
Foto:Fatma Çetin
Yaşam sürprizlerle doludur diye başlayalım söze… Yazmaya başladım ve aklıma geldi kim demiş? İnternet elinizin altında ve bir tık ile dökülüveriyor sonuçlar. Aradığım dışında ilginç yazılarla karşılaştım. Bıraktım araştırmayı. Aslında varmak istediğim; olumlu ya da olumsuz nedenlerle, paylaşmak istediğim sergiyi yazamayış nedenimdi. Sergi tarihi geldi geçti, ancak paylaşabiliyorum.
Yine bir kursa gidişimde gördüm afişini… Fatih Mahkemesi Sergi Salonu duvarında; “İlhan Özkeçeci Resim ve Hat Sergisi” büyükçe yazılmış, canlı renklerle bezeli büyük bir afiş. Hat hocamız önceden gitmemizi de önermişti. Osmanlıca kursunda arkadaşlarıma da gitmelerini ben önerdim. Zaten kurs binamıza birkaç adım ötede. Bu sergilere gitmemeleri, kişilerin kaybı diye düşünüyorum.
Prof. Dr. İlhan Özkeçeci 1980′de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Dekoratif Sanatlar Bölümü’nden mezun olmuş. 1983 - 1995 yıllarında Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmış. 1991′de Mimar Sinan Üniversitesi’nde Geleneksel Türk Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 61, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Foto:Fatma Çetin
Yaşam ertelediklerimizle dolu olarak geçip gidiyor… Kimi kez üzerimize çöken ağırlığa bağlıyoruz… Kimi kez iş yoğunluğumuza… Kimi kez de moral çöküntüsüyle ilişkilendiriyoruz erteleyişlerimizi… Oysa zaman hiç durmuyor ve akıp gidiyor…
Evden uzağa gitmeyi, bir başka yatakta ve yastıkta yatmayı yadırgarım… Kısa süreli olur gidişlerim ve ben döneceğime yakın daha yeni alışıyor olurum bu duruma… Değişikliklere pek de açık olduğum söylenemez demek ki çoğu kez yastığa beş kala başı, uyumaya başlayanlara da özenirim…
Büyük kasabaya düştü yolum… Yani başkent denilen Ankara’ya… İstanbul’da doğup, bu yaşa dek İstanbul’u mesken tutmuş bana öyle geliyor… Kimse kusura bakmasın… Yok düzenliymiş, yok trafik öyleymiş, insanı böyleymiş… Boş geliyor… Karmaşası bile olsa seviyorum canım İstanbul’umu… Kim demişse iyi demiş “Ankara’nın nesi güzel? Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 59, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Foto:Değer Altunay
Bugün Sayın Emre Konuk’un “Korumacı cinsiyetçilik” yazısını okudum… Sonuna takılı kaldım… Verdiği çözüm önerisi asla yapılamayacak gibi geliyor, bana… Yazılanlardan yola çıkarak “google” ın arama motoruna “bir kadın bir kadının düşmanıdır” yazdım… Veee “Bir kadın bir kadının neden düşmanıdır?” türünde yazılmış onlarca sayfayla karşılaştım… Kuşkusuz çekememezlik, anlaşamamazlık, geçinilemezlik gibi şeyleri yaşadım, biliyorum… Ama “düşman” olarak saflaşmanın ne düşüncelerimde ve ne de uygulamamda yeri olmamıştı… Gerçekleri aklıma bile getirememiştim… “Neden” diye yıllardır akıl yorduklarım, buymuş meğer… “Durdurun dünyayı inecek var!!!”
Sayın Emre Konuk; İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü bitirdikten sonra, Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Derecesi alıyor ve Aile Terapisi eğitimini de Mental Research Institute, Palo Alto-Kaliforniya’da yapıyor. Aynı enstitüde Brief Therapy Center’da terapist olarak çalışıyor ve 1985′te Türkiye’de psikoterapi mesleğinin kurulmasını sağlamak ve kişilere, ailelere ve organizasyonlara psikolojik ve kurumsal hizmetler vermek amacıyla DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü‘nü kuruyor. Gerçekten Sayın Emre Konuk’u çok takdir eder, sevgi ve saygı duyarım.
Sayın Emre Konuk’un yazısını okuyunca, düşüncelerim uçuşa geçti… Küçücükten elimize bir bez bebek verdiler, Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 55, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Foto:Değer Altunay
İstanbul’um yedi tepe… İnişli çıkışlı yollar… Bizim ev Acıbadem’de… Çamlıca Dağ(cığ)ı’nın eteklerine konuşlanmış evler… Ağız alışkanlığı bile yapmışız “caddeye çıkıyoruz” diyerek… O tırmanışlarımda, dağlık bayırlık yerde sırtında yüküyle çıkışlarını düşlerim, TV deki görünümleriyle hemcinslerimin… Sırtında çalı çırpı, belki de başka yükleriyle… Bana zor geldiğine söylenirim “ya onlara” diyerek… Metreye vursan daha da söylenesi…
Taslaklarım oluşmuş bir dolu… Yaz komutu vermeden gözüme çarpan… Başlıkları ve içerikleri inişli çıkışlı… İstanbul’umun yolları gibi… TV de izlediğim toplum gerçeklerine baktığımda söylendiğim “ya onlara” diyerek… Acıya vursan daha da söylenesi…
Herkesin tepkisi kendine özgü… Alınganlık ve hassaslık anlamı apayrı sözcükler… Ancak nedense çoğunlukla iç içe geçmiş gibi duyumsanan… Alınganlıkta özgüven eksikliği ile betimlenenin, duyarlılığın abartılmasıyla Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 66, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Foto:Fatma Çetin
Gün içinde kaç mod oluşur bir kişide? Bir yılda kaç mevsim vardır? İki soru birbiriyle çok ilintili… Yalnız bir ayrıntı var ki mevsimler düzenli oluşuyor geçişsel olarak ama bu durum kişiye dönüp baktığımızda hiç de öyle değil… Yazdan kışa, ilkbahardan yine kışa ve belki sonbaharın hüznü ilkbaharın ılık ve iç açıcı durumuna da dönüşebiliyor… Hiç belli değil… Esinti anlık olunca duyumsanan mod değişebiliyor, rüzgârın şiddeti de önemli doğal olarak… Mevsimler de şaşkınlarda değil mi? Küresel ısınmayı durdurun… Olur! Biz de günlük yaşamımızdaki küreselleri durduralım ve ısınmalar dursun… Normal mevsimleri yaşayalım… Yer neredeydi? İnmem gerek… Basmalıyım sıkıca ayaklarımı… Bulutlar yük taşımazmış elektrik dışında… Ağır geldim… Ve şaşırttım onları… Bir artı bir eksi şimşek, yıldırım, onlar da şaşkın… Toprakladılar!!!
Üsküdar Belediye’sinden aldığım kitapları yazacaktım ben… Üsküdar’ım, Üsküdar’ımın çeşmeleri, sokakları diyecektim… De diyemeyeceğim… Bugün değil yarın belki daha da sonra gelecekler düşüncelerimden süzülüp parmak uçlarıma ve dönüşecekler yazıya… Paylaşılmaya… Ama bugün… Yok!!! Düşüncelerimde uçtum, bedenim yalnızca görselde…
Güneş gün boyu Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 51, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Foto:Fatma Çetin
Geçen hafta rahatsızlık nedeniyle sokağa çıkamamıştım… Acısını çıkarıyor gibi hafta başından beridir Kadıköy’le bütünleştim… Çarşamba günü de kurs nedeniyle Üsküdar’a düştü yolum… Üsküdar Belediyesi ara ara “Mor Salkım” adında dergi çıkartır… Mart ayında çıkacak denilmişti… Kurstan çıkınca doğru belediyeye gittim… Görevlilerden baskı hatası nedeniyle geriye gönderildiğini ve yenisinin ne zaman geleceğini bilmediklerini öğrendim…
Tam dışarıya çıkarken gördüm o iki genci… Açık krem rengi üniforma giysiyle belediye binasına giriyorlardı… İnce ve açık renkli giysi, dışarıda atıştıran yağmur ve soğuk havayla zıt olarak baharı çağrıştırıyordu… İlginç geldi ama sormadım neden öyle giyindiklerini… Kapıdan çıkarken gözüme kalabalık ilişti… O zaman cep telefonuma gelen iletiyi anımsadım…
“Üsküdar Belediyesi önünde hazırlanan ve Çanakkale Zaferi ruhunu, askerlerinden hemşiresine, kuru ekmeğinden lapa çorbasına kadar Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 78, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Foto:Fatma Çetin
“Süleymaniye Kütüphanesine Yolculuk” yazımda anlattığım gibi kapısına dek gelmiştim arkadaşlarımla… Artık içeriye girebiliriz dostlar… Ancak, grupla gezebilmek için önceden izin almak gerekiyor ve bu izni Osmanlıca hocamız sevgili Ayşe Aytekin önceden almıştı. Yine de kapıda bir süre bekledik… Sanırım âniden alınan izinle, başka bir grup gezmesi oluşmuş…
Bizi önce bir bahçeye aldılar ve Süleymaniye Kütüphanesi’nde müdür olarak görevli olan İbrahim Göksel Baykan bey tarafından bilgi verilmeye başlandı…

Foto:Fatma Çetin
Şu an asıl kullanımda olan adı “Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi” olarak geçen Süleymaniye Kütüphanesi, Kanuni Sultan Süleyman’ın 1550-1557 yılları arasında Mimar Koca Sinan’a yaptırdığı Osmanlı Mimarisinin şaheserlerinden birisi… Çok büyük ve kapsamlı ama biz çok az bir bölümünü gördük… Hem restorasyonda olduğundan ve hem de şu an için gezdirilmediği söylenildiğinden…
Gerçekten çevrelenmiş bir şekilde, yoğun çalışmalar görülüyordu… Kolay mı? Koskoca “Süleymaniye Külliyesi”… Ki “Câmi, Dâru’l-Kurrâ, Mekteb-i Sıbyân; Evvel, Sâni, Sâlis ve Râbi medreseleri; Tıb Medresesi, Dâru’ş-şifâ; Dârü’z-ziyafe; Tabhâne; Dâru’l-hadîs; Dâru’l-mülâzimiye, Hamam, Sinan’ın mütevâzı türbesi ve avlu kapıları üzerinde bulunan bekçi evleri ile camiin kıblesindeki Kanuni’nin türbesi, Hürrem Sultan’ın türbesi ve kabristandan oluşan hazire”den meydana gelmiş… Çıktığımızda camiye doğru gittik… Restorasyonda olduğu Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 155, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Foto:Değer Altunay
Doğum günün kutlu olsun ablacığım… Tam 65 yaşındasın biliyor musun? Pastana 6 tam ve bir de yarım mum koyacaktım… Yapacaktım bunu ve sen o boğuk gülüşünle kahkaha atacaktın… Çünkü sesli gülmek yakışmazdı bir genç kıza ve sonraları da bir kadına… Hatta gülerken ağzını elinle örtmek de isteyecektin… Gülmeyi bile hak etmiyormuşçasına… Neden???
Özledim… Çoook… Seni andığımda, adın geçtiğinde ağlamamayı başaramayacağım ben, yok! Örtüldü sanılan kor ateşin var ya, dağlayıp duruyor… Bazı kez için için, bazı kez de açıkça…
Anneler bilirmiş bakınca içinden geçeni çocuğunun… Onun için beni seninle bir başımıza bırakmamıştı hastane odasında… Hep yanıma bir ablamı da vermişti… Öyle belliydi demek bir şey olursa sana, benim de yitip gideceğim… Değil be ablam… Bak hâlâ boğuşuyorum işte, yaşam masalıyla…
Ben böyle bir başıma yazıyor olmamalıydım… Yanımda sen konuşuyor, eğleniyor, tartışıyor, uyarıyor olmalıydık birbirimizi… Ne düşlerimiz vardı bizim… Hep emekliliğe, yaşlılığa ertelediğimiz… Eeee! O günler geldi ama sen neredesin?
CDye çektiği görüntüler var kardeşimizin… İzlerken ne güzel yanında olup da, bittiğinde yokluğuna dayanamadığım…
Diyor ki bir büyüğüm “17 Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 63, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Foto:Değer Altunay
Bazı günlerim vardır, her yıl yeniden ve yeniden yazdığım… 8 mart da onlardan biri ama yalnız bunlarla sınırlı kalmıyor kadınlar adına yazdığım… Çok doğal… Ben bir kadınım ve yaşadıkça, gördükçe, okudukça dile getiriyor olmam…
Bu kez Wikipedi’den alıntıyla başlayacağım… Neden her yıl Dünya Kadınlar günü kutlanmakta ve neden kutlanılmasına gerek duyulmuş…
“8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.
26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın “Dünya emekci Kadınlar Günü” olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.
İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve değişen tarihlerde fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921′de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda gerçekleşti. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960′lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde de anmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti. Birleşmiş Milletler’in sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York’ta ölen işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır.”
Bu açıklamada iki bold cümle bulunmakta ve bunu ben yaptım… Bu kutlamanın “Dünya emekci Kadınlar Günü” olduğunu ve “kutlamanın New York’ta ölen işçilerin anısına yapıldığı“nı vurgulamak amacıyla…
Yalnız bir diyesim var… TÜM KADINLAR EMEKÇİDİR… İş yaşamları olsun ya da olmasın… Erkekler evde yardım ederlerse “yardım ettim” diye gündeme gelir… Oysa kadın ev içi ve dışında tüm sorumluluğu yüklense de aslında “kadının adı yok“tur…
Çok eskilere gitmeyeceğim… Kendimden söz edeceğim… Dört kız kardeşin en küçüğüydüm… İki ablam karma olduğu için liseye gönderilmedi Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 37, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Foto:Fatma Çetin
Geçen hafta Osmanlıca kursuna gidememiştim… Evimizdeki en küçük(!) çocuk yine hastalıkla boğuşmamızı ve bir acil yolu yapmamızı özlemiş sanırım… Ertesi gün sıra arkadaşım ve hafta içinde Osmanlıca hocam aradı “Süleymaniye Kütüphanesi’ne gideceğiz cuma günü” diyerek… Ben heveslendim de durumlar ne gösterir, beklemedeydim… Hem Hüsn-ü hat kursuma ve hem de kütüphane gezime gidebildim… Kontrolu boş günüme denk getirerek… Şükür!!!
Arkadaşlar kurs binasında toplandı, bense onları vapur iskelesinde beklemeyi yeğledim… İyi de olmuş… Şu çok sevdiğim kâğıt helvamı çocuklar gibi sevinçle yiyerek tek başınalığın keyfini sürerken, bir de iki sokak köpeğinin soğuk savaşını izledim… Ufak tefek olanı, kendinin birbuçuk misli büyüklüğündekini alanına sokmuyor… Dişlerini gösterip babalanıyor, koca köpek resmen korkuyor… Aslında şöyle bir varsa üstüne, kazanacak savaşı… Neden acıklı acıklı seslerle yanına gitmeyi istediğini de anlayamadım… Ufaklığın belirlediği alan Üsküdar-Beşiktaş İskelesi’nin Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 58, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
