6 Mayıs, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Değer Altunay

Foto:Değer Altunay

Sevgili “güncem”, sana gereken ilgiyi gösteremiyorum… Gün aralıkları açılıyor yazışlarımda… Bu yola çıkışımda paylaştığım anlar, anılar olacaktı tamam biliyoruz onu ama birikti yazacaklarım ve ben aksatıyorum… Üstelik demiştim de ben tanıştığım “pazardaş”larıma salı günü, sizleri de katacağım yazıma diyerek… Gün perşembeyi, cumaya devredecek ve ben salıya takılmışım, dönüp durmakta aklımda… Öyleyse paylaşalım…

Salı günü erkenden kalktım… Bana göre bir erken… Günlük işler ayrımına varmadan yapılıyor, yapılmamış gibi duruyor… Üremekte… Onlar ürerken, yapılacak işler listesine bile alınmayan ve yıkandıkça çoğalan ütüler de yan yan bana bakmakta… Güneş de dışarıdan göz kırpmakta… Ne yapılır? Bir ütüye, bir güneşe bakılır… Vee çekici gelene yol alınır… Gün de salıysaa, yakınınıza gelmiş Salı Pazarı’na yol alınııır… ;)

Bu çekici gelme işi de bana çekici geldi geçenlerde… Semt pazarında domates seçiyorum… Seçme işi bana özgü değildir… İnsanlar yanaşır tezgâha, dört el ve koldan canhıraş seçerler… Ben en boş tezgâhı aranır, aman kimseler gelmesin ve kalabalık olmadan seçeyim diye dualar ederim… O eller, kollar uzanınca ne seçeceğini şaşıran bir ben oluşuyor… Sakince uzaktan bakmalıyım ve görsel olarak güzel gelenleri almalıyım… Orada bile görsellik devreye giriyor… Herkes için de bu böyle…

Tezgâhta ezilmiş, berelenmiş olanlar bir tarafa ayrılmış ve üzerine düşük fiyat konulmuş… İşte onlar garip garip dururken orada, ben bir tuhaf oluyorum… Aklıma ilgisiz özdeşleşmeler geliyor… Dış görünüş önemli değilmiş de kişinin içine bakmalıymış, gibi… Bu inandırıcı gelemiyor bana… Olumlu ya da olumsuz algılamayı anlayabiliyorsam da, dış görünüşe önem konusunda duraksıyorum… Böyle gelmiş ve gitmekte… Yakından tanımadıkça, aynı tezgâhtaki domatesler örneğindeki gibi… İçini kesip de tezgâhtaki kırmızı, sağlam ve ışıltılı görünümün içinden ham bir katılıkla karşılaşana dek… Ama seçimlerin yapılışı yine ve yine parlayan albenili kırmızılığa takılı kalacaktır, yine ve yeniden seçişlerde…

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

İşte meşhuuur Salı Pazarı’na girdiğimde böyle bir boş tezgâh gördüm… Pijama, gecelik satan birileri… Tek parça 3.5 lira, üç parça alırsanız 10.- liraymış… İki satıcısı yan yana oturmuş, uykulu gözlerle çevreyi süzüyorlar… Az daha dursalar öyle, yaslanıp birbirlerine uyuyacaklar… Boş tegâh ya, ben de gitmişim oralara, gereğini yapayım dedim… Birini elime alıyor, orasına burasına bakıyor, bir ötekine geçiyor, oyalanıyorum… Sen misin boş diyen? Mıknatıs gibiyim, sanırım… O boş tezgâh dolmaz mı? Ayrılmak istedim hemen, satıcı “Abla almadan gitme, oyalan” dedi bana… Ayıp olacak diye iki parça seçtim, birine bakarken ötekini kaybettim, ararım yok!!! Buldum diye sevinip ona bakarken, bir ötekini çekip alıyorlar… Pes ettim… Ne seçersen seç elinden bırakmayacak, becerip tüm seçtiklerini de elinde tutacaksın… Racon bu!!! Satıcı yardımıma geldi… Arka tarafta kocaman siyah naylon torbalardan birini açtı, içinden aradı taradı buldu… İstersen alma… Artık 7.- liraya kolsuz bir üst ve bermuda altı olan pijamam var…

Kalabalık var ama tezgâh araları geniş ve ben boşlukları seçerek ilerliyorum… Aklımda “gözleme” hayalimle… Rotamı oraya ayarlamışım… Aslında birkaç gün önce rejim hayalleri kuruyordum… Aklımsıra dikkat ediyordum da bugün gözleme yenir yani… Taze taze elde açılıyor, gözünün önünde hazırlanıyor… Kaçar mı şimdi? Yarın yeni bir gün… Yeni günle yeni bir başlangıç olur işte rejim neyim… Böyle kendimi avutarak hem yürüyor hem de sağa sola bakınıyorum… Derken uzun bir hırkamsı gördüm… Dönüşte bakacağım, belki de alacağım… Şimdiden söyleyeyim, bir daha o tezgâhı bulamadım… Üç beş kez dolandım, yok!!! Yok olmuş!!! Bu kaçıncı etti… Tezgâhı değil, satıcıyı bellemeliyim ama onların da hepsini birbirine benzetiyorum… Demek ki neymiş? Hoşuna gitti mi al! Kimi insanlar vardır, her markette ne, kaç lira bilirler… Akıl erdiremiyorum bu işe…

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Bir tütsü kokusu beni çekiyor ve oraya yöneliyorum… Otantik ahşap işler satılan bir tezgâh… Kadıköy’de böyle bir mağaza irisi var “Artemis”… Girince içine kendimi başka alemlere götürdüğüm… Mistik havasını içime çek çek doyamadığım… İşte burada da iyice oyalandım… Üstüne şimdilik ne koyacağımı ve hatta onu nereye koyacağımı bilemediğim, iç içe geçmeli ağaçtan oyulmuş bir mini aksesuar aldım ve bir de nereye asacağımı bilemediğim bir mask…

Öyle dolana dolana giderken sebze satanların bulunduğu yerde bir de tehlike atlattım… Parçalanıp ufalanmış bir muz kabuğunun azizliği… Gerçekten yarılmış bir kafa ya da kırık bir kol ya da ayak olabilirdi… Hâlâ ağrımakta şu gün bile bacağım ve kolum… Sonunda gözlemeciye vardım… Masalar dolu, biri kalkınca hemen doluveriyor yeri… Bu kez gözleme yapanların yanına, o güzelim kokuya kilitlenmiş giderken önümde masa boşaldı ve oturdum… Yanıma da üç hoş hanım konuşlandı ve hepimiz yorulmuşuz… Onlar zaten arkadaşlarmış uzun süredir, yadırgamadık birbirimizi… Rahatlıkla konuştular birbirleriyle ve benimle de… Hoş bir sohbetti ve onlara bugünü yazacağımı söyleyerek güncemin linkini verdim…

Gözleme almanın bir sırası var… Ben de bekledim sıramı ve sabahtan beridir ayakta bu işle uğraşan  üç emekçinin fotoğrafını çekmek istedim… Biri hamur topağını oklavayla açıma hazırlayıp ötekine veriyor, o biraz daha büyütüp içine malzemeyi koyuyor ve üçüncü sac üzerinde pişiriyor… Görüntülerken ortadaki hanım yoktu ama onun yerine sipariş vermek isteyen, bizim gibi alışverişe çıkmış hoş bir pazardaş vardı… Ona söyledim “Bakın bunu siteme koyacağım” diyerek… “Olsun ne güzel” diyerek o da ikisinin de yanına gidip katıldı bu çekime…

Pazardaşlarımı ve emekçi kadınlarımı tanımaktan mutluluk duydum… Selam ve sevgilerimi yolluyorum hepsine buradan…

Pazardan bir şeyler almadım desem koca bir yalan olur… 3-5 lira derken çula, çaputa ve belki de gereksiz şeylere verilen paranın dayanılmaz hafifliği ile eve döndüm… Ama yemek için yegâne alışverişim olan 14 tane enginarı 10.- liraya aldım… Tanesi 75 kuruştu ve 10.50 lira tutuyordu toplamı… 50 kuruş kârla döndüm işte eve… Daha ne olsun??? Neydi şimdi bu yaa!!! ;)

Tesellim şudur ki pazardaşlardan biri de annesine hediye almaya çıktığını ve parasını kendine alışverişle harcayıp, annesine bir şey alamadığını anlatıyordu… :)

Sevgiyle kalın…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 38, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın