4 Nisan, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Değer Altunay

Foto:Değer Altunay

Bugün Sayın Emre Konuk’un “Korumacı cinsiyetçilik” yazısını okudum… Sonuna takılı kaldım… Verdiği çözüm önerisi asla yapılamayacak gibi geliyor, bana… Yazılanlardan yola çıkarak “google” ın arama motoruna “bir kadın bir kadının düşmanıdır” yazdım… Veee “Bir kadın bir kadının neden düşmanıdır?” türünde yazılmış onlarca sayfayla karşılaştım… Kuşkusuz çekememezlik, anlaşamamazlık, geçinilemezlik gibi şeyleri yaşadım, biliyorum… Ama “düşman” olarak saflaşmanın ne düşüncelerimde ve ne de uygulamamda yeri olmamıştı… Gerçekleri aklıma bile getirememiştim… “Neden” diye yıllardır akıl yorduklarım, buymuş meğer… “Durdurun dünyayı inecek var!!!”

Sayın Emre Konuk; İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü bitirdikten sonra, Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Derecesi alıyor ve Aile Terapisi eğitimini de Mental Research Institute, Palo Alto-Kaliforniya’da yapıyor. Aynı enstitüde Brief Therapy Center’da terapist olarak çalışıyor ve 1985′te Türkiye’de psikoterapi mesleğinin kurulmasını sağlamak ve kişilere, ailelere ve organizasyonlara psikolojik ve kurumsal hizmetler vermek amacıyla DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü‘nü kuruyor. Gerçekten Sayın Emre Konuk’u çok takdir eder, sevgi ve saygı duyarım.

Sayın Emre Konuk’un yazısını okuyunca, düşüncelerim uçuşa geçti… Küçücükten elimize bir bez bebek verdiler, oynayalım diye… Sonrasında da duyduğum hep “Sen kız çocuğusun uslu dur!”, “Sen genç kızsın öyle yapılmaz!”, “Sen evli bir kadınsın, evinde otur çocuk bak!”, “Sen kadınsın ilgi konuların örgü, yemek, ve benzeri şeyler olacak!” diye… Günümüzde değişen ne oldu ki? Belki okuyan, çalışma hayatına atılanların çoğaldığı ve özgürlüğü yozlaşmayla karıştıranların olabildiğinden başka? Kadın yine kadın!!! Eleştirilerin ve yolun sonunda öz eleştirinin karne notları besbelliyken…

Küçükken koşmaca oynamayı çok severdim… Misket de… Gazoz kapaklarını düzleştirmek için, tramvayın raylarına koymaya da kaçıp gittim evden… Cadde zaten sokağımızın ucundaydı… Koşmaca oynadığımda, çok düşüp de yara bere içinde kaldım… Arada cici kız oyunları da oynadım… Ama kız arkadaşlarımın bir başkasını iteleme, oyunlarına almama durumlarında, onların yanında olmadım… Belki bedenen incinen ama başka ruhları zedelemeyen oyunlar oynamayı seçtim… Bu da erkek çocuklarla oynamak demek oluyordu ve başlıyordu büyüklerim öğüt vermeye… “Cici kız ol!” Oooldu!!! Ben, bana doğru geleni yaptım… Cici giyinip de giyinemeyeni iteleyen, fısıldaşan kız olacağıma… Koşmaca oynayıp düştüm, misket oynayıp bilyelerimi ceplerime doldurdum, vatmanın ve evdekilerin söylenmesine aldırmayıp gazoz kapaklarımı düzlettim, yılan oynadım… Top da…

İlkokulda “okuma”yla tanışınca dünyalar benim oldu… Okul başlamadan kitaplarımı aldırır, onları güzelce kaplar ve açıp açıp koklardım mis gibi… Onlar can yoldaşım oldu ve olacak, yaşamım süresince…

Genç kız olduğumda da zaten ablalarımla aramızdaki yaş farkı olduğundan, beni aralarına almadılar… Bir iki kız arkadaş seçtim, kitaplarıma gömüldüm… Onlar can yoldaşım oldu ve olacak, yaşamım süresince…

Evlendim, çocuk büyütürken de onlara daha altı aylıkken okumaya başladım… Kitaplarını yastıklarının altına, baş uçlarına koymalarını öğütledim onlara… Çünkü kitaplar can yoldaşım oldu ve olmakta…

İşte eleştiriler yumağı bir kişilik… Ne olacaktı? Nasıl davranılacaktı? Küçük kızken evcilik oynanıp, cici giyinilip “farklılıklar” irdelenmeye başlanacaktı… Birinin eksiği varsa geçip karşısına alay edilecekti… Ya da…

Sokağımızın üst tarafında Gönül Beyhan otururdu… Bir hareketlilik olurdu o geçerken… Gönül Beyhan Yeşilçam’da… Gönül Beyhan film çeviriyor… Gönül Beyhan’ın çocuğu var… Gönül Beyhan da Gönül Beyhan (TV de izledim son durumlarını… Hayat… Bu işte!!! )… İnsanlara tuhaf tuhaf bakardım… Neden onları bu denli ilgilendiriyordu? Anlamazdım ve anlamadım… Şimdi de anlamamaktayım… O yalnızca kendine ve çocuğuna bakabilmek için çalışan bir kadın… İş seçimini o yönde kullanmış ve o düzenin içinde yaşayan biri…

Bir kez yazdım ben… Yine de yazacağım ve söylerim, söyleyeceğim de… Ben “ev kadını statüsü”ne dahil ol(a)madım… “Komşanımcılık” oyna(ya)madım… Ev işleri ve çocuk bakımı görevdi, biçilen… Öyle çat kapı kahve içimleri, beş çayına gidiş gelişler, bünyeme hiç mi hiç uymadı…

Geçen günlerin birinde minibüs bekliyorum… Kursa gideceğim… Papatyalar var yol kenarında… Dayanamayıp birkaç tane kopardım… Bir kadın da minibüs bekliyordu… Konuşmaya başladı benimle… Şöyle topluca ve kısa boylu biri… Sanırım o konumda koparmaya çekindi, düşer diye… İki tanesini verdim ona… Biz sanki hemen dost olduk… Bu kadar kolay mı? Bana evini işaretleyip çaya çağırıyor… Minibüste ayrı düştük… Yol bitti, iniyoruz ve beni beklemekte… İlle de evimi öğrenecek… “Ben sizi unutmam, evinizi de.” diyor bana… Şaşkınım… Böyle cesurca beni evine çağıran kaçıncı kişi? İnanılmaz ama gerçek…

Bir duruma daha şaşkınım… Böyle içten çağrılar alıyorsam ben, kadınlar bu derece düşkünse birbirlerine ve görüşmelere, öyleyse neden düşman da oluyorlar yine birbirlerine? Sayın Emre Konuk yazısının bir bölümünde “geleneksel rolleri ‘tehdit’ eden ‘kötü’ kadınları karalayıp ayıplamaya yönelik üstün performanslar” diyerek bir açıklama getirmiş… İşte toplaşmaya bir malzeme… Elde çaylar, börekler ve  fısıldaşmayı da çitleyin artık… Olmadı TV de izlediğiniz ve gerçek yaşamınızla bütünleştirdiğiniz kişiliklere bulaşın… Evlenme programına çıkıp da kendinize “can yoldaşı” aramayın siz… Evi, emeklisi, arabası olan ve “kendinizi taşıyacak” bir bey arayın… Pardon, kaç kilosunuz?

İş kadını ya da ev kadını olmakla hiçbir ilgisi yok, bu durumların… Çünkü bu yapıda çook çalışan kadın da tanımaktayım… Kişilerin bakış açıları önemli olan… Sayın Emre Konuk “Hayatın tuzakları 3” yazısında “İnsanlar değişebilir. Bu inanç genel görüşe aykırıdır. Kişiliğimizin erken yaşlarda biçimlendiği ve yetişkin dönemde artık köklü değişikliklerin olamayacağı varsayılır. Bu görüş yanlıştır. Genetik mirasımızın ve erken dönemlerdeki aile deneyimimiz değişimi zorlar ama temel döngülerin değişimi olanaksız değildir.” yazmış ve eklemiş “Ne demiş filozof: Ne aradığını bilirsen, bulduğunun da farkına varırsın.”… Ne denli doğru… Ben hep “İnsanlar değişmez ama kendilerini geliştirebilir.” der dururdum… Düşününce şimdi, yine de belli bir ölçüde yakalayabilmişim gibi geldi…

Kadınların onlara aykırı gelen davranışlar nedeniyle toplaşıp da kendi cinsleri hakkında yaptıkları bu tarz ters konuşmalara hep karşı olduğumdan… Sayın Emre Konuk’un şu bitiş paragrafları beni etkiledi…
“Bu noktada, suçu tamamen erkeğe atmanın yanlış olduğunu araştırmalardan anlıyoruz. Kadınların yardımsever/korumacı cinsiyetçilik tavırlarını erkeklerden daha çok destekledikleri bulunmuştur.  Yani büyük bir yarıştan önce kendi kendini ayağından vurmak gibi birşey.
Kadınlar, kendilerine zarar verdikleri halde, bu tip cinsiyetçiliği neden ve nasıl destekliyorlar? Artık bunu da kadınlar otursunlar kendileri düşünsünler.”…

O derece etkilendim ki yazmadan geçemedim… Hatta okudum ve yazmaya koyuldum… Eğer bu tür yazıları okuyan, bu tür düşünceleri irdeleyen, bu konularda değişmeyi seçen kadınlar varsa ben yardımlaşmaya, uzlaşmaya hazırım…

Umutlarımız hiç tükenmesin…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 64, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın