
Foto:Fatma Çetin
Fethi Paşa Korusu Üsküdar’da ve Beşiktaş başka bir ilçe… Biliyorum… Ben Pazartesi günü iki ilçedeydim… Bağlantı yalnızca böyle oluştu…
Hüsn-ü Hat kursu hocamız toplanıp bir yere gidelim önerisinde bulunduğunda “Fethi Paşa Korusu” olsun diyen bendim… Manzara İstanbul’umun her tepesinden baktığınızda görülen panorama gibi anlatılamaz, kuş sesleri ve doğayla bütünleşim de öyle… Görmek gerek… Böylece öğle buluşması ayarlandı ve biz buluştuk…
Böyle bir oluşum dile geldiğinde çok kişiler “Evet!” diyerek hevesli davranır daaa… İş uygulamaya gelince bakarsınız bir avuç kişisiniz… Kural değişmedi…
Masa dikdörtgen olduğunda genelde yanınızdaki ve hemen karşınızda oturan kişilere ulaşabilir, söyleşebilirsiniz… Bu nedenle daire ve uzun olmayan elipsleri yeğlerim, toplantı durumlarında… Masamız dikdörtgendi… Eğilerek, çaprazlardan görebildi kişiler birbirini ve merkez dışında, yanımdaki kişiyle söyleşebildim, diyebilirim…

Foto:Fatma Çetin
Yemeğimizi yedik, fotoğraflar çekildi, yalnızca üçlü bir fotoğraf için paylaşabilme durumu oluştu, siz dostlarımla… Sonuna geldik ve öpüşüp ayrıldık… Yanımda oturan arkadaşla çay içmek üzere başka bir bölüme geçtik… Eşsiz panorama eşliğinde çaylarımızı içerek, gerektiği kadar yakın tanıdık birbirimizi… Kurs arkadaşlıkları askerlik arkadaşlığı gibi olabiliyor… Tamam askerlik yapmadım ama yapanları gözlemlediğim için, bu savı ileri sürebilirim… Öyle değil mi?
Demem o ki değişik yörelerden gelmiş kişilerin aynı ortamı kısa süreliğine paylaşımı gibi… O süreler içindeki paylaşımlar, yaklaşımlar ve kopamayacaksınız görünümleri… Çok da uzun süreli olamayabiliyor… Bu nedense “eski dostlar” şarkısını söyleyebilirsiniz dilediğinizce… Paylaşımlarınızda da bunu unutmamak gereğini anımsayarak… Kuşkusuz istisnalar kaideleri bozmaz…
Eve dönüyorum, açık havada oturmanın, seslerin, uğultuların yorgunluğuyla… Market son durağım, olmazsa olmazım… Sorumluluk!!! Kasada ise bir taraftan ödeme yaparken, aldıklarımı toparlama telaşındayım, aklımdan geçen tek düşünce “eve gidip giysilerimi değiştirmek ve şööyle bir oturup rahatlamak” var… İyi de ben ne yaptım? Zaten oturup durdum, yemeğim ve çayım önüme geldi… Sınanma!

Foto:Fatma Çetin

Anı
Bu kasa önündeki boğuşmalarımda aklıma hep Selâhattin Duman’ın nîsa tâifesi-ni (bunu demeyi seviyorum) yerdiği bir yazısı aklıma gelir… Bir kadının çantası içinde hazine arar gibi kredi kartını aradığından ve sırada bekleşenlere yılgınlık geldiğinden dem vuran… Tamam kartımı hazırlıyorum ama yine de aldıklarından birbirine yakın olanları aynı poşete doldur, şifreni yaz, kartı gerekli yere koy!!! Kolay mı??? Boş saatleri seçmeye çalışmam, kimseyi bekletmemek içindir ve de poşetleri koyacak yardımcı çocuk varsa içimden “oh!” çekmem de bundandır…
Ben böyle kasa önünde boğuşurken bir de telefonum çaldı… Bavul çantamda onu aramaya başladım, buldum… Haydi kılıfından çıkar ve kim arıyor diye göz at bir de… “Can arkadaşım” aramakta… Altında “gezmek vardır” diye, o anlarda bir de onu geçir aklından… Dinle, yanıtla ve telefonunu, geçen şerit üzerinde unut… Çünkü o “eve gidip de dinleneyim” diyen kişi hemen aklından “aldıklarımı yerleştireyim, bir an önce hazırlanayım, yetişmeliyim” moduna geçmiştir… Çünkü buluşacakları neredeyse “yarım asırlık can arkadaşları”dır… Buluşunca bir elin üç parmağı kadar olacaklar ama oluşan dostluğu anlatmaya parmakların yetmediği… Telefonumla son anda buluştuk, akşam yemeğinde de kavuştuk…

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin
Yorucu bir gün müydü? Evet! Ama sondaki sevgi ve dostlukla bütünleşen sıcaklığıyla, tüm yorgunluğunu alıp götüren…
Gün batımını arkadaşın bürosunda karşıladık, oldukça da uzun kaldık orada… Ne denli birlikte olmak isteseniz de yaşam karmaşasında ne yazık ki oluşamayan zaman aralıklar dilimi aktarıldı, birbirimize… Müjdeli haberler duyduk, olmayanlar da paylaşıldı içtenlikle… Bol kahkaha, biraz da hüzün… Yaşamda olması olağanlar aslında… Paylaşmıştım ben, bir yazımda yaşamın düz çizgi olamayacağını… İniş ve çıkışlarını… İşte öyle bir şey…
Yemek seçimimiz de bile gülüştük, söylendik… Yaşlar ilerledi de huysuz ihtiyarlar mı olduk? Yoook asla değil!!! Ruh ve beden eşitliği olamaz… Ruh yerinde sayıyor, görünümde oluşan yerçekimini ise göremiyor gözler… Biz hâlâ ortaokul bir ya da ikinci sınıfta tanıştığımız gündeyiz…

Foto:Fatma Çetin
Zaman durmuyor, hele böylesi hoş geçen zaman su gibi akıp gidiyor… Avrupa yakası “biraz daha oturun” diyor, Anadolu yakası olarak biz, hele ki ben ayaktayım gayrı… Anadolu insanı işte, Avrupa’ya uyum güçlüğü…
Her güzel şeyin bir sonu oldu… Ama bir sonrakine dek… Bunu diledik, sıkı sıkı bellettik birbirimize… Eve bu dönüşümde ağzım kulaklarımda indim can arkadaşımın arabasından… Eve girene dek beni izleyen, dememe gerek kalmayan, beni tanıyan can…
Güzel bir gündü, yaşamdan 12 saatlik bir kesit… Olsun, aralarda böyle güzellikler… Güç veren, yaşanılası dilimler… Dediği gibi can arkadaşlarımdan birinin, o sıcacık kucaklamasıyla “Biz çok şanslıyız. Yalnızca sevgiyle bütünleşmiş, art niyetsiz dostlarız. Günümüzde mumla aranılan.”…
Ve Allah bana bugünü yaşattığı için şükrediyorum, bir de gün içinde anımsattığı öğüt için…
Unutmamalı… Her şey gerektiği için oradadır… Her şey gerektiği için yaşanır…
Sevgiyle kalın…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 133, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın