26 Mart, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Gün içinde kaç mod oluşur bir kişide? Bir yılda kaç mevsim vardır? İki soru birbiriyle çok ilintili… Yalnız bir ayrıntı var ki mevsimler düzenli oluşuyor geçişsel olarak ama bu durum kişiye dönüp baktığımızda hiç de öyle değil… Yazdan kışa, ilkbahardan yine kışa ve belki sonbaharın hüznü ilkbaharın ılık ve iç açıcı durumuna da dönüşebiliyor… Hiç belli değil… Esinti anlık olunca duyumsanan mod değişebiliyor, rüzgârın şiddeti de önemli doğal olarak… Mevsimler de şaşkınlarda değil mi? Küresel ısınmayı durdurun… Olur! Biz de günlük yaşamımızdaki küreselleri durduralım ve ısınmalar dursun… Normal mevsimleri yaşayalım… Yer neredeydi? İnmem gerek… Basmalıyım sıkıca ayaklarımı… Bulutlar yük taşımazmış elektrik dışında… Ağır geldim… Ve şaşırttım onları… Bir artı bir eksi şimşek, yıldırım, onlar da şaşkın… Toprakladılar!!!

Üsküdar Belediye’sinden aldığım kitapları yazacaktım ben… Üsküdar’ım, Üsküdar’ımın çeşmeleri, sokakları diyecektim… De diyemeyeceğim… Bugün değil yarın belki daha da sonra gelecekler düşüncelerimden süzülüp parmak uçlarıma ve dönüşecekler yazıya… Paylaşılmaya… Ama bugün… Yok!!! Düşüncelerimde uçtum, bedenim yalnızca görselde…

Güneş gün boyu saklambaça bile gerek görmüyor… Hepten yoklarda… Bulutlar el vermiş yağmura ama beklemedeler… Ağır ve sıkkın bir hava… O ağırlığın çöktüğü bir ben de ortalarda dolanmadayım… Gazeteler, internet, yemek, bir kapı çalınış, iki konuşma, yine internet ve bir İclal Aydın yazısı… Haklı bir yazı… Yanındayım… İyi de mod aynı olunca, alıp götürdüğü yerde takılı kalıyorum… İşime mi geliyor, tıpkısını mı duyumsuyorum da öyle oluyorum? Bilmiyorum? İsteğim buymuş ki orada sâbitleniyorum…

“Unchained Melody” şu an uygun… Sözleri bir hârika… Kimse dokunamaz ruhlara… Onlar her daim gençtirler… Ben bu konuya değinmiştim… Bedenler yaşlansa da ruhlar genç kalıyor diye… Öyle işte!!! Yaşadıkça anlaşılacak bir gerçek… Deneyimler, gözlemlerle kanıtlanmıştır ve şu an tanıklık edilmektedir…

“Unchained Melody”… Kimler kimler söylemiş… İnternette buluyor ve dinliyorum… Yorumlar hep değişik ama bir gerçek melodinin ve sözlerinin güzelliği… Ben bugün bunu dinlemek istiyorum… Onlarca kez… Öyleyse dinlerim… Bu da benim dokunulmazlığım… Ara ara kendimi şımartma biçimim… Bazı kez tür değişir ama ben dilediğimi yaparım… Gerektir de…

Elvis Presley’den dinliyorum… O son durumlarındayken… Kilolu ve söylerken yoruluyor… Alnında biriken terler süzülüyor şakaklarından… Sesi, nefesi yetmiyor… Nasıl geldin bu duruma o genç yaşında? Şöhret! Yazık! Oysa “Ghost” film müziği olarak dinliyorum… Kendimden geçiyorum… Telefonuma da kayıtlıdır bu şarkı ve yolda durup durup dinlerim ben… O kalabalık, stres dolu ortamı çekilir kılar… Willie Nelson’un bir albümü var yine kayıtlı… Ve bir dolu slow şarkılar… Ruh genç mi demiştim ben? Şimdi slow deyince 60 lı 70 li yılların şarkılarından söz edince yıllar ilerledi mi yani? Yoo!!! Bedence gençlere bakıyorum bizim şarkıları evirip çevirip kendilerine ediniyorlar… Rap yapıyorlar, rock yapıyorlar ve bilmem artık ne yapıyorlar? Çalınırken ben eşlik edince çocuklarımdan gelen tepki “Aaaa! Anne sen bunu nereden biliyorsun?” oluyor… Hani ben çağ gerisinden gelmekteyim ya! Bilemem!!!

Bizim büyüğün ilkokulda aldığı “Metalica” CD si geçti elime geçenlerde… Toz alıyordum… Müziksiz de yapamam ya… Koydum onun eşliğinde işimi sürdürüyorum… Derken işim bitti… Nete girdim ve bir paylaşım sitesinde şöyle yazdığını gördüm:”Annem (57) Metalica dinliyor.”… Arkadaşları da hayret nidalarıyla yorum girmişler, iyi mi? Ben de hemen iki satır yazıp onlara duygularımı sundum. Beni bloke etmiş, çocuğum. Ve de silmiş yazdıklarımı… Hayat böyle bir şey işte… Haklı mı? Ya ben? Geçiniz…

Annem uğradı bugün… Yan apartmanımızda oturuyor… Korkuyorum inip çıkarken merdivende ya da yolda düşmesinden… Allah korusun… “Ben gelip alayım” dediğimde “Yok ben geleceğim” diyor… Geldi de… Anlatıyor, komşuları uğramış dün… Öyle geleni olduğunda gözleri parlıyor… Çoğunlukla dinlense bile günü plânlı, programlı bakıyorum… Kahvaltı, yemek, namaz, Kur’an, dualar, radyo, Tv, kitap… Hoşuma gidiyor ve kendime dönüyorum… Plân yok! Yapamıyorum… Herkesin isteğine göre ayar yapmışım kendimi… Bir o, bir bu, bir şu… Ya ben, ya ben? Sıkıştırılmış aralarda yaşam biçimi… Belki zamanında annemin de duyumsadığı gibi…

Hiç oturup kurgulamayacağım… Her şey olacağına varıyor… Herkes yazgısını yaşıyor… Ben bugün bulutlardaydım… Gerekti… Sonunda topraklasalar da bir süreliğine o düzeye çıktım ya!!! Canıma değsin!!!

Sevgiyle kalın…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 54, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın