
Foto:Fatma Çetin
Derim ya hep, şu bildirimli günleri içime sindiremedim bir türlü… Bu da öylesi… Yine de aklına getiremeyenlere ders olsun gibi bir gün işte… Bugün günümüz ey anneler ve kendini anne duyumsayanlar… Aslında “anne” diye kadınların ayrımına da karşıyım… Ne kadınlar var, yalnızca karnında taşımamış… Ama çoğu anne geçinenden daha anne…
Kurslarıma gittiğim günler, çıkışımda Üsküdar’ımda şöyle bir dolanırım… Öyle köşe bucak değil de çarşısı, belediye çevresi gibi… Cuma günü de Osmanlıca kursu çıkışımda yine turladım… Belediye binasına yaklaşırken, müzik sesleri duydum… Tamam bir etkinlik var, acaba yine ne haftası yaklaşıyor dedim… “Anneler günü” çıktı karşıma… İki dev hoperlör uzatılmış, kabloları belediyenin içinden çıkma, bir avaza şarkı çığırıyor… Ne çalındığını anlayamadım çoğunun… Yalnız bir ara Zeki Müren’in sesi “Annem” diyordu…
Havuzun çevresine şövaleler üstüne panolar asılmış… Şöyle bir dolanıp baktım ve çoğuna takılı kalarak fotoğrafladım… Hani ben demiştim biraz önce “anne vaaar, anne var”… Kimi yürekten anne, kimi yalnızca öyle gerektiği için anne denilen… Nasıl anlatılır ki bu duygu? Anlatılmaz, yaşanır…

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin
Annelik, kadın daha çocuk istediği anda oluşan bir duygu… “Acaba gebe kaldım mı?” diye test sonucu kollamakla başlıyor… Sonuç “pozitif” iseee… İşte o an anne olunuyor… Mercimekti, nohuttu, fasulyeydi diye büyümesini izlerken ki bunlar kuru bakliyat değil bebeğin boyutu oluyooor… Bebiş sürekli fotoğraflanıyor… Bu durum günümüzün görünümü… Babalar da değişime uğramış günümüzde… Onlar da fasulyeye zarar gelmesin diye, anne adayını kollama üstü bir durumla hani ellerinden gelse yalnız anneyi değil, bebeği taşıma görevini de üstlenecekler… Birlikte doğum öncesi seanslara dek uzanan bir olgu bu… Dizilerde de var ya artık… “nefes al, nefes ver, huh! puf!”… Özendik!!! Erişemedik!!! Gibi örneklerle, bu durumlar da her kula nasip olmuyor işte…
Yaşam öylesine ayrımlarla dolu ki… Sabaha dek yazsam bitiremeyecekmişim gibi geliyor, diyeceklerimi… Hoş ben desem kaç kişi okuyacak? Hoş ben desem ne değişebilecek ki yazgılarda? Alın yazısı, kader, tesadüfler… Hepsi birbirine karmaşık, hepsi birbirine dost ya da düşman sözcükler…

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin
Geçtiğimiz günlerin birinde bir haber okudum… Kadın doktor, intihar etmiş… Bunalımdaymış… İki özürlü çocuğuyla yaşayan, boşanmış bir anne… Detaylar çok önemli… Detaylar artık önemini yitirmiş…
Dünyaya bir kız bebek “merhaba” diyor, üstüne titreniyor… Tüm varlıklar seferber ediliyor, büyüyüp okuyacak… Doktor olacak benim kızım… Oluyor işte… Kızım evleniyor, mutlu olacak… Evlendi, çocuğu da olacak… Oluyor işte… Bir değil, iki tane üstelik… Çocuklarının özürlü olmasını kim ister? Ve böyle bir sonla noktalanmasını da…

Foto:Fatma Çetin
Her şeyin yolunda gitmesi, hepimizin istediği bir olgudur… Her ne denli “her şeyin başı sağlık” cümlesi dillerde dolansa bile ki yitirildiği anda öne çıkacak bu duruma karşın; asıl isteklerde ve ön kurgularda olan; yüksek öğrenim yapabilmek, başarılı olabilmek, güzel bir evliliğin olması, ömür boyu mutlu olabilmek, çocuklarının olması, onların da okuyarak başarılı olmaları, mutlu evliliklerinden torun sahibi olunması… Uzaar gider… Peki ama bunu kendimiz için mi istemekteyiz? Yoksa çevremiz için mi? Bir dolu “kol kırılıp yen içinde kalmalar”la süregiden “mutluluk oyunu” nedendir?
Belki de onlarca yıl okuyup bir kariyer sahibi olunabilse bile, bu nedenlerle oluşan anlık güçsüzlük, bir sonu getirebilmektedir…
Anneler günü dedik de konuyu saptırmadık… Bağlantı; güç durumlarda tüm sorumluluğu omuzlara yüklenen annenin, ağırlığı altında çökerek “yalnız” duyumsamasına varmaktadır… Yalnızlığının, anlık güçsüzlüğe dönüştüğü anda vardığı “son”dur…

Foto:Fatma Çetin
Elime John Gray’in “Erkekler Mars’tan, Kadınlar Venüs’ten” kitabını aldım… İçine şöyle bir göz gezdirdim… Bu ve bu tür kitaplar kadını eğitmeye programlanmış… Yıllardır okurum ve bir ilginçlik daha… Bu tür kurtarışlar üzerine eğilen yine ve yine kadınlar oluyor… Baştan belirlenmiş konumlar… Neymiş efendim? “Yuvayı dişi kuş yapar.”… Yapsın bakalım… Ki görünümde şehirli kadınlar çoğu hemcinslerine göre olağanüstü konumdadırlar… Niyeyse birden aklıma geldi… Eskiden bir Osmanlı Bankası vardı ve şöyle bir de reklamı… “Yok aslında birbirimizden farkımız. Ama biz Osmanlı Bankası’yız”…
Gazetelerde haberler geçiliyor ensest ilişkiler ve töre üzerine… Bunların şehir, köy ayrımı yok… Neredeyse gelip buluyor, bulacağını… O küçücükler de yarının anneleri olmayacaklar mı ya da olmayacaklar mıydı??? Neyin ne olduğunu bilmeyen, bilmeden ve bilemeden başına gelen en acı durumlara katlanan o savunmasız canların… Kararmış yaşamlarını yaşayanlarının da ve yitip gitmiş olanlarının da… Onların da anneler gününü kutlayalım mı birlikte??? Gerçekler acıdır ve acıtır derim hep… Çok daha fazlasını ifade edenleri düşününce, acıdan fazlasını duyumsuyor kişi…

Foto:Fatma Çetin
Üsküdar Belediyesi’nin hazırlamış olduğu etkinliğe dönelim biz yine… Şövale üzerinde asılı panolara… Hepsinde annelerin yapmış olduğu fedakarlıkları anlatan fotoğraflar var… Her birinin önünde durduğunuzda, annenin yüzü ve gözlerindeki anlatım zaten etkiliyor kişiyi… Doğal olarak eğer o “an”ı yaşayabiliyor, girebiliyorsanız o “an”a… Başkası da beklenemez ki… Anne çocuğunu taşıdığı sürece, canının bir parçası oluyor… Ve doğup da dünyaya geldiğinde, yalnızca bütünden ayrılmış oluyor… Ancak anne için, bütünün bir parçası olmayı sürdürüyor… Anne son nefesine dek, bütününün parçasını ayırmıyor kendinden… Yalnızca parçası bir yerlerde yaşıyor oluyor ve anne o parçasını gözetmeyi sürdürüyor… Özgür bıraktığı parçasını suskun kalarak izlediği ve belki de bir zarar görebilme durumunda, aslan kesildiği…
Üsküdar Belediyesi telefonlar da koymuş, anneleri arayabilmek için… Bu düşünceleri, bu haftayı düzenledikleri ve fotoğraf panoları için, etkinliği düzenleyenleri kutluyorum…

Foto:Fatma Çetin
Genellemelere de karşıyım… “Cennet annelerin ayağı altındadır” yerine “Cennet annelerin ayağı altında olabilir” demek istiyorum… Bu bir baba da olabilir… Ne babalar var, çocuğuna annelerinden çok sahip çıkan… Ve günü kutlanacak olan… Hak, hak edenindir…
Dedim ben, bitiremem diyeceklerimi… Oysa oğulların ve oğlundan edindiğin kız çocuğun, günün anlam ve öneminden ötürü hediyelerini alıp gelmişler, kutlamışlar, yemiş içmişsiniz, öpüşüp koklaşmışsınız… Marslı’da Marslı’lığını belletmiş… Cici şeyler yaz, geçiştir… Aman da beni anımsadılar, kalan sağlar benimdir de geç işte… Daha ne istiyorsun??? Daha ne düşünüyor ve kurcalıyorsun??? Bana da yaranılmaz ki canım…
Anneler ve kendini anne duyumsayanlar… Gününüz kutlu olsun canlarım… Her gün bizimdir… Anlayana…
Sevgiyle kalın…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 46, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın