
Foto:Fatma Çetin
“Süleymaniye Kütüphanesine Yolculuk” yazımda anlattığım gibi kapısına dek gelmiştim arkadaşlarımla… Artık içeriye girebiliriz dostlar… Ancak, grupla gezebilmek için önceden izin almak gerekiyor ve bu izni Osmanlıca hocamız sevgili Ayşe Aytekin önceden almıştı. Yine de kapıda bir süre bekledik… Sanırım âniden alınan izinle, başka bir grup gezmesi oluşmuş…
Bizi önce bir bahçeye aldılar ve Süleymaniye Kütüphanesi’nde müdür olarak görevli olan İbrahim Göksel Baykan bey tarafından bilgi verilmeye başlandı…

Foto:Fatma Çetin
Şu an asıl kullanımda olan adı “Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi” olarak geçen Süleymaniye Kütüphanesi, Kanuni Sultan Süleyman’ın 1550-1557 yılları arasında Mimar Koca Sinan’a yaptırdığı Osmanlı Mimarisinin şaheserlerinden birisi… Çok büyük ve kapsamlı ama biz çok az bir bölümünü gördük… Hem restorasyonda olduğundan ve hem de şu an için gezdirilmediği söylenildiğinden…
Gerçekten çevrelenmiş bir şekilde, yoğun çalışmalar görülüyordu… Kolay mı? Koskoca “Süleymaniye Külliyesi”… Ki “Câmi, Dâru’l-Kurrâ, Mekteb-i Sıbyân; Evvel, Sâni, Sâlis ve Râbi medreseleri; Tıb Medresesi, Dâru’ş-şifâ; Dârü’z-ziyafe; Tabhâne; Dâru’l-hadîs; Dâru’l-mülâzimiye, Hamam, Sinan’ın mütevâzı türbesi ve avlu kapıları üzerinde bulunan bekçi evleri ile camiin kıblesindeki Kanuni’nin türbesi, Hürrem Sultan’ın türbesi ve kabristandan oluşan hazire”den meydana gelmiş… Çıktığımızda camiye doğru gittik… Restorasyonda olduğu için de kurulu büyük bir çadırla karşılaştık…

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin
Süleymaniye Kütüphanesi’nin avlu gibi bir bahçesinde, İbrahim Göksel Baykan bey hızla anlattı ve not almaya çalıştım… Üzerinden günler geçtiği için de aklımda kalanıyla paylaşmaya çalışacağım… Kütüphanede 139 farklı kütüphaneden gelen kitaplar ve koleksiyonlar var. Ayrıca padişahlar, veziriâzâmlar, medreseler, tekkeler ve çok çeşitli yerlerden gelen koleksiyonlar da burada bulunmakta. Osmanlı Dönemi’nden gelenlerden aklımda kalanlar; Esat Efendi, Nesih Paşa, Murat Molla gibi… Vakıflar’dan gelen çok büyük miktarda koleksiyonlar ve Gülnûş , Pertev, Vâlide Sultanların koleksiyonları da Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunmakta. Ayasofya ve Fatih koleksiyonlarından bir bölüm de burada.
Tam 75650 adet yazma ve 65700 adet tıpkıbasım eser var. Bu eserlerin çoğunluğu Arapça. Kalan az bir bölümü Osmanlıca Türkçesi, %5 bölümü Farsça ve %1 öteki dillerden oluşmakta. Örneğin Mevlid-i Şerif’in Yunanca, Süryanice, Çağatay Türkçesi ile yazılmışlarının burada bulunduğunu öğrendim.

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin
Çok önemli arşivlerin olduğuna da değindi İbrahim Göksel Baykan bey… Bunların içinde birincisinin Süheyl Ünver’in odası olduğunu söyledi. Ord.Prof.Dr.Süheyl Ünver ki Darülfünun Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra yurtdışında ihtisas yaparak geliyor ve İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü’nü kuruyor, Güzel Sanatlar Akademisi hocalığı yapıyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Tıp Tarihi ve Deontoloji kürsüsünü kuruyor. Arapça, Farsça, Fransızca biliyor; ney çalıyor; ebru, tezhip, minyatür ve hat sanatıyla uğraşıyor; Türk kültürünün bütün yönleriyle ilgileniyor ve aynı zamanda arşivci de… İşte bu arşivinden büyük bir bölümü de burada. 1970 li yıllarda vakfettiği bu arşivinde defter ve dosya halinde tam 1050 adet eser bulunmakta.

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin
Cemaleddin Server Revnakoğlu’nun Osmanlı Devri Tekke ve Tasavvuf Kültürü’nden 326 eseri burada. Hamit Aytaç, Mustafa Râkım ve daha birçok Hüsn-ü Hat ustalarının, yaklaşık 700 eserden oluşan Hat Koleksiyonları da bulunmakta.
2003 yılında Ev-Yap & Duru ile bir proje yapılarak eserlerin dijital ortama aktarımına başlanılmış ve 2009 sonunda tamamlanmış… CD ve DVD olarak “suleymaniye.gov.tr.” sitesine girilerek temin edilebiliyor.

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin
Ayrıca Atıf Efendi, Köprülü, Nuruosmaniye, Hacı Selim Ağa, Ragıp Paşa Kütüphaneleri de Süleymaniye Kütüphanesi’ne bağlılar. Hacı Selimağa Kütüphanesi’ne öğrenim yıllarımda da giderdim. Geçen yıl Osmanlıca grubumuzla gittik ve el yazımı eserlerden birkaçını gördük. Bir tanesi de Aziz Mahmut Efendi Hüdâyî Hazretleri’nin el yazısı ile yazılmış defteriydi. Padişahlara yazmak için kullandığını söylemişlerdi. Çok etkilenmiştim o an. Hatta çaktırmadan parmağımın ucuyla dokunmuştum. Yalnız acı yanı kurtlar tarafından uçlarından kemirilmiş olduğunu görmekti.

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin
Minicikten beridir ben hep onun türbesine gider dua ederdim. Sınavımın olduğu gün ilk durak türbe ve üçüncü basamağı yerimdi. Biri orada duruyorsa beklerdim. İlle de üçüncü basamak olacak… O zamanlar son derece sessiz, huşû içindeydi. Gerçekten içtenlikle dua ettiğiniz ve önce Allah’tan istediğiniz… Daha ötesi Aziz Mahmut HüdâyÎ Hazretleri’nin yüzsuyu hürmetine dilediğiniz… Çocuklarımı sünnet giysileriyle de ilk oraya götürmüştüm. Şimdiyse içim çekmiyor o gürültülü kalabalığa girmek. Bitmeyen restorasyonu, kırılmış mezartaşları, satıcı ve satışların çok olduğu karmaşa… Türbeyi açtıklarına da inanılmaz üzüldüm. Haftada bir gün açılırdı ve saygıyla girilip çıkılırdı. Ben bu konuyu özellikle bir yazımda dile getireceğim… Gerçekten çok ama çok üzülmekteyim, şu an görünümüne. Yapıcı yeniliklerin yanısıra, eskiyi korumayı da acilen öğrenmemiz gerekiyor. Ve bizlerin öğrenmesi en en en gereklilerin içinde cami, türbe ziyaretleri ile dua ve okuma yaptığımızda zât’a ve dinimize olan saygımızı hiç ama hiç unutmamız…

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin
Süleymaniye Kütüphanesi’nde yalnızca iki bölümü görebildiğimizi söylemiştim… Bunlardan bir odası Kâtip Çelebi’ye ayrılmıştı. Kâtip Çelebi’nin kendi eliyle yazdığı bir dolu esere tek tek bakabildik diyemiyorum. Kalabalıktık ve süremiz dardı. Bu nedenle İbrahim Göksel Baykan beyle görüşerek başka bir gün gelirsek yine ilgilenip ilgilenemeyeceğini öğrenmek istedim. Telefon ederek randevu aldığımız takdirde 2-3 kişi bile olsak bizi gezdirerek anlatım yapacağını söyledi. 17 yıldır resim, tezhib ve minyatür kurslarına giden ablam hele bir Ankara’dan gelsin. Kesin arayıp randevu alacağım ve gideceğiz… Kütüphanenin haftanın yedi günü 08.00-23.00 arası açık olduğunu da öğrendim.

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin
Düşünün 1000 yılı aşkın 75 kitap var… Daha da ne eserler… 1827 de ilk nüfus sayımı yapılıyor ve yalnızca İstanbul’la Trabzon’da bu arşivler bulunmakta. Belki de soyağacı çıkarılabilirmiş…
İçerisinde Kitap Hastanesi, Araştırma ve İhtisas Kütüphanesi de bulunmakta. Yurtdışından gelen 500-600 okuyucu ve araştırmacı oluyormuş. Bu kişiler dînî, ilmî, coğrafî ve edebî eserlerle ilgileniyorlarmış. Türkiye’den ise öğrenci ve akademisyenler çoğunluktaymış.
Gezdik, öğrendik bitti dediğinde şaşakaldık… Bilmediğimizden sınırlı olduğunu gezilecek yerlerin, beklentimiz vardı… Toplaşıp dışarı çıktık ve hocamızdan izin isteyerek biz Kapalıçarşı turumuza koyulduk üç arkadaş… Tüm yollar Kapalıçarşı orada… Yokuş aşağı tutturduk gidiyoruz… Tepsi satan bir dükkana denk geldik… Ne gerekse, alma dürtüm işe koyuldu ve onlarca tepsi içinde boyut duygumu şaşırdım… Ağır ve kocaman bir tepsiyle yolumu sürdürdüm… Yarı yolda arkadaşım alıp taşıdı, sağ olsun.

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin
Görmemişler gibi sağa bak, sola bak Kapalıçarşı’da yürüyoruz… Mola dürtüm de geldi… İki katı olan bir yere konuşlandık… Karnımızı doyurduk… Üst katta iki kadın çalışmakta… Biri çay dolduruyor öteki masamızı siliyor… Balkona çıkıp o kalabalığı görüntülerken insanları süzdüm şöyle bir… Kimi yokuş aşağı kimi yokuş yukarı hızla yürümekte, akıyorlar âdeta… Bir uğultudur yükselen… İçeri döndüm iki kadın da bana bakmakta… Yanlarına gidip konuştum… “Benim bir sitem var, yazıyorum. Fotoğrafınızı çekeyim ve oraya koyayım ister misiniz?” dedim. İstemekle kalmadılar ve poz verdiler… Çekince baktılar, “Olmamış bir daha çek.” diye denetlediler… Çektim, yine baktılar ve “Tamam.” diye onayladılar… Fatma ve Meliha hanımlar… Buradan size selâm olsun, emekçi kadınlarım benim…

Foto:Fatma Çetin
Orada da içimden geçirdim, burada da dile getireyim… Gittiğim sürece arkadaşlarım, vapurdaki kişiler, tramvay ve her ne vasıta ise… Kapalıçarşı’da gezinenler, turistler, ben… Herkesin yazgısı apayrı… Ben sitem için fotoğraf düşünüp de Süleymaniye Kütüphanesi’ni gezmişliğimle oturup çayımı içerken… Birileri o çayı demleyip, yiyeceğimi önüme getirmekle uğraş vermekte… İşte hayat!!!
Sevgiyle kalın…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 388, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın