10 Mart, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Değer Altunay

Foto:Değer Altunay

Doğum günün kutlu olsun ablacığım… Tam 65 yaşındasın biliyor musun? Pastana  6 tam ve bir de yarım mum koyacaktım… Yapacaktım bunu ve sen o boğuk gülüşünle kahkaha atacaktın… Çünkü sesli gülmek yakışmazdı bir genç kıza ve sonraları da bir kadına… Hatta gülerken ağzını elinle örtmek de isteyecektin… Gülmeyi bile hak etmiyormuşçasına… Neden???

Özledim… Çoook… Seni andığımda, adın geçtiğinde ağlamamayı başaramayacağım ben, yok! Örtüldü sanılan kor ateşin var ya, dağlayıp duruyor… Bazı kez için için, bazı kez de açıkça…

Anneler bilirmiş bakınca içinden geçeni çocuğunun… Onun için beni seninle bir başımıza bırakmamıştı hastane odasında… Hep yanıma bir ablamı da vermişti… Öyle belliydi demek bir şey olursa sana,  benim de yitip gideceğim… Değil be ablam… Bak hâlâ boğuşuyorum işte, yaşam masalıyla…

Ben böyle bir başıma yazıyor olmamalıydım…  Yanımda sen konuşuyor, eğleniyor, tartışıyor, uyarıyor olmalıydık birbirimizi… Ne düşlerimiz vardı bizim… Hep emekliliğe, yaşlılığa ertelediğimiz… Eeee! O günler geldi ama sen neredesin?

CDye çektiği görüntüler var kardeşimizin… İzlerken ne güzel yanında olup da, bittiğinde yokluğuna dayanamadığım…

Diyor ki bir büyüğüm “17 yıl oldu… Nasıl geçti çabucak.”…  Hayır!!! Hiç de değil… Son fotoğrafımız duruyor salonda… Bir de senin tek fotoğrafın… Kaç kez danıştığımı bilemiyorum sana… Kaç kez dertlerime ortak ettiğimi gecenin karanlığında, öğütlerin kulağımda… Sevindiğimde de gelip anlattım sana, vereceğin tepkiyi düşleyerek… Yok!!! Yazarken bile zor be ablam…

Kopup gitmişim bulunduğum andan… Geçmiş… Anılar… Bir bir geçiyorlar gözlerimin önünden… Ve ben kilitlenmiş kalmışım…

Yazdığım, bugünler ve olmayası 19 temmuzlar… Oysa hep birlikteyiz… Bilesin ablam…

Yitip gittiğin günlerin ardından… Her sabah telefonla aradığın saatte gözü yaşlı bekleyişlerim… Ve düşüme gelişin… Canımsın benim… İki fıkra anlatmıştın düşümde birbirinden komik ve güldürmüştün beni… Ardından da “İşte böyle güleceksin, ağlamak yok” demiştin ya ablası… O sözünü tutamadım ben…

En büyüktün… En örnek olacaktın… Da ne oldu bastırdıkların, bastırılışların???

İyi ki sana inat duygularımı dile getirmişim… İyi ki sana sarılmışım sıklıkla ve sevdiğimi söylemişim… Şu an da öyleyim ve ben bunu çoklukla yapmaktayım… İçimden nasıl geliyorsa öyle davrandım ve davranmaktayım… Şu an “Sus bakiiim” mi dedin bana? Tepkin bu olurdu, biliyorum… Ama beni hiç kimse susturamadı… Niyetim de yok!!!

Bak ablam, buradan da sesleniyorum sana açık yüreklilikle… Bu kuralsız olduğumdan değil, bilmen gerek… Yalnızca duygularımızı dile getirmenin önemine inandığımdan… Böyle yaşamayı seviyorum ben… Annem, değil mi? Babam ve babannem??? Yok, hele bir dursunlar gayrı!!! Babaannem demez miydi “Bana padişah bile karışamaz” diye??? Benim de ona çektiğimi vurgularlardı ya sıklıkla… İşte öyle bir şey…

Dalgalandım, duruldum… Şimdilik… Ve evet yazacağım… Sitem olduğu, parmağım klavyeyenin tuşuna dokunabildiği, sağlıklı düşünebildiğim sürece… Düşlerim, düşüncelerim mi??? Onlar zaten hiç durmuyor ki… Hep koşturmalarda… Seninle ve başkalarıyla da birlikte… İnsanlar yaşlanırlar, ama bedenleri… Ruhlar genç kalır…

Biz seninle genç olarak yine birlikteyiz ablam…

Yerin cennet olsun… Allah rahmet eylesin… Ve senin acını unutturmasın…

İyi ki doğmuş ve ablam olmuşsun…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 66, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın