Üsküdar’a devam ettim, vapur bekliyorum da gözüm denizde… Dalgalar geliyor ve sahilde patlıyorlar âdeta. Motorlar çalışıyor. Giderken bir yükselip, bir alçalıyorlar. Vapurlar da aynı şekilde inip inip çıkıyorlar. Bakarken içi bir tuhaf olan ben, cesaret toplamak için bir banka oturuyorum. Yok!!! Binemeyeceğim ben bu deniz araçlarına.

Yanıma bir hanım gelip oturuyor ve şöyle bir bakıp Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 50, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

25 Kasım, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Kadın Yazarlar Derneği

Kadın Yazarlar Derneği

Haberleri izlerken gözüme ilişti… Bugün “KADINA ŞİDDETE HAYIR!” günüymüş. Koltuğa kurulmuş, elimde çayım, film izler gibi baktım. Mikrofon tutuyorlar erkeklere, “Bir kadına hiç şiddet uyguladınız mı?” diye… Kimi dayılanıp yanıtlıyor “Evet”, kimi de şöyle bir duruyor derleyip toparlıyor kendini, bir düşünüyor ve “Yok” diyor. Bu ikinci gurup “ayıp olacak, millet kötü tanıyacaklar”dan ki hemen yanıtlayamıyor… Klişe…

Karı-koca yoldan geçenler vardı. Adam “Yok” dedi. Biraz ilersinde duran karısı gelip “İki hafta önce Bakırköy’de sokağın ortasında gözümü morarttın ya!” diye mikrofona doğru uzanıp içini döktü. Kocası şöyle bir yan gözle baktı ona ve “Oluyordur arada” dedi. Kesin ayrılınca yanlarından, ropörtaj nerede yapılıyorsa o semtte öteki gözü de makyajlanmıştır, mor renkle. Gerçekten niye hep gözümü morarttı denir? İlk renk mor mu oluyor da ondan deniliyor? Kahverengi, sarı falan da olmaz mı çürükler?

Haberlerde diyorlar ki “6 dakikada bir, bir kadına tecavüz ediliyor ve yaşayan 3 kadından birine fiziksel şiddet uygulanıyor”. Düşünüyorum… Yakınlarımı da Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 64, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

23 Kasım, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto.Fatma Çetin

Foto.Fatma Çetin

Her şeye karşın yaşam süregidiyor…

Bayramın ilk iki günü, biz artık büyükler kategorisine girdiğimiz için gelenleri ağırladık. Üçüncü günü ortalık toplama ve dinlenme gününe ayrıldı tarafımdan. Bu bayram uzun, dört gün… İşte o dördüncü günde hava güzel, güneş parlıyor… Ben de öğlene doğru bayram gezmeme çıktım. Gideceğim yer lunapark olamaz ya, ben de bilindik Kadıköy’e gittim. Altıyol’dan Bahariye’ye doğru bakınca yoğun bir insan seli görünümünde. Bayram gezmesine çıkan yalnızca ben olmamışım.

Dükkanların çoğu, pasajlar kapalı. Açık olanlar dolup boşalıyor. Yiyecek yerleri ise neredeyse dopdolu. Ben de biraz dolandıktan sonra, açıkta bölümü olan bir tanesinde mola aldım. Elimde tepsiyle içeriden çıkınca, baktım boş masa yok. İki tanesinde birer hanım tek başlarına oturmuş. Bir tanesini seçip izin istedim ve oturdum.

Müziksiz yapamam, yine kulağımda inleyen nağmelerimleyim. Hanımefendi bana bir şeyler anlatıyor ve ben Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 55, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

18 Kasım, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Bayramımız “Kurban Bayramı”. Bayram gelmeden önce başladık kurban edilecekler tartışmasına. İthaldi, kendimizindi diyerek küçük ve büyükbaş hayvanların maceralarını izledik, dinledik. Biz seçecektik, onlar kurban olacaklardı.

Günlük yaşamda da kurban olmayı ne çok kullanırız biz. Bir bebeği, çocuğu severken “kurban olurum” denilir çoğu kez. Benim doğru bildiğim “Yaradana kurban olurum” diyerek söylemektir. Hele bir dursam da bıraksam dileyen dilediği gibi kullansa. Evet bırakırım ama içimden yine de doğrusu böyle olmalıydı derim. Bu benim kusurum. Böyle dolu dolu kusurlarım olur benim. İçten inanarak, gözümü her şeye yummak gibi. O noktada sabitlenir, dümdüz yolumda giderim ben. Sanırım âmiyane tabiriyle “jetonum köşeli”… Takılıyor, kalıyor… Düştüğünde acı veriyor işte.

Aklım sıra da düşünür dururum… Enine boyuna Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 67, bugün ise 0 kez görüntülenmiş