1 Temmuz, 2010 tarihinde fatosh yazmış
Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Evlenmek için bir telaş var, bu aralar. Üst üste üç düğün vardı. Sonuncusunda, Altın Kızlar Kışlık Grubu’mdan bir arkadaşımın kızının düğününde, beraber olduğumuz bir ötekinin bana sitem ettiği “Yazıların çok aralıklı oluyor. Blogunu açıp da yeni yazı göremeyince bozuluyorum.” deyişi haklı bir söylemdi. İşte, aklıma düşenleri yazıya geçiremeyince böyle “karışık” ya da “ortaya tam karışık” yazılar oluşabiliyor.

Üst üste üç düğünden yazacak ne çok malzeme çıkar… Çıkar çıkmasına da hani eş, dost gibi kavramlar, yazmayı engeller. Alınganlık… Bende de ön saflardadır. Kendine yapılmasını istemediğini, bir başkasına yapma… Olur! Şimdilik bu konuyu geçelim. Sonrasında işin içine kendimizi de katar, yazar, eğleniriz. Ben yazarken, siz dostlar okurken. Öyleyse bugün için de “ben” diyelim. Yazıyı benimle sürdürüp eğlenelim.

Semt pazarımız vardı ve yazdırmam gereken bitmiş ilaçlarım. İki işimi de halletmek üzere yola koyuldum. Pazarda, taze sebze ve meyveler vardı ve onları görünce kendinden geçen bir de ben. Geçen hafta yeni bir pazar arabası aldım. Satıcı Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 46, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

21 Haziran, 2010 tarihinde fatosh yazmış
foto:Fatma Çetin

foto:Fatma Çetin

Cuma günü Osmanlıca dersimizin son günüydü… Hava bunaltıcı ve nasıl okuyacağım ben şimdi belgeleri, durumundaydım… Hocamıza ve arkadaşlarıma “veda” olarak gitmem gerektiği düşüncesiyle biraz da geç olarak yola çıktım… Aklımda şöyle bir uğramak varken kendimi belge fotokopisi çektiriyor, okunanları not alıyor olarak buldum… Sonuna dek kaldım dersin ve vedalaşmadık… Bir yerlerde göreceğiz birbirimizi diyerek… Telefon numaramı almak için peşime düşenler hoş bir sürprizdi… Çoğu da genç kızlardı… İlginç geldi… Çocuklarımdan küçükleri bile vardı… Demek ki yaşla ilişkili değilmiş arkadaş olma arzusu… Verebildiğiniz öğrenme şevki ve görünümüymüş… Hocamız kendi hocasından ders görmemizi önerdi ve onun bu durumdan mutlu olacağını bile söyledi… Seneye oluşan öğrenme grubunda gözlerinin bizi arayacağını, onun için kolay olmayacağını söyleyerek… Buruk bir ayrılış oldu… Onu ve öğrenmeyi severek gidip gelmiştik biz… Öylesine vakit geçirmek için değil… Ki her işe koyuluşta olması gereken hedefin bu olduğu gerçeğinin yadsınmaması gerektiği gibi…

Öyle burulmuş sokağa çıktığımda Fatih Mahkemesi Sergi Salonu’nda bir türlü girip de gezemediğim sergiyi görmeye geçtim, “Hasbahçe Sanat Grubu Sergisi”… Serginin son günü ve Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 92, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

15 Haziran, 2010 tarihinde fatosh yazmış
foto:Fatma Çetin

foto:Fatma Çetin

Mevsim yaz… Deniz, güneş… Özlenen…

Özleme yol aldım, olağan… Oysa benliğim çoktan oralarda…

Sonunda… Özlediğimleyim… Kulağımda Joy FM ünleniyor… Yardımlarda, alıp götürmeye… Gidebildiğimce…

Sonsuzluk uzanıyor önümde… İstiyorum öyle olsun, düşlerimdekinden… Sağa sola kapatmışım yönümü… İlle de ilerilerdeyim…

Kıpraşan mavi, buluşmuş ufukta ton açığıyla… Dinginlik ve huzur dolu görünüm eşliğinde…

Bir şiir kitabı elimde, okuduğum… Öylesine durmaktayken yerinde, “her şeyin bir zamanı var” dercesine… Bugün geçmiş elime…

Eski, çok eski… Birinci basım: Nisan 1998 diyor kapağında… Matbaa kaldı mı? Ya ozan ne yapar? Sabahattin Akman Aden! Gerçek Sanat Yayınları! Aşk-ı Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 45, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

1 Haziran, 2010 tarihinde fatosh yazmış
AY YILDIZ

AY YILDIZ

“Şehitler ölmez”… Şehitlik mertebesine ulaştıkları görevleri ise “vatanımızın bölünmez bütünlüğü”… “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” diyerek içten haykırışımız, acımıza eşlik eden ve uğruna baş koyduğumuz gerçek…

Yazmaya başladığımdan günümüze dek olmayası kara haberleri duyduğumda kaç kereler yazmışım… Dün yine duyduğumda dayanamadım… Bugünse oturduğumuz yerden izlediğimiz görüntülerle yüreğimiz dağlandı… Taa uzaklardan… Bir de gelin ateşin düştüğü yerde yakıcılığını düşünün… Şehitler ölmez… Şehit aileleri günde kaç kez ölür oysa ki… Yaşayan bilir…

Bakamadım, izleyemedim tümünü… Görüntüde kollarına girilmiş oğulcuğunun yanına giden bir anne vardı… Annenin ayakları sürükleniyor, istemsiz gidiyordu… Ruhu onun yanındaydı… Bembeyaz ve bitip tükenmiş yüzünün anlatımında hiçbir şey yok görünümünün altında, yılların anıları çağıldıyordu…

O çağıldayışları yüreğimde duyuyorum ve aklıma ulaşıp parmaklarımın ucundan fışkırmak istiyorlar… Ne çare… Karmakarışığım…

“İçimden yazmak değil yaşama küsmek geliyor, kuşkusuz olmamalı Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 59, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

19 Mayıs, 2010 tarihinde fatosh yazmış
Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Fethi Paşa Korusu Üsküdar’da ve Beşiktaş başka bir ilçe… Biliyorum… Ben Pazartesi günü iki ilçedeydim… Bağlantı yalnızca böyle oluştu…

Hüsn-ü Hat kursu hocamız toplanıp bir yere gidelim önerisinde bulunduğunda “Fethi Paşa Korusu” olsun diyen bendim… Manzara İstanbul’umun her tepesinden baktığınızda görülen panorama gibi anlatılamaz, kuş sesleri ve doğayla bütünleşim de öyle… Görmek gerek… Böylece öğle buluşması ayarlandı ve biz buluştuk…

Böyle bir oluşum dile geldiğinde çok kişiler “Evet!” diyerek hevesli davranır daaa… İş uygulamaya gelince bakarsınız bir avuç kişisiniz… Kural değişmedi…

Masa dikdörtgen olduğunda genelde yanınızdaki ve hemen karşınızda oturan kişilere ulaşabilir, söyleşebilirsiniz… Bu nedenle daire ve uzun olmayan elipsleri yeğlerim, toplantı durumlarında… Masamız dikdörtgendi… Eğilerek, çaprazlardan görebildi kişiler birbirini ve merkez Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 51, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

14 Mayıs, 2010 tarihinde fatosh yazmış
Salvador Dali

Salvador Dali

Gecenin kör karanlığı… Severim ıssızlığını gecenin… Sessizliğin sesini dinlerim çoğu kez… Ya da hafif bir müzik eşlik eder, yanıbaşımda… Her ne yapıyorsam…

Bir kitaba dalıp gittim, bu aralar… “Aşk”… Elif Şafak, yazarı… Elimden bırakamıyorum… Sonuna da varamıyorum… Ah gençlik diyorum… Kitabını al, köşene geç, kıvrıl, bükül, ne dilersen yap… Dal git o diyarlara, sonuna değin oku bitir… Yeniden dön, gününe… Olmuyor şimdi… Engeller ket vuruyor… Sonuna dek varmana…

Mevlâna’nın Mesnevî’sinden alıntılar yapmıştım ben… Mesnevî’nin tüm ciltlerini bitiremesem de… Ara ara okuyabilsem de… Elif Şafak’ın “Aşk” kitabını okumaya başladım… Mevlâna “merhaba” dedi bana… Daha bir istekle okumaya başladım… Kimleri bulmadım ki orada… Ben, sen, o, biz, siz, onlar… Ben, ben miyim? Aradım… Sen oldum… Sırasıyla sonra, o da oldum… Biz olduk… Biz biriz, hepimiziz aslında…

İstiyorum ki olmasın kötülük, şu kısacık sınav yerinde… Sevgi önde gitsin, Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 45, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

11 Mayıs, 2010 tarihinde fatosh yazmış
Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Gülfem Hatun yokuşunda… küçük bir kız yaşardı” gerçek öyküsündeki küçük kıza deselerdi o günlerde “Senin bir amatör eserin marangoz amcanın dükkânında sergilenecek.” diye… Sizce anlar mıydı ve de inanır mıydı???

Evet!!! Küçüklüğümde çevresinde dolandığım, şu anda eserlerin sergilendiği odanın birinde, ben neredeyse yarım asır önce ödevim olan küp, küre, üçgen prizma gibi geometrik şekillerimi yapmak için uğraş veren marangoz amcayı, bir sandalye üzerine oturmuş ayaklarımı sallaya sallaya merak ve beğeniyle izliyordum… Bu bina o zamanlar ve restore edilene dek, ne olduğunu bilmediğim vîran bir taş yapıydı…

Oysa bu taş yapı Fatih’in Mahkemesi’ydi…

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Foto:Görevli

Foto:Görevli

Araştırınca değişik anlatımlarla öykülerine rast geldim… Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde yazıldığını anlatan bu öykü şöyle gelişiyor… Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethinden sonra şânına yakışır, gücünün simgesi bir “selatin cami” yapılması için mimar, Sinaüddin Atik Sinan olarak bilinen Yusuf bin Abdullah’ı görevlendirir (ki Fatih Camisi’nin de Havariyun kilisesinin yıkıntıları üzerine yapıldığını öğrendim bu arada). Ancak cami yapımı bitince Ayasofya’dan alçak olduğunu görerek öfkelenir. Mimarın nedeni “deprem nedeniyle yıkılma olasılığına karşılık iki sütunu Ayasofya’dan ikişer arşın kısa tuttuğu”dur. Özürü kabahatinden beter diyerek, Fatih Sultan Mehmet mimarın elini Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 89, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

9 Mayıs, 2010 tarihinde fatosh yazmış
Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Derim ya hep, şu bildirimli günleri içime sindiremedim bir türlü… Bu da öylesi… Yine de aklına getiremeyenlere ders olsun gibi bir gün işte… Bugün günümüz ey anneler ve kendini anne duyumsayanlar… Aslında “anne” diye kadınların ayrımına da karşıyım… Ne kadınlar var, yalnızca karnında taşımamış… Ama çoğu anne geçinenden daha anne…

Kurslarıma gittiğim günler, çıkışımda Üsküdar’ımda şöyle bir dolanırım… Öyle köşe bucak değil de çarşısı, belediye çevresi gibi… Cuma günü de Osmanlıca kursu çıkışımda yine turladım… Belediye binasına yaklaşırken, müzik sesleri duydum… Tamam bir etkinlik var, acaba yine ne haftası yaklaşıyor dedim… “Anneler günü” çıktı karşıma… İki dev hoperlör uzatılmış, kabloları belediyenin içinden çıkma, bir avaza şarkı çığırıyor… Ne çalındığını anlayamadım çoğunun… Yalnız bir ara Zeki Müren’in sesi “Annem” diyordu…

Havuzun çevresine şövaleler üstüne panolar asılmış… Şöyle bir dolanıp baktım ve çoğuna takılı kalarak fotoğrafladım… Hani ben demiştim biraz önce “anne vaaar, Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 44, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

6 Mayıs, 2010 tarihinde fatosh yazmış
Foto:Değer Altunay

Foto:Değer Altunay

Sevgili “güncem”, sana gereken ilgiyi gösteremiyorum… Gün aralıkları açılıyor yazışlarımda… Bu yola çıkışımda paylaştığım anlar, anılar olacaktı tamam biliyoruz onu ama birikti yazacaklarım ve ben aksatıyorum… Üstelik demiştim de ben tanıştığım “pazardaş”larıma salı günü, sizleri de katacağım yazıma diyerek… Gün perşembeyi, cumaya devredecek ve ben salıya takılmışım, dönüp durmakta aklımda… Öyleyse paylaşalım…

Salı günü erkenden kalktım… Bana göre bir erken… Günlük işler ayrımına varmadan yapılıyor, yapılmamış gibi duruyor… Üremekte… Onlar ürerken, yapılacak işler listesine bile alınmayan ve yıkandıkça çoğalan ütüler de yan yan bana bakmakta… Güneş de dışarıdan göz kırpmakta… Ne yapılır? Bir Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 35, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

1 Mayıs, 2010 tarihinde fatosh yazmış
Foto:Alihan Çetin

Foto:Alihan Çetin

“Acısıyla tatlısıyla, hayat akıp gidiyor” cümlesi sıklıkla söylenen ve yazılıp işlenen bir cümledir. Bazı kez  “Göz açıp kapayıncaya dek, geçip gitti yaşam” da demekteyiz. Biz… Biz kimler? Yaşı kemâle erip de sınıra yolculukta ister istemez koltuk sahibi olanlar… Geri gidiş yok… Hep ileriye… Kolunu şöyle dimdik uzatacaksın, işaret parmağın da uzanır durumda olacak… O yönde ileri marş! Nereye döndürdüysen artık, dümdüz ilerle… Dağları, bayırları aşacaksın… Takılı kalmak, yoruldum demek lüksü yok… Doğdun, düştün yola… Dinlenceye dek, sürdüreceksin…

Şimdi kendime şaştım işte… Hiç ilgisi olmayan düşüncelerle oturdum yazmaya, nereden fışkırıp da geldi döküldü yukarıdaki paragraf yazıya… “Akıl Oyunları” gibi bu da “Akıl sıçramaları” ya da “Bilinçaltı oyunları” olarak geldi, baş köşeye kuruldu… Kalsın… Üstü de kalsın, bahşiş gibi…

Bahar geldi, açılan açıldı, etrafa neşe saçıldı günlerin birinde, benim meşhur kış balkonumun bahçesini çiçeklendirmek ve artık orada oturabileceğim geçti içimden… Önce semt pazarımızdan papatya ve adını konduramadığım çiçekler alıp geldim… Bahçenin köşesinde Yazının devamını okuyun »

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 41, bugün ise 0 kez görüntülenmiş