27 Nisan, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Yaşam sürprizlerle doludur diye başlayalım söze… Yazmaya başladım ve aklıma geldi kim demiş? İnternet elinizin altında ve bir tık ile dökülüveriyor sonuçlar. Aradığım dışında ilginç yazılarla karşılaştım. Bıraktım araştırmayı. Aslında varmak istediğim; olumlu ya da olumsuz nedenlerle, paylaşmak istediğim sergiyi yazamayış nedenimdi. Sergi tarihi geldi geçti, ancak paylaşabiliyorum.

Yine bir kursa gidişimde gördüm afişini… Fatih Mahkemesi Sergi Salonu duvarında; “İlhan Özkeçeci Resim ve Hat Sergisi” büyükçe yazılmış, canlı renklerle bezeli büyük bir afiş. Hat hocamız önceden gitmemizi de önermişti. Osmanlıca kursunda arkadaşlarıma da gitmelerini ben önerdim. Zaten kurs binamıza birkaç adım ötede. Bu sergilere gitmemeleri, kişilerin kaybı diye düşünüyorum.

Prof. Dr. İlhan Özkeçeci 1980′de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Dekoratif Sanatlar Bölümü’nden mezun olmuş. 1983 - 1995 yıllarında Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmış. 1991′de Mimar Sinan Üniversitesi’nde Geleneksel Türk El Sanatları Tezhip-Süsleme Anasanat Dalında “Sanatta Yeterlik” unvanı almış. 1995′de Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü’ne yardımcı doçent olarak atanarak, Bölüm Başkanı olmuş. Ve 1996′da Tezhip Anasanat dalında doçent, 2003′te profesör olmuş.

Eser:İlhan Özkeçeci Foto:Fatma Çetin

Eser:İlhan Özkeçeci Foto:Fatma Çetin

Her bir sergi gezişimde hangi kursa başlayacağımı şaşırır oluyorum. Bu kez de öyle oldu ve resim dersi mi alsam der oldum. Biliyorum ki doğrusu bölünmemektir, her konuda. Bir işe odaklan ve o işi tam anlamıyla öğren. Kuşkusuz ben de öyle yapıyorum, yapacağım. Yine de bu eserleri hayranlıkla izlerken gel-git yaşamamı önlememeli. Tam anlamıyla bütünleşerek hayal kurmamı da.

Bu sanatların eğitimini almadığım için, sanat seven bir izleyici olarak gördüklerimi paylaşabilirim ancak, benim gözümle ve bakış açımla… Tual üzerine yağlıboya eserlerden bazıları, hat sanatıyla modern resmin ve de minyatürün harmanlanışının  canlı renklerle ifadesi, olarak betimlendi benim gözümde.

Örneğin bir esere bakıyorum, karmaşık ve içiçe evler… Ama hafif meyilli bu yokuşta; gecenin sessizliğini, ağacın ve taşlar arasında çıkan çimlerin sevimliliğini, hat yazısıyla bütünleşen minarenin mehtaba uzanıveren dinginliğini, karşı yakada yine canlı renk verilmiş çimle kesişmiş evlerin bu ortamla uyuşmasını algılıyorum…

Eser:İlhan Özkeçeci Foto:Fatma Çetin

Eser:İlhan Özkeçeci Foto:Fatma Çetin

Bir başka tual üzerine yağlıboya esere ise ayrı anlamlar yükleyebiliyorum… Birinde Boğaz Köprüsü’nü görüyorum ve canım İstanbul’umun iki yakasını… “Hû” ile çiziyorum köprü yolunu… Hisarları görüyorum ve Karacaahmet’e düşüyor yolum… Sonra bir pencereden bakıyor oluyorum İstanbul’uma… O hat yazısı ferforje demirin süsü oluyor ve yedi tepesinden birindeyim işte İstanbul’umun… Mavinin derinlerinde yüzüyor, gün batımını aşağılara kaydırıyorum… Ve karanlık yanına yanaşmadan metropolümün…

Şimdi de “Allah” yazan hat yazısının arka planındayım… Birden fetihteki, surlara tırmanırken atılan nârâları duyabiliyorum… Bölünmüşlükler, bir bütün oluşturmak amacı taşımakta… Ve ben baktıkça daha da anlamlar yükleyebiliyor ya da başka bir bakış açısı yakalayabiliyorum…

Biraz önce demiştim ben… Bunlar benim hayalimde canlandırdıklarım… Ve ben hayallerimi örsemeyi hiç sevmem… Bırakırım özgür kalsınlar… Ve diledikleri yere, dilediklerince gitsinler…

Eser:İlhan Özkeçeci Foto:Fatma Çetin

Eser:İlhan Özkeçeci Foto:Fatma Çetin

Sülüs hatla yazılmış, resimlerle bütünleştirilmiş “Hace Ahmed Yesevî’nin Hicri 1423 yılında yazdığı bir şiiri var…

“Sevmiyorlar bilginler / Sizin Türkçe dilini
Bilgelerden işitsen / Açar gönül ilini

Âyet hadis anlamı / Türkçe olsa duyarlar,
Anlamına erenler / Başı eğip uyarlar.

Miskin, zayıf Hoca Ahmed / Yedi atana rahmet,
Fars dilini bilir de / Sevip söyler Türkçe’yi”

Prof. Dr. İlhan Özkeçeci sergide tezhiblerine de yer vermiş… Sazyolu eserini hayranlıkla izledim… Öyle olmayabilir ama bir minyatürde de kendimi Alâaddin’in Sihirli Lâmbası’ndaki Bağdat Köşkü’nde buldum kendimi… Hat ve tezhibin bütünleştiği değerli eserlerini de aynı hayranlık ve beğeni ile izleyerek elimdeki olanaklar ölçüsünde fotoğrafladım ve siz dostlarımla paylaşmak istedim…

Emeklerine sağlık Sayın Prof. Dr. İlhan Özkeçeci’nin… Tual üzerine yağlıboya çalışmalarına her bakışımda başka bir ayrıntıyla karşılaşmaktayım… Tüm eserler görülmeye değer ve iyi ki gitmişim sergiye… Ve geç de olsa tanımış oldum, eserleriyle kendisini…

Sevgiyle kalın…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 183, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın