
Salvador Dali
Dolup taşan duyguların tümü yazıya aktarılamıyormuş. Sansür de neymiş, yaz gitsin olamıyor ne yazık ki… Nasıl yaşamımızda “ayar” yapıyorsak çoğu davranışlarımıza, yazıya geçirdiklerimizde ket vurularak aktarılabiliyor. Sorumluluk, yen içinde kalan kırık kollar ya da adı her neyse…
Bugün televizyonda Elvis Presley’in biyografisine takıldım bir süre. Ardından beğeniyle izlediğim aktörlerden Jack Nicholson’un siyah beyaz bir filmini izledim taa 1920li yılları anlatan ve bir de oynayanların kim olduğunu bilemediğim yine siyah beyaz çekilmiş bir Fransız filmi. Öylece oturup, zihnimi boşaltmaya çabaladım. Yaşamın getirisi dediklerimizin, aslında götürmekte olduklarının bilincinde…
Yalan söylemeyi hiç yeğlemedim. Duyduğumda eklenen bahanelerle, içimden “hayır olmamalı” diyorsam içten içe duyduğum üzüntü eşliğinde, bir maske ardında kaldığım sessizliğimle… Asla benimsediğim anlamında değil ama “ayar” denilen biçimde, yazdığım bir köşede kalıyor çiziğiyle.
Hayat çoğu kimseye sunmuyor olanca cömertliğiyle yaşanabilirliği. Elvis Presley’in kamyon şoförlüğünden üne kavuşmasına dek geçen sancılı süreçleri ve verdiği mücadeleyi izledim. 1920li yıllarda da yaşam hiç kolay değilmiş. Filmde kişiliğini bulmaya çalışan bir genç adam vardı, babasıyla çatışma içinde ve annesinin sürekli ondan yana çıkarak kolladığı. Fransız filmi ise 18 yıldır evli iki çiftin yaşamını konu etmişti. Aldatılan eşler kadındı. Kadınların bir tanesi eşini aldatmak üzere davrandı, olmadı. Çünkü eşini sevdiğini anladı.
Âdem’le Havva’dan beridir yaşananlar… Erkekler ve kadınlar… Yasaklar… Yasakların çekiciliği… Erkek çocuklarını savunan anneler… Erkek çocuklarını kendilerine tehdit gören babalar… Yaşamın olmazsa olmazları…
Bir erkek gibi düşünemiyorum. Filmlerin birinde elbiseli bir kadın sahnede ve ardından toplaşan erkeklerin görüntülerine geçiyor kamera… Onlarca çift göz kadına bakıyor, her hareketine. Kadın eldivenin ucunu bir santim aşağı sıyırıyor ve erkeklerden uğultu yükseliyor. Eldivenin teki çıktığında gözleri devriliyor. 1920li yıllarda böyleymiş yaşam demek. Daha da başka açık sahne yok. Kadınlar da erkekleri aldatmıyor, aldatamıyor.
Geçenlerde Sex And the City diye bir diziye denk gelmiştim, ilk kez izlediğim. O dizi de Amerikan yapımı bu film de. Yıl 1920, yıl 2010… Aşılmış, yitip gitmiş bir şeyler. Yitip gidenlerin yalnızca davranışlar olmadığı gibi. Tamam yaşım geçmişte kalmış ama gençliğimden bu yana çok durumlar aşılmış. Yargı yok!!! Yargı yok!!! Bu deyiş kendi bünyeme…
Ruh eşi, ruh ikizi ne demek? İzlediğim filmlerden midir nedir??? Nereden geldiyse aklıma… Araştırıyorum. “Ruh ikizini bulma testi” bile çıkıyor karşıma. Ne ilginç!!! Bir tık yaparak internette ruh ikizini bulacaksın. O sanal alemde bulduğun ruh ikizinle yine alemlere akacaksın. Mutlu mesut yoluna gideceksin. Oooldu. İnanan var mı ola ki? Varsa eğer inanan, buna da ben inanamıyorum işte.
Yıllar önce daha ortaokula falan gidiyordum. Sokağımızda benden birkaç yaş büyük bir kız vardı. O zamanlar genç kızların okuduğu Yelpaze diye bir mecmua vardı. Ben de ablamlar aldığında ingilizce şarkı sözlerini kopyalar şarkı söylerdim. Sanırım öyle bir dergide evlenme ilanları mı ne varmış. Bu kızcağız oradan biriyle mektuplaşmış. Bir söylenti duyuldu “Adam astsubaymış, evleneceklermiş” diye. Evlendiler de. Ama adamın söylediğinden yaşlı ve mesleğinin terzi olduğu gerçeğini ne zaman öğrendi bilemiyorum. Bir süre sonra bir çocuğuyla geri dönmüştü evine. Bu durum babamın, babaannemin ve annemin bize daha baskılı davranmasına neden olmuştu. Bir yaramazlık oldu mu hemen örnek verilirdi “Bak! Onun gibi olursun.”. Korktuk, sindik.
O zaman mecmualarda olan ilanlardan ne ayrımı var ki bu tür sanal buluşların. Bilgisayar başında otur, oturduğun yerden alışveriş yap, arkadaş bul… gibi… Bir tıkla tüm dünyayı gezip, bilgilere ulaşılabildiğinin yanısıra bu tür olumsuzlukları da var ne yazık ki… Yalan eğer artık gözünün içine bile utanılmadan bakılıp söylenebiliyorsa, bu tür sanal ortamda neler oluyordur kimbilir. Hele benim kısıtlı dünyam ve görüşümle akıl yürütemiyorum. Korkmayın, sinmeyin ama çok akıllı adım atın diyebiliyorum gençlere, yalnızca.
Ruh eşi ve ruh ikizi farklı şeylermiş. Ruh eşinin; kişinin eksik yanlarının tamamlayıcısı, sivri yanlarının törpüsü olduğunu öğrendim. Hem öğretmen, hem öğrenci, arkadaş ve sırdaş olduğunu da. Onunla kavgalar bile sadece birbirinin eksik yönlerini göstermek için bir meydan okumaymış. Hem fiziksel hem ruhsal olarak hep yanınınızda olurmuş ve olacakmış. Ruh ikizi ise kişinin “invert”i yani ters dönmüş görüntüsü ya da asimetrik görüntüsüymüş.
Öğrenmenin yaşı yokmuş. Artık ruh eşi ve ruh ikizi kavramlarını da belleğime katmış bulunuyorum. Başım göğe erdi mi? Erdi.
Ama bu ruh eşi kavramı da özenilesi, özlenilesi…
Sevgiyle kalın.
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 75, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın