
foto:Fatma Çetin
Mevsim yaz… Deniz, güneş… Özlenen…
Özleme yol aldım, olağan… Oysa benliğim çoktan oralarda…
Sonunda… Özlediğimleyim… Kulağımda Joy FM ünleniyor… Yardımlarda, alıp götürmeye… Gidebildiğimce…
Sonsuzluk uzanıyor önümde… İstiyorum öyle olsun, düşlerimdekinden… Sağa sola kapatmışım yönümü… İlle de ilerilerdeyim…
Kıpraşan mavi, buluşmuş ufukta ton açığıyla… Dinginlik ve huzur dolu görünüm eşliğinde…
Bir şiir kitabı elimde, okuduğum… Öylesine durmaktayken yerinde, “her şeyin bir zamanı var” dercesine… Bugün geçmiş elime…
Eski, çok eski… Birinci basım: Nisan 1998 diyor kapağında… Matbaa kaldı mı? Ya ozan ne yapar? Sabahattin Akman Aden! Gerçek Sanat Yayınları! Aşk-ı Mevsim!
“Ben aklın çok ötesine geçtim.
Yıldızlara duyurdum sesimi
Yanılmıyorsam Goethe; “işin içine
delilik katın” der: ben de delilik içinde
buldum kendimi…
Ufolara tanık oldum.. o kadar
yakındılar ki bana; başka dünyarın
gizeminde dolandım bir süre… Ruhlar
aleminde gezindim!…“
Mevsimler… Gelir geçer… Saatler, günler, bizler gibi…
Geçmiş gelişlerimde oturup konuştuğum, “ayaktayım, yıkılmayacağım” diyen bir tanış… Ne olmuş??? Neler neler hem de!!! Yaşayanın bildiği…
Yaşamın döngüsü… Doğdun, büyü… Büyüdün, oku… Okudun, çalış… İlle de evlen ailen olsun, çocuğun da…
Çocuk doğar… Beklenen, soyu sürdüren… Geldi… Sevinç aştı dağları…
Hedefini uygula ona, kendi başaramadığının yükü ekinde…
Olmadı!!! Engeller ket vurdu… Sınavın büyüğü sana ve ona denk gelmiş…
Üzülmek yok, yolunu sürdür sen… Çaresizliğine, umut bulutu aşıla…
Her şey olacağına varır, oysa…
Görmeyeli bir yıl geçmiş… Geçerken yüreği yoklayıvermiş…
Güzelim sahilimde bir çay içimi… “Ah! O da burada olsaydı” dediği göz nuru oğlunu, gelmeyeseciye alıvermiş… Kim??? “Son”…
“Biliyorum bir ’son’ var”, dediğim işte…
Hep anılan bir yerlerdeki… Hiç gelemeyecek artık…
Ona üzülüp, burkulan yürek… Dağlanıvermiş…
Duyduğumda sessiz çığlıklar yükselirken içimde… Sakin görünmeliyim aklımın gerçeğinde…
Dağlanan yürek onarılmış, kısa süre önce… İşin ehlince, görünen yüzünde…
Ey ruh, sen neler taşırsın görünmezliğinde…
Güneş batmaya, gün sona ermeye koşmakta… Solumdan kararmaya çabalayan, sağımda “hayır ışıyacağım” demekte…
İşte hayat!!! Karanlığa karşın, hep ışıyan bir yönün olabilmesi… Koyu karanlıkta, yıldızların göz kırpabilmesi…
Işıyan bir yıldızımız hep var olsun… İç görümüzde…
Sevgiyle kalın…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 54, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Haziran 18th, 2010 at 21:07
…
Güneş batmaya, gün sona ermeye koşmakta… Solumdan kararmaya çabalayan, sağımda “hayır ışıyacağım” demekte…
…
Ben bir şair olsaydım, “Alacakaranlık için muhteşem bir betimleme” derdim.
Ben bir jeofizikçi olsaydım “Demek ki alacakaranlıkta güneye doğru bakıyorsunuz” derdim.
Hangisini yeğlerseniz diğerini görmezden geliniz. Ya da ikisini de mi görmek gerekir. Ne dersiniz?
Haziran 18th, 2010 at 22:03
Sayın Uğur hocam,
Yazılarımı okuyor ve değerli yorumlarınızla paylaşıyor olmanız, beni gerçekten mutlu etmekte… Çok teşekkürler ediyorum…
Evet hocam muhteşem bir jeofizik bakışı, yönü yakalayan…
İkisini de görmek gerekir… Doğrusunuz…
Bir yazım geldi aklıma… Can Dündar’ın bir deyişini anımsayarak Betül Mardin’i anlattığım, içine kendimi de kattığım… Şu an bir yön de olsa sorgulanan, anlamında yaşamı kapsayan…
”Her seçim bir kaybediştir,her tercih bir vazgeçiştir çünkü.Yaşam,vazgeçtiğiniz şeye dair ipucu vermez. Neyin değerli olduğu kararı size aittir.”
Sevgilerimle.