8 Temmuz, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

TDK’dan anlamına bakınca çeşitlilikle karşılaştığım bu sözcüğün, gereğini getirmek üzere Eyüp Sultan Camisi’ne yolumuz düştü. Hava sıcak olacak ve erken gitmeli düşüncesindeydim ama istediğim kadar erken olamadı. Kesim numarası 57 idi.

Eyüp’ün gördüğüm bölümü hep kalabalık… Cami çevresi, yine çevresindeki çarşı ve yemek bölümleri. Her kesimden ve ülkeden insan kalabalığına, bugünlerde sünnet zamanı olduğundan o grup da katılmış bulunmakta. Hatta “toplu sünnet” için katılan ailelere tutulmuş iki otobüse de denk geldik. Topluca türbe ziyaretine gelmişlerdi ve camiden çıkarken otobüsleri gördüm..

Eyüp Sultan Camisi’nin avlusundan türbe bölümüne girince oldukça yoğun insan kalabalığı karşılıyor sizi, türbeye girmeye çalışanlar ve dışarıda durmayı yeğleyenler olarak. İçeri girmek için sıralı durmayanlar geniş alana yayılarak geçişi önleyebiliyorlar. O bölümü geçince biraz ileride, dar bir sokağın içinde “Kurban Kesim Yeri” olarak belirtilmiş binaya gidiyorsunuz.

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Yıllar önce de gitmiştik aynı durumda ama o zaman şimdiki teleferiğin olduğu yerde seçilecek koyunlar için bir bölüm vardı ve yaygındı. Şu an daha derli toplu olmuş. Dışarıda bir kabinde iki görevli oturuyor, önlerinde kantar olan. Camda da koyunların cinsi ve kilosunun kaç lira olduğu yazıyor. “Seçme Bölümü”ne gidiyorsunuz. Küçük bir bölümde bekleşen koyunlar var. Oradan da seçebiliyorsunuz, görevliye nasıl istediğinizi söylediğinizde o size içeriden bir yerden seçip getirebiliyor da. Beğendiğiniz an, görevli koyunun üç ayağını bağlayıp üç tekerlekli el arabasına koyuyor ve dışarıdaki kantarda tartılıyor. Parasını ödüyorsunuz ve size bir numara veriyorlar. Bekleme salonuna geçiyorsunuz.

Bekleme salonunda yanyana rahatça oturabileceğiniz koltuklar dizilmiş. Beklerken okuyabileceğiniz kitapların konulduğu uzunca bir cam önünde, cam boyunca masa ve her koltuğa bir telefon. Bu telefonların ilk aklıma çağrıştırdığı, filmlerde gördüğümüz hapishanede karelerindeki görüşlerde kullanılan telefonlarla benzeşmesi oldu. Cam bölmenin ardında kesilen koyunları izleyebiliyorsunuz. Onlar çaresiz mahpus gibi geldi. Kurban bayramlarında kesildiklerinde de üzülürüm ama tavuk eti ve öteki etler ağaçta yetişmiyor ya… Kesiliyorlar işte hepsi. Yine de işin içinde kendinin neden olduğu böyle bir kesim işlemi nedense daha zor geliyor… “Gözden ırak” olunca, oluşanların hayal gibi geldiğinden midir nedir? Bilemem. Oysa oluşanlar hep gerçekler de kendimizi rahatlatma biçimi midir hayal düşleyerek uyku modumuz?

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Eskiden kesim açıkta yapılırdı, yanınıza ellerinde poşetlerle birileri gelir ve “Bana da verir misin?” derlerdi. Bu durum ortadan kalkmış. Dilenciler için tüm cami çevresinde önlem aldıkları kesin ama yine de dışarıda yanınıza yaklaşanlar olabiliyor. İki kişi ayrımsadım ellerinde telsiz olan. Kırmızı renkli, selesi de olan motorsiklet uyarısı yapılıyordu ve koşturarak o yöne gidiyorlardı. Kuşkusuz sivil polisler falan vardır. O yoğunlukta düzen sağlamak, zorlu görev.

Kesim bölümü çok temiz. Son derece sistemli çalışılıyor. Numara sıranız gelince telefon çalıyor ve vekillik isteniyor, işlem başlıyor. Akan kanlar hemen yıkanıyor. Rahmetli babam kurbanı kendi keserdi. Yetişkini bırakın, oğlu da yok garibin o zamanlar… Biz dört kız yardım ederdik. Hiç uzak durmadım ben bu işlerden. Kesildikten sonra bacağında bir kesik açar oradan üfleyerek şişirirdi. Sonra deri soyma işine başlardı. Biz de elimizde bıçak sırayla yardım ederdik. Üzerinde et bırakmadan deriyi etten ayırmak beceri ister ve ben bunu kazanmıştım.

Babacığımın üfleye üfleye bana nefesinin tükendiği gibi gelen durum orada bir dakikada başarıldı, hava pompası yardımıyla. Ardından çengele asıldı ve soyulma işlemi başladı. Birkaç yerini soyan görevli çengel yardımıyla yukarıdaki monte yoldan yürüterek hoop başka bir bölüme getirdi. Oradan da bir makinanın silindiri arasına sıkıştırdı deriden bir bölümü. Silindirler döndü ve yine hoop post koyundan ayrıldı.

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Çengeller yukarıya asılı yolda yürüyor ve başka yere geçiliyor. Artık alışılagelmiş hareketler yine iç organları, bana orta boy bir konteyner gibi gelen yere hiç zedelemeden aktarıyorlar. Bekleme salonunda bir görevli içeri ile bağlantınızı sağlıyor. Size koyunun saf eti kaç kilo geldi, onu bile hemen haber veriyorlar. Tüm bu işlemler eğer eti vakfa bağışlarsanız bedava , değilse alıp götürecekseniz yalnızca 35.- lira karşılığında yapılıyor. Biz bağışladık ve ücret ödemedik.

Sıramızı beklerken fotoğrafladım, masanın üzerindeki kitapları da karıştırdım. Bir tanesi ilginç geldi ve okumaya çalıştım. Ben fotoğraf çekince, ortada dolaşan ikinci bir görevli neden çektiğimi sordu. Blogumun olduğunu ve bugünü yazacağımı söyledim. Oğlum bağışını yaptığını belirten imzayı atarken de masa başındaki görevli blogumun adını sorarak not almış. Bu oluşan olayları izlediklerini gösteriyor ve ilgileri doğru bir durum. Dikkatli olduklarını ve işlerini ciddiye aldıklarının göstergesi.

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

İşimiz bitip çıkarken, masada okumaya çalıştığım kitaptan bana verebilecekleri bir tane olup olmadığını sormak için masa başındaki görevlinin yanına gittim. Kitabı alıp gidebileceğimi söyledi ama ben üzerine bana verdiğini yazmasını istedim ve de helâl etmesini. Öyle izinsiz alıp gitmek bana uymaz. Kitap üzerine yazdırdım, izin verildiğini. Eski bir kitap 1962 basımı. Benim için değerli, içinin kapsamıyla birlikte. Buradan görevlinin kendisine yeniden teşekkür ediyorum.

Dışarıda yine sıcak, gürültü ve yoğun bir sirkülâsyon. Bir şeyler yiyelim dedik… Kaşarlı, etli Karadeniz Pidesi. Hâlâ burnumda taze kesilmiş etin kokusu ve et durumuna bir süreliği eline sürmeyecek ben, ötekini seçiyorum. Oysa kurban bayramında sağ mı sol mu bir böbrek yenecek, ciğer ızgara olacak diye bekleşirdik biz. Oruç bozulurdu o ana dek tutulmuş. Öyle bir gelenek mi ne vardı? Ama rahmetli babaannemin yağlı koyun eti yüzünden, o etler bitene dek yemeyi reddederdik. Şu an bile kebapçı dükkanları bana zulümdür. Yağ ise kâbusumdur.

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Artık hedef Eminönü ve Kapalıçarşı. Mısır Çarşı’na gitmek için kullandığımız alt geçitte iğne atsanız yere düşmez bir görüntü, milim milim yürüyebiliniyor. Çarşının içi de öyle. Kapalıçarşı ne de uzakmış meğer… O sıcakta ve insan yoğunluğunda tırmanmaya çalışınca. Orada işimiz bitip kendimizi dış dünyaya attığımızda Beyazıt’tayız. Boşuna yorulmamışız. İstanbul’umun bir tepesine ulaşmışız işte.

Hak edilen bir çay molası ve ardından tramvay ve vapur.

Güzel bir gündü. Allah adak olayını da kabul etsin.

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 367, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın