
Eser:Göksel Sevim Foto:Fatma Çetin
İstanbul, 2010 Avrupa Kültür Başkenti oldu ve etkinlikler başladı… Bugün Altunizade Kültür Merkezi’nde; Klasik Türk Sanatları Vakfı’nın düzenlediği “Klasik Türk Sanatlarında 15 seminer 15 sergi” adı altında, 1. sergi olan “İstanbul Minyatürleri Sergisi” nin açılışında ve onunla ilgili seminerdeydim, ablamla.
Sergiyi gezdik, özenle yapılmış eserleri inceledik… Her biri ince ince işlenmiş ve emek verilmiş. Baktıkça emeklerine sağlık da dedik. Birkaç eseri fotoğrafladım ama cep telefonuyla olduğu için yakından incelediğinizde aldığınız keyfi veremeyecektir kuşkusuz. Sergi 28 şubata dek açık. Dilerseniz ve olası ise gidebilirsiniz.
Serginin ardından düzenlenen seminerde dört konuşmacı vardı. Ülker Erke, Prof. Dr. Uğur Derman, Yrd. Doç. Dr. İnci A. Birol ve Taner Alakuş. Açılış konuşmasını Prof. Dr. Uğur Derman yaptı. Küçücük çocukken tanıdığım, can arkadaşımın dayısını böyle bir panelde yönetici olarak izleyebileceğimi hiç düşünemezdim. O yalnızca dayıydı ve yanında sessizce oturulur ya da “büyükler işte” diye bakılırdı. Gerçekten çocukluk çok şeyin bilincinde olmamayı ve geleceğe dönük yönlenirken, neye Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 121, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Foto:Alihan Çetin
İyi ki doğdun… İyi ki varsın… Doğum günün kutlu olsun Alihan’cığım…
Evet ilk göz ağrımın doğum günü… Yılların koşturup gitiğini, Alihan ve Alphan’ın büyümeleriyle daha bir anlar olmaktayım… Onlar koca birer adam oldular… Yazılarımı okuyor olsalar “Anneee ne büyümesi, çocuk muyuz biz?” diyecekleri kesin… Hatta yazıyor olmama da kızacaklar… Eh! Kimsenin yazdığımla ilişkisi olmadığına göre, burada dilediğimce yazarım… Okusalardı efemm…
Yine bir araya gelip kutluyoruz ama “iş durumu” devreye giriyor ve ya öne alınıyor ya da ileri tarihe atılıyor… Bu da öyle bir tanesi… Ben yine de küçük bir kutlama düzenlerim ona, biz bize… Sonrasında yemekli, pastalı bir tane daha… Büyüyor ya çekirdek aile…
Büyüyen büyüsün onlar yine de benim küçük oğullarım. Ben de üstlerine düşen anneleriyim. Değişmez kural…
Daha kardeşi doğmamış ama doğmak için sabırsızlanmakta… Bu can oğlum da her şeyi öğrenmek istemekte… Anne bu ne? Neden? Her şeyi kurcalamakta, Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 47, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Foto:Alihan Çetin
Akşam evde toplaşmış(!) çay içerken, nereden akıllara düştüğünü bilemediğim bir konu geldi ortaya… Tamkarışık… “Bir anne, baba dokuz çocuğa bakarmış da dokuz çocuk bir anne, babaya bakamazmış”… Öyle örnekler var ki olumlu, asla bu söyleme katılınmayacak… Öyle örnekler var ki olumsuz, oturup ağlanacak…
Göz açılır, göz kapanır ömür geçer diyorlar… Öyle kolay mı geçmekte bu aralık… Zor! Ne denli sorunsuz olsa da koşullar, yerinde olsa da sağlık… Yine de çevre etkenlerine ve artık TV ile dünyanın her yerinde yaşanılanlara, haberlerle birebir görüntülenene göz yumulması olası mı? Etkilenmemek de…
Haiti’deki deprem felâketini öğrendiğimizde zaten kısa bir süre önce böylesi acı yaşayan bizler, acılarını duyumsadık taa içimizde… Her ne kadar elimizde yudumladığımız çayımızla, kurulmuş olduğumuz koltuğumuzdan da olsa… Etkileşim, kişinin duygularıyla özdeştir…
Bugün bir haber okudum, sonrasında TV lere de konu olan… 22 yaşında bir genç kız, üniversitede okuyan… İstanbul’dan Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 42, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Foto:Fatma Çetin
Gazete manşeti gibi oldu ama gerçekten kalıcı bir kar ilk kez oluyor bu yıl… Neredeyse belki de bir hafta önceden “kar geliyor” haberini “weather.com” dan öğrenen oğlum beklemeye başladı… Kış çocuğu işte… Geliyor diye diye de getirdi… Aslında bugünün gelişi dünden belliydi…
Dün kurs dönüşü yerde terkedilmiş bir şemsiye gördüm… Bildiğiniz Üsküdar’ın ana caddesinde… Kaldırımda ters dönmüş, telleri kopmuş, tutma yeri havaya gelecek şekilde su birikintilerinin içinde garip ve boynu bükük… Oysa kimbilir ne kadar zaman süresince korumuştur, o kişiyi yağmurdan… Parçalandı diye yol ortasına atılır mı? Şık bir şemsiyeydi ama demek sahibi görgü olarak hiç de şık değilmiş… Görüntüdeymiş, gösterişteymiş aslı… Kendi “mış gibi”leri oynayanlardanmış…
Çok soğuktu… Rüzgâr gerçekten güçlüydü ve yağmur da şiddetli yağıyordu… Birkaç şemsiye ters dönme ve rüzgârla savaşımdan sonra Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 34, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Foto:Alihan Çetin
Oğlumun eşi kızımla kitap alışverişi yaparız. O beni geçti okumakta, bu aralar. Sonunda ben de aldığım kitabı bitirebildim. Ödevlerim ve işlerimin arasında zaman bulmakta zorlandım nedense. Yine elimde kitap, kâğıt, kalemsiz dolaşmıyorum da ilgi alanım şaştı.
Serdar Özkan’ın “Kayıp Gül” adlı kitabı çabuk ve anlaşılır, okunabilecek bir kitap. “28 Dilde 40′tan Fazla Ülkede” diyor kitaba sarılı notta. Aslında Kadıköy’de bir kitapçının önünde durup kocaman afişine bakmış ve almaya karar vermiştim. Akşam eve gelince bir de baktım, kızımın elinde okumakta. Hoş bir duyguydu…
İçerik benim baş ucu kitaplarımdakiler gibi. Yakın geldi bu nedenle. Özünü de kendi anlatımındaki “Bir Türk sufisi; Yunus Emre söylemiş: Bir Ben vardır bende, benden içeri…” yazımında bulabilirsiniz.
Bir anne ve yine o yaşlarda benzer bir kadın yol gösterici olmuş kitapta… Gerçek hayatta da karşılaşıp, örnek aldıklarımız gibi. Dün bizim buralarda dolandım, dış işler için. Öyle ya ya bizler iç işleri, dış işleri, maliye, özel kalem… Daha da neleri Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 39, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Foto:Alihan Çetin
Haiti’de deprem olduğundan beridir, bastırılan deprem gerçeği yüzeye çıkmalarda… 1999 da deprem olduğu zaman o yıkıntıları gördükçe “neden evi süpüreyim, nasılsa toz duman olacak” moduna girmiştim bir süre… Hele o yıkıntıların arasında sallanan çamaşırlar… Gece çamaşırını asacaksın ki sabah toplayıp ütüleyeceksin diyerek… Oysa sabah olmayacak… O çamaşırları dünya izleyecek, öylece salındıklarını… Uçuşan perdeler, yırtık ve toz içinde… Bir yana devrilmiş evin, kırık dökük pencerelerinden dışarıya sarkan…
Kurtarma görüntülerine gelemiyorum bile… Belleğimde flash back yapanlara ulaşırım korkusundan… Dün gibi canlı… Bakmadım, bakamadım bu kez… Ama bu durum rahat durmayan benim, biraz önce netten fotoğraflara bakışlarımın önüne geçemedi… Moralim yerlerde…
Yine de hayat durmuyor, sürdürüyor gereklerini… Hafta sonu yemeğe Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 28, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Hürriyet Gazetesi
Evet! Deprem bir doğa olayıdır. Dünyamız var olduğu sürece deprem ve daha birçok doğal âfetler de olacaktır. Gerek olan elden geldiğince önlem alabilmek ve yitimleri en az seviyede tutabilmektir.
Yazılarımda sıklıkla bu konuya değinmekteyim. Bu konuyla ilgili Sayın Prof. Dr. Uğur Kaynak hocamıza DOHAD sitesinde sürekli sorular sorarak, onun değerli bilgilerini paylaşmasıyla da bu düşmanı tanımaya çalışmaktayım. Hocamız yine bir toplantıya konuşmacı olarak katılıyor. “ Beklenen Marmara depreminin Çanakkale’ye olası etkileri” adı altında yapılacak toplantıya Çanakkale Olay sitesinde ilgili açıklama detayıyla verilmiş. Hocamızın değineceği konu ise “Deprem Güvenli Yapı”. Yani en gerek olanı…
Haiti’de Mw 7.1 bir deprem oldu ve TV de görüntülere baktıkça 1999 Marmara Depremi’ni yaşar olduk yeniden çoğumuz… Allah’ım ne olmayası günlerdi onlar. Hürriyet Gazetesi internet sitesinde şöyle diyor; “Deprem Haiti’nin başkentini yok etti. Amerika Kıtası’nın en yoksul ülkesi Haiti’yi önceki gün son 200 yılın en şiddetli Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 35, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Foto:Fatma Çetin
Yazmadıkça birikmekte, en azından başlıklar yazmaktayım unutmamak adına bir yerlere ama buluşamadık sevgili sitemle. Başlamak gerek bir yerlerden, tutamayacağım gayrı içimde… Paylaşalım öyleyse.
Kadıköy’e yolum düştü yine ama Kadıköy Belediyesi’ne. Hiç de gitmemiştim yıllardır ya da yarım asırdır. Güzel, pırıl pırıl bir bina ve aydınlık. Girişte bir akvaryum çekti ilgimi. İçinde deniz balıkları var, renkli renkli… Okyanus cinsi. Hemen yanına gidip inceledim. Yanı başına da birkaç masalık oturma yeri yapmışlar. Sanki bir çatı altında oturur gibisiniz. Merdiven altını değerlendirmişler ve çok hoş olmuş. Danışmanın yanında lostra bölümü var. Küçücük bir girinti, üç katlı ayakkabı boya kutulu biri bildiğiniz ayakkabı boyuyor. Ben oralarda dolanırken hiç de boş kalmadı.
Banko üzerinde etkinlikleri gösterir broşürlerden de aldım. “Kadıköy’de yaşamak ayrıcalıktır” yazıyor bir tanesinin arkasında… Bu da hoşuma gitti. “Opera Kadıköy’e yakıştı” diyor. “Eski milletvekili Süreyya İlmen’in 1927 yılında yaptırdığı Süreyya Operası’nı Darüşşafaka Cemiyeti’nden Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 48, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Foto:Değer Altunay
Yeni bir yıl başladı ve üçüncü gününe geldik bile. Zaman… Ne göreceli kavram… Kimi kez geçtiğinin ayrımına dahi varılmayan… Kimi kez geçmek bilmeyen… Mutlu oluruz, güler eğleniriz… Ayrılırken o ortamdan “Nasıl çabuk geçiverdi zaman, hiç anlamadık” deriz. Hastalık ve baş sağlığı dileklerine gidildiğinde ise kısa tutulur… Hastayı yormayalım, üzüntülerini depreştirmeyelim de görünmez bir kuraldır. Kim tarafından düşünülmüş… Belki de giden kişilerin kendilerini koruma güdüleriyle oluşturulmuş.
Evet! Hasta yorulmasın… Öyle ise ona uzak durarak, yormadan yanında olduğunu duyumsat ve sessizce otur, gereksinimlerini karşıla. Tamam yitimi olan kişi konuşmak, paylaşmak istemeyebilir… Öyle ise o istediğinde paylaşarak, duygusal iletişim kur ve dayanacağı bir omuz ol. Süreler kısa olmak durumunda olmayabilir, böylesi düşünüldüğünde…
Birine gönül verilip, âşık olunduğunda da durum Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 34, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Foto:Alihan Çetin
Yeni bir giysi, eşya aldığımızda nasıl da hevesle giymeyi, kullanmayı bekleriz. Beklemek bana ters gelir, doğrusu hemen kullanmaya başladığım gerçeğidir. Bugünün işini yarına bırakma gibi. Olur a! Bir terslik olur da giyemezsem, kullanamazsam diye.
Rahmetli babaanneciğim hemen her bayram ayakkabı alırdı bana. İlle de siyah rugan ayakkabı olacak, kenarında dore bir şerit ve de benzer süsü de olmazsa olmazı olurdu. O olmazsa kırmızı başlıklı kızın, kırmızı ayakkabılı versiyonuna dönüşürdü. Önce diktikleri elbiseye göz atardım. Ayakkabı seçimimde de tuttururdum ona yakın renkte olması için. İnatçı mıydım? (Burada dudak bükerek “bilmem” yaptığımı ayrımsadım. Kendini koruma içgüdüsü hazırlarda beklermiş.)
O elbise dikilip ayakkabım alınana dek, doğrultuma kilitlenirdim. Elbise askıya asılır, ayakkabı ise teki içine sokulmuş çorap ucu ile vitrinde durur gibi altına konurdu. Çevresinde dolanır durur, bayramın bir an önce gelmesini beklerdim. Amma da geçmek bilmezdi o gün. O gün diyorum, sanırım huyumu bellemiş ablalarım ve annem ki son gün o konuma getirirlerdi. Gece yatınca gözümü açar, kapar giysilerimin yerinde olup olmadığını kontrol ederdim.
Sabah ezanı benim için kalkış olur, “giyeceğim” diye bekleşirdim. O elbise ve ayakkabının ciciliği, sokağa ilk çıkışımda erkek çocuklarla tutuştuğum koşma yarışında son bulurdu. İlle de düşer, eve gelirdim. Öyle sessizce değil… Koşan ben, üstünü Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 32, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

