
Foto:Değer Altunay
Bunaltan sıcakların ardından gelen serinlikle ilgisiz bir soğuma bu, “yaşamaktan” sözcüğünün anlatım vurgusuyla. Yazamaz oldum artık, her gün. Yazsam sürekli şikayet ve olumsuzlukları kapsayacak, bunalımlı ve depresyonda takılacağım adeta. Şöyle diyorum güzellikler olsun biraz… Gazete okurken, haber dinlerken yüzümüzde gülümseme oluşturabilecek… Öyle çook çok gülmek de değil… Gülümsemelere bile razıyız, az da olsa yetecek denli ama “yok”.
Bugün televizyonda Pakistan’dan bir görüntü, helikopter havadan yiyecek atıyor. Aşağıda çamurun kuruduğu birikinti üzerine, üzerleri bezlerle örtülmüş derme çatma çadırlar. Helikopterin rüzgarı tozları havaya savuruyor, örtüler uçuşuyor, insanlar koşturuyor. Yiyecek torbaları kiminin önüne ya da yakınına düşüyor. Şansa ne gelirse. Koşturup bir şey alamayanlar da oradan oraya seğirtip duruyor.
Geçenlerde gazetede bir haber okudum, etkileyici. Dört çocuğu olan bir aile. Baba el arabasında bir şeyler satarak geçimini sağlıyor ailenin. Oruç tutan baba, akşam eve gelince karısından “pişirecek bir şey bulamadığı için” evde yemeği olmadığını öğreniyor. Çocuklarını sevip, okşayıp yan bölüme geçiyor ve ses gelmiyor uzun süre. Artık ondan hiç ses gelmeyecek. Umutsuzluğun son noktası onu düşünemez duruma getirmiş. “O gidecek ve her şey düzelecek” mi? Ne düşündü bilinmez. Sözün de yaşamın da bittiği nokta. Nokta!!!
Sonra bu haberi televizyonlarda “işlenmiş haber” olarak izledim. Eve yiyecekler akıyordu. İçlerinde bir çuval un gören gözümün aklımdan geçirdiği “o un kısa sürede bitmez, böceklenir”di. Çook malzemeler vardı gelen, o ilçenin kurumlarından ve komşulardan. Ancak zamanlaması yanlıştı ve birden yağdırılması da gibi düşünceler geçip gitti aklımdan.
Ramazan ayında olmak gerekmiyor yardım eli uzatmak için, birinin yaşamına son vermesinin de gerekmediği gibi. O kişinin, o yoksullukta, dört çocuk sahibi olması da yargılanmasını gerektirmiyor. Hani komşumuz açsa bizi uyku tutmayacak, yemek boğazımızdan geçmeyecekti?
Bize dayatılan ve klişeleşmiş olan nedir? Okuyorsan oku, erkeksen git askerliğini yap, kadınsan iş neyim öğren, evlen, çocuk yap. Şimdi geliştik mi? Her anlatılanı ağzımıza yüzümüze bulaştıracak denli değiştik. Kadın erkek eşitliği, feministlik söylemleri havalarda uçuştu. Her birey yazılanları işine geldiği gibi algıladı ve uygulamaya koyuldu. Sonuç… İstisnalar kaideyi bozmaz diyelim ve ekleyelim; günübirlik ilişkiler, mutsuzluklar, yalnızlıktan bunalım takılanlar, gazetelerin üçüncü sayfalarında “boşanmak için mahkemeye başvuran karısını bıçakla delik deşik etti” gibi haberler.
Son beş yılda anlaşmalı boşanmak üzere başvuranların sayısı % 30 oranında artmış. Çocukların velayetini iki taraf da almak istemiyormuş. Ne demek bu şimdi? O çocuğun suçu ne? Kim büyütecek ve ruh sağlığı ne olacak? İleride nasıl yetişkinlerle karşılaşılacak?
Ucunda bir menfaatın olduğu durumlarda yürütülen kampanyalarda kullanılan uslûplar… Bir eksik, gedik aranılıp üstüne gidilmesiyle uçuşan söylemler… Evde kullanırsa eğer, çocuğun ağzına biber sürülmesi gereklerden oluşan sözler. Ve onlara örnek olması gerekenler!!!
Muson yağmurlarının Asya’da etkilediği ülkelerde son 80 yılın en büyük felaketini yaşatması, Haiti’de depremde ölenlerin görüntüleri gibi hiçbir haber kesmiyor artık, insanların uç seviyede yapacaklarını engellemeye. Bir “son”un olduğu ne kolay unutulabiliyor. Şöyle bir durup düşünülemiyor demek ki öylesi durumlarda. Bir dua vardır “Allah’ım beni göz açıp kapayıncaya kadar bile kendi nefsime bırakma” diye… İşte öyle bir şey…
17 Ağustos 1999 depremini yaşadığımızı da unuttuk biz. “Unutmayalım, unutturmayalım” sloganları eşliğinde üstelik. Yıl dönümü geldi, birkaç gün gazetelerde yazıldı çizildi ve televizyonlarda hocalar çıkıp yine yine anlattılar. Sonuçta korkuların kat be kat artması gerçeği çıktı ortaya. Yapılan göze gelir, dişe dokunur bir şey yok ama deprem gerçeği var, süre kısalmakta, ölecekler listesi de neredeyse gazetelerde yayınlanmakta. Ağlayıp, sızlayıp dövünecek miyiz biz sonrasında? Hakkı olacak mı o gün geldiğinde sorumluları baş sağlığı dileği sunmaya? Sorumlu var mı? Yok mu yoksa da benim yanılgım mı?
Tehlikeli yerler belirlenmiş, haritalar ortalarda dolanmakta, kaç kişi ölecek diye rakamlar yazılmakta, sonrasında neler yapılacak maddeleri sıralanmakta… Endişe etmemeli miyim? Yıllardır Sayın Prof. Dr. Uğur Kaynak hocamıza Dohad‘da sorular sormakta ve bu acımasız düşmanı tanımaya çalışmaktayım. Gönüllü gözlemciler olarak gördüğümüz anomalileri yazmaktayız. Örneğin karıncaların anomali durumunu gördüğümde nerede olursam olayım, eğilip durumlarına bakmakta ve görüntülemekteyim. Verilen tepkiler hiç de normal olmamakta. Kimileri yaklaşıp tuhaf tuhaf bakmakta, kimileri meraklanıp sorarak öğrendiğinde dudak bükmekte gibi… Yakınlarım dahi öğrendiklerimin ne işime yarayacağını sorgulamakta ve katılmamakta bu durumlara. Söyledikleri tek cümle” Deprem olacaksa bize de haber ver”. Bu denli duyarsız mı olduk da armutların pişip ağıza düşmesi beklenmektedir.
Çoğu deprem, olmadan önce belirtiler vermekte. Bunun için bir yazı hazırlayarak “17 Ağustos 1999 yıldönümü” başlığında yazacağım ve görünüz lütfen belirtileri diyeceğim.
2012 yılında Güneş’te kıyamet kopacakmış? İyi de neden? Hele bir anlatın, öğrenelim ve sonrasında olası bu durum için aldığınız tedbirleri bizlere söyleyin, aklımıza takılanı soralım ve biz de ne yapacağımızı bilelim. Koca koca manşetler atılıyor, ortalık ayağa kaldırılıyor ve hiçbir sonuç yok. Okuyorum, geçiyorum, gözlerim kanıksıyor, bize bir şey olmaz ya da kader… Bu mudur?
Sayın Prof. Dr. Uğur Kaynak hocamızın bu konuda yazmış olduğu “2012, Carrington Belâsı Yılı.” makalesini okuyabilir ve bilgi edinebilirsiniz. Ayrıca değerli hocamızın deprem, iklimsel değişiklikler ve yenilenebilir enerji konusunda yazmış olduğu birçok makaleye de bu sayfadan ulaşabilirsiniz.
Başlangıcı, gelişimi, sonucu olmayan bir yazı. Yalnızca şu an duyumsadıklarımdan bir demet. Dahası da var ancak şimdilik kaydıyla bitmek durumunda. Yoksa yalnızca soğumakla kalınamayacak gibi, bu durumda yaşamaktan…
Dilerim her şey güzel olacaktır.
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 50, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın