15 Ekim, 2011 tarihinde fatosh yazmış

Foto: Fatma Çetin

Foto: Fatma Çetin

Her şey süreklilikte akıcı oluyor. Bu durum yaşamın her alanında olduğu gibi, yazmakla da ilişkin. Geçenlerde benim gurbetçi ablam (dediğime bakmayın, yalnızca Ankara’da) gelmişti. Ona çok önce bir inci kolye tasarlamıştım. Kullanırken ucu kopmuş. Yeniden dizdim ve dizerken tasarımıma “aferin” dedim. Koca bir saklama kutusunu önüme çıkardım, malzeme gerek ya. İçinde değerli doğal taşları da kapsamak üzere, yok yok.

Bir zamanlar dersini almamama karşın, takı tasarımı yapıyordum. Süreklilik üreticiliği getiriyordu ve özgün takılar çıkıyordu ortaya. Öyle ki Ankara’da ablama nereden aldığını soruyorlardı. İşte her alanda bu işleyiş geçerliliğini sürdürüyor. İlişkiler, işler… Yalnızca iki sözcüğü.

İlkokula gittik “şimdi okullu olduk” şarkıları ünlendik. Okul yılları bitmek bilmez gibi geliyordu. Her öğrenim yılı başladığında eski arkadaşlarımızın yanı sıra, sınıfa yeni katılanlarla da eklenenler artıp giderdi. Sokak arkadaşları, sınıf arkadaşları derken belki yan sınıflardan Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 77, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

29 Eylül, 2011 tarihinde fatosh yazmış

Foto: Alihan Çetin

Foto: Alihan Çetin

“2007 yılının bir eylül günü merhaba dedim” diye başlasam söze, “bloguma yazmaya” diye getiririm cümlemin sonunu. O “biranne.com” un doğumudur ki o da “İyi ki doğmuştur” benim yaşamıma…

“İyi ki doğdum” dediğimin, “tevellüt” diye mi versem tarihini (Aslında tanıtımda yazılı. Bilmece: Bulun bakalım). Yok! Bir babaanne de olsam gayrı, “o kadar da değil” diye umutvar olmalardayım. Geçtiğimiz günlerin birinde Nişantaşı’nda beni görüntüleyen “flash, flash” diye magazin haberlerine geçecek muhabir değil, oğlumdu. Oralarda ünlülerle dirsek temasında olunuyor, çoğu kez ya… Oradan yola çıkmış ve muziplik olsun diye arkadaşlarımla paylaşmıştım, “Fotoshop bilmiyorum, görüntüde bozuklukları siz gözünüzle düzeltiverin, görmezden gelin.” diyerek. Sol köşeye “ilgili”yi koysam mı acaba??? :(

Hele bir kutlamaya gelebilsem… “İyi ki doğdum. İyi ki varım.”, bu da kendime armağanım. Artık kendim çalıp, kendim mi söyleyeceğim? O kadar da değil! Değil, değil mi? ;)

Öyle boş geliyor ki artık bu tür kutlamalar. Kilişeleşmiş… Aile bireyleri aralarında sözleşmişler, planlar yapılmış, yemek yenecek, ille bir pasta da olacak sanırım… İyi de üstüne kaç mum koyacaklar? Görüntüyü kurtarsın, tek mum.

Aklımdan geçenler, hiç doğum günü yazısıyla bağdaşmıyor… Ekrana boş boş bakıyorum… Yazmak ya da yazmamak, Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 186, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

18 Eylül, 2011 tarihinde fatosh yazmış

Foto: Fatma Çetin

Foto: Fatma Çetin

28 Ağustos’ta yazmışım en son. Karar almıştım yazacaktım… Günaşırı olmasa da daha sıklıkta… Eskisi gibi… “Ne eskisi gibi kaldı ki benim yazı sıklığım öyle olsun” deyip kendimi aklayayım. “Temiz yazışma”… Ben de “temiz” durumlarına uyayım.

Gecenin bir yarısı bloguma yazmak üzere davrandım. Baktım yine günler günleri kovalamış. Giriş yaptım, sanki bana içerlemiş gibi “Yazı yazın” bölümünden yan yan bakıyor. Hani neredeyse dile gelip “Seni seniii, yine atlattın beniii.” diyecek. Bende bir mahcubiyet… Boş sayfaya nedenlerimi sıralamaya başlayacağım. Eh! Nedenleri demesem de gönlünü almışımdır umarım, sevgili “Biranne.com.” . Hoş artık bir babaannesin ya. Bak, annelik bile eskisi gibi kalamamış. Çağ atlıyoruz!

Hazır blogumla ilgileniyorken gelen yorumlara da bir bakayım dedim. Uzaklardaki can, “Bir şey dikkatimi çekti. İstenmeyen yorumlar diye yazıyor. Onlar nedir?” diye sormuştu. Bakıyorum, başka bir dilde yazanlar çoklukta. Kimi de Türkçe tercümeye Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 82, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

28 Ağustos, 2011 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Evet! Çok şükür yeniden bayramımızı kutlayacağız. Ancak “Kutlu ve mutlu mu?”, yoksa “Buruk ve hüzünlü mü?” ya da “Bayram gelmiş neyime…” diye yanık bir türkü çığırarak mı? Kapılar kapanır ve herkes yazgısını yaşar.

Artık yazgılar kapalı kapılardan sızmakta değil, kapılar ardından taşarak çağıldamakta… TV kutusundan hem işitsel ve hem de görsel olarak izliyoruz. Sosyal medyadan da kimden geldiği belli başlıkta olarak, saniyesinde haberler akıyor. Nette parmağınızın bir tık ötesinde “son dakika” yazan “Flash! Flash! Flash!”lar, kırmızı kırmızı yanıp sönerek gözünüze giriyor. Bir yerlerden haberler uçuşuyor… Gizlilik mi? Nerede? Geçmişin ve kimi gizlilerin de oldu bittiyle, “Aaa!” nidaları eşliğinde bilgi olarak atlanıldığının ayrımına varılmakta. Şaşkınım!!!

Neler oluyor hayatta??? Bu da bir şarkı ve sözleri var. Rahmetli babaannemin atasözleriyle konuştuğunun ayrımına vardığım gibi, ben de öyle konuşur olmuştum… Artık “Keramet babaanne olmakta mıdır?” diye düşünürken, ek olarak dilime dolanan şarkıları da eklediğimi görmekteyim yazılarıma. Bu da çağımızın bir getirisi olmalı özüme… İyi ya da kötü…

Bugün kesin “Bayramımız kutlu olsun.” yazısı yazacağım, aklımda. Sabahleyin TV karşısında, izlemeyi çok sevdiğim Natgeotv’deyim. Ekranda 1945 yılı belgeseli bir yapım… Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları, oluşumu, getirisi, sonuçları… Hey Allah’ım! “İzleme geç.” demeyin bana… Yapamam… Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 137, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

21 Ağustos, 2011 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Aynı yazımın başlığındaki gibi… Günler, aylar gelip geçiyor ve ben aklımdakileri yazıya çeviremeden kalakalıyorum. Aslında bir rahatlama oluyor, paylaştıkça paylaşasım geliyordu ve ben bu durumdan hoşnuttum. Bu yıl blogumda da görüldüğü üzere, ol-du-ra-mı-yo-rum… Bir yere gidiyorum, her an bir yazı konusu oluşuyor… Diyorum ki kendime “Bu kez kesin, eve döner dönmez PS’min başına oturacak, yazacağım.”… Ol-mu-yor.

Bahane olmamalı, kaşla göz arasında yazmalıyım… da… Diyelim ki karnım aç geldim, bir iki lokma atıştıracağım. Ya da yorgunluğumu atmak için bir kahve içeceğim. Mutfakta, salonda her neredeysem Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 81, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

31 Temmuz, 2011 tarihinde fatosh yazmış

Rüzgar Kaan Çetin

Rüzgar Kaan Çetin

“Yıllaar önce soğuk bir kış günü…”, “Yıl 19.. kışı…” gibi sözcüklerle başlayan cümleler neyin belirtisidir? “Yaşanmışlığın” deyip geçelim.

Yine öyle bir cümleyle başlayacağım söze, yaşanmışlığımdan. ;) Yıllar önce “Altın Kızlar” diye bir dizi vardı CNBC-e’de.  29 Mart 2011 tarihinde  CNBC-e Dergi’nin “Hot in Cleveland” iyi bir açılış yaptı “Altın Kızlar”ın hayatta kalan tek üyesi … diye bir haber geçişi yapmış olması da bunun kanıtı. Diziyi izlerken, “Altın Kızlar”dan birinin annesi “Yıl 19.. kışı…” gibi başlayan bir cümle kurduğunda “Hey Allah’ım yaşlı ya, cümle başlangıcına bak… Ama çok da sevimli.” derdim içimden.

TV’de haberleri izlerken şöyle bir haber başlığı duyuyorum bugünse… “Yaşlı kadın caddeyi geçerken araba çarptı. 62 yaşındaki Ayşe nine…” diye süregiden. İrkiliyorum… “Nine” mi? Ablamı düşünüyorum, o da 62 yaşında ve bir nine ama hiç nine görünümü yok. Kendimse aklıma bile gelmiyor… Oysa ben de Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 117, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

19 Temmuz, 2011 tarihinde fatosh yazmış

Foto: Fatma Çetin

Rüzgar Kaan Foto:Fatma Çetin

Finansbank’ın reklamı “Rüzgar nereye, götür beni oraya”… Yaşam da böyle işte… Sürüklenilip gidilmekte…

Teyzemin minicik bir not defteri var, anılar bölümümde sakladığım. Yalnızca o mu??? Rahmet olsun ona, Aysel Gürel’in son zamanlarında çöpten topladıklarını gösteren görüntüleri dönüp durmuştu bir aralar ekranlarda… İzlediğimde “Oh olsun! Ne diliyorsa öyle yapsın.” demiştim ki öyle yaşayıp gittiğinden kızları da dem vurur. Bazı kez benim çöp evde yaşayacağımı düşündürür o görüntü bana… Atmaya kıyamadığım, anı birikimlerimle.

Ablamdan bir elbise, ördüğü bir bebek yeleği ve sehpa dantelleri, babannemin gelinlik üstüne giydiği ipek kap, üstünde delikler oluşmuş yeşilli bir ipek örtü, babaannemin ipekli elbisesi, babannemin siyah ipek şalı, babamın bir tişörtü (rahmet olsun onlara), ondört yaşında okuldan alınıp evlendirilen annemin tuttuğu günlük, teyzemin minik not defterine yazdığı şarkılar ve eklediği ufak notlar, benim lise yıllarımda Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 376, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

1 Haziran, 2011 tarihinde fatosh yazmış

Foto: Fatma Çetin

Foto: Fatma Çetin

Ne yazamadım diye sebepler sıralayacağım, ne de gözden uzak olanın uzaklaştığından dem vuracağım. Şu an yazabiliyorum, öyleyse yaşasın!!!

Benim bir kışlık balkonum vardı ve geçen yıl bahçeye yonca ekme çabalarına girişmiş, elimde yonca tohumları kara kara düşünürken apartman görevlisine devretmiştim işi. O yoncalar bu yaz bahçeyi sardı ve yeşil, güzel bir görünüm oluşturdu. Geçen yıl papatya hastalığına tutulmuş gibi ortaya yaptırdığım bölüme de çeşitli papatyalar alıp alıp dikmiştim. Kimisi boynunu bükmüş ama ardından kendini toparlamıştı.

Kışın doğru dürüst bir kar yağmadı ama baharı da yaşayamadık. Zaten İstanbul’da tadınca bir bahar olamaz, döpiyes giymek olası değildir. Üstten montlar, ayaktan çizmeler çıkar ve tişörtler ve sandaletlerle bulur kişi kendini. Papatyalarım da bizim tersimize üstlerini çıkarmaya fırsat bulamadılar. Birkaç tanesi tümden kurudu, kalanı yeşil yeşil durdular kış süresince. Boy attılar, büyüdüler ve çevrelerine doğru yayıldılar.

Yeşilliklerine bakmak bile hoşuma gittiği için, kimselere elletmedim… Bıraktım kendi hallerine… Yalnızca izledim.

Canlarım benim… Sonunda öyle güzel bir armağan oldular ki bana… Önce üzerleri Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 135, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

8 Mayıs, 2011 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Alihan Çetin

Foto:Alihan Çetin

Anneler günü kutlu olsun… Babaanneler günü de. Anneannelerinkini onlardan birinin yazacağını varsayıyorum. Ben kendi babaanneliğime bakarım. Terslik mi söz konusu? Olmamalı… Gecenin bir vaktinde yorgun argın yazan, emek veren benim… Öyleyse??? Hay benim ayrımcılığıma…

Girişim olumsuz yorumlara açık, biliyorum. Aslında anneler, babaanneler, anneanneler diye ayrım yapmaya  gönlüm hiç razı olmaz. Hele böyle tek günle, haftayla kutlama sınırlamalarına karşıyım. Aykırı, özgür ruhum benim… köşelere sıkışıp kalmasına bakmayın siz. O hep uçlarda gezinir… gezindiğinle kalsa da…

Yine uç olanları “istisnalar kaideyi bozmaz” diyerek yumuşatalım ve çoğu hemcinsimin koşullar gereği “okuyup cici kız olunacak, bir yuva kurulacak, pembe boyalı evde oturulacak” dayatmasıyla ellerine verilen birer bebekle minicikliğinden hazırlandığına getirelim sonuç olarak. Her kız çocuğu, potansiyel anne adayı olarak büyütülüyor. Kariyer düşleyenlerin de evlenip çoluk çocuğa karışmak hayali nedeniyle “kariyer de yaparım, çocuk da.” söylemi ortalarda.

İngiltere 2. veliahtı evlendi, genç kızlar düş Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 121, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

2 Mayıs, 2011 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

“Dünya dünya yalan dünya/ Dünya dünya maniki dünya” diye bir şarkı söylendiğini anımsadım küçüklüğümde. Sözlerinin sonunu getiremedim bir türlü… “Beni benden alan dünya” diye mi süregidiyordu ne??? Bilemiyorum…

“Dünya” diye diye ne şarkılar söylenmiş,
şöyle bir gezindim nette…

Neler neler yazılmış,
ne şarkılar dinlenmiş…

Neşet Ertaş
Ah Yalan Dünya
Hep sen mi ağladın hep sen mi yandın,
Ben de gülemedim yalan dünyada
Sen beni gönlümce mutlu mu sandın
Ömrümü boş yere çalan dünyada.

Ah yalan dünyada, yalan dünyada
Yalandan yüzüme Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 221, bugün ise 0 kez görüntülenmiş