
AY YILDIZ
“Şehitler ölmez”… Şehitlik mertebesine ulaştıkları görevleri ise “vatanımızın bölünmez bütünlüğü”… “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” diyerek içten haykırışımız, acımıza eşlik eden ve uğruna baş koyduğumuz gerçek…
Yazmaya başladığımdan günümüze dek olmayası kara haberleri duyduğumda kaç kereler yazmışım… Dün yine duyduğumda dayanamadım… Bugünse oturduğumuz yerden izlediğimiz görüntülerle yüreğimiz dağlandı… Taa uzaklardan… Bir de gelin ateşin düştüğü yerde yakıcılığını düşünün… Şehitler ölmez… Şehit aileleri günde kaç kez ölür oysa ki… Yaşayan bilir…
Bakamadım, izleyemedim tümünü… Görüntüde kollarına girilmiş oğulcuğunun yanına giden bir anne vardı… Annenin ayakları sürükleniyor, istemsiz gidiyordu… Ruhu onun yanındaydı… Bembeyaz ve bitip tükenmiş yüzünün anlatımında hiçbir şey yok görünümünün altında, yılların anıları çağıldıyordu…
O çağıldayışları yüreğimde duyuyorum ve aklıma ulaşıp parmaklarımın ucundan fışkırmak istiyorlar… Ne çare… Karmakarışığım…
“İçimden yazmak değil yaşama küsmek geliyor, kuşkusuz olmamalı ama zor.” demişim “Aktütün şehitlerimiz…” i yazdığımda…
“Günlerdir elimin gitmediği yazma durumlarım, yine “olmaz olsun” dediğim yitimler için mi olmalıydı? da demişim ben yine olmayası kara günlerimizde…
“Dün gece sokağımızda düğün vardı… Bir gencimiz daha askere uğurlandı… Kına yaktılar… Kendisi, annesi, kardeşi… Halay çekti tüm gençler… “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” diyerek… İstiklal marşımızı okudular hep bir ağızdan… Bayrağımızla donandı arabalar… Ve gitti… Tüm bu sürece… Ailesinin, onun gerçek düğünü gibi gördüğünü düşündüm… “Ya dönmezse” diyerek… “Bizim bütün dualarımız sizinle…” yazarak yine duygulanımlarımı paylaşmışım ben…
Ve… “Bugün akşamüstü yürüyüşe çıktım. Akşam ezanı okunduktan hemen sonra çöktü karanlık. Başımı kaldırdım, gökyüzünde yıldızlar ışıl ışıldı… Fotoğrafları, çiçekleri canlı, odaları temiz tutulan yerlerinde olabilir ama… O yiğitler yukarıda… Işıldayan her bir yıldız onlardan biri… Orada toplanmış yarenlik ediyorlar…” yaşamışım…
“Yeter! Bu son olsun…” diye başlık atarak yazan da benim… Ama son olamıyor ne yazık ki…
“Çanakkale Zaferi… 18.Mart.1915…” yine yazdıklarımdan… “Hele silahlar… Bizim yiğitler kendi silah olup inmiş onların tepesine dedirtir cinsten… Yoklukla varlığın savaşımı… İşgale karşı, vatan koruma… BU BİR MUCİZE… Tam anlamıyla varlık içinde, her türlü olanağı olan işgalcilere… Yokluk içinde her türlü olanaktan yoksun olarak, “vatan nasıl korunurmuş görün” dersi verilen bir mucize…” paylaştıklarımdan…
Vatanımızın her karış toprağı ve bağımsızlığımız uğruna şehit olan atalarımızı hiç aklımızdan çıkarmamamız gerekliliğini iliklerime dek duyumsamaktayım… İstanbul’um seni çok seviyorum diye sürekli dile getiren ben, o eşşiz panoramaya her baktığımda; bir zamanlar başkalıkları gördüğünde “Geldikleri gibi giderler.” sözünün arkasında duran ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, şehitlerimizi de görmekteyim… Ve bu özgür bakışlarımı onlara borçlu olduğumun bilinciyle…
Rahmetli babam ve amcam babalarını tanıyamamışlar bile… Rahmetli babaannem 26 yaşında dul kalmış, tek başına büyütmüş onları… Ya nurlar içinde yatası şehit İzzet dedemin, nurlar içinde yatası annesi… En küçüğü 17 yaşında, sıra sıra yedi çocuğunu İstiklal Savaşı’nda şehit vermek nasıl bir duyguydu? Nineme bunu sorabilsek ne derdi sizce? Bence “değerini bilin” derdi de yitirilmeden anlaşılır mı kimilerince o değer???
Böyle duygulanımlar yaşadığım bir gündü yine… Kadıköy’de saatlerce dolaşarak bir kolye aradım… “Ay yıldız”lı bir kolye… “Şehitler Haftası” yazımda da yazdığım gibi…
“Gökyüzünde parlayan yıldızların her biri onlar… Karanlık gecede göz kırpan ışıklarıyla… Bayrağımızdaki yıldız onlar… Her birimizin evinde ne kadar bayrak varsa… Her yıldız bir şehidimiz… Okullarda asılı ne kadar bayrak varsa… Her yıldız bir şehidimiz… Törenlerde taşınılan her bir bayrağın yıldızı yine onlar… Onlar her yerdeler… Her bir yıldız…Onlardan biri çünkü… Bir yiğit… Bir kahraman… En üst mertebede onlar… Şehitlik mertebesinde… Hiç gitmiyorlar ki buralardan… Aramızdalar… ”
Bayrağımın ay yıldızı ve her bir şehitimin yıldızı üzerimde, benden bir parça olmalıydı… Elimi her götürdüğümde orada olduğunu, benimle bir bütün olduğunu duyumsamalıydım… Aynaya her bakışımda parlamalıydı “ay yıldız”ım… Gökyüzünde ışıldadıkları gibi ışıldamalıydılar yakınımda da…
Ölene dek üzerimde taşıyacağım… Değerinin bilincinde olarak üstelik…
Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ne demişti, lütfen anımsayalım… “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”… Ve asla unutmayalım…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 60, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Haziran 2nd, 2010 at 11:11
Elinize, dilinize, yüreğinize sağlık.
Haziran 2nd, 2010 at 11:29
Sayın Uğur hocam,
Paylaştığınız için çok teşekkürler ediyorum. Sevgilerimle.