
Eser:Hikmet Barutçugil Foto:Fatma Çetin
Havalar dengesiz… Mevsimler şaşmış… Buzda açan gülüme, yol kenarlarında yeşeren çimlerin arasındaki papatyalar eşlik etmekte… Badem ağaçları da çiçeklendi… Ve şubat ayının son günü daha… Isıtıp ısıtıp önümüze konulan “küresel ısınma” eşliğinde bu oluşumlar… Nelerin yeniden ısıtılıp da gündeme konulduğu, günümüzde…
Yine bir kurs günü, yola çıktım… Kirli minibüs camından, yağmurlu İstanbul’umu izleyerek gitmekteyim… Artık benimle eşleşen “eşsiz güzelliklerim benim” söylemimle… Harem, Salacak… Gidiyoruz… İşte Kız Kulesi… Benim mekânım… İçimden “Seni kitaplarla doldurup, yoldaşın olacağım” diyerek selâmlıyorum onu da…
Kurs yerim, doğduğum sokağın arkasında… Böylece haftada iki kez çocukluğumda da gezinmekteyim, çok değişimlere uğramış Üsküdar’ımda… Yazmıştım ben “Gülfem Hatun yokuşunda… küçük bir kız yaşardı” diyerek… Yarım asrı geçmişlik… Kim aynı kaldı ki… Yıllar…
O yazımda da değinmiştim, benim bir marangoz dükkânım vardı… Kapısında durup da içine giremediğim… Sonrasında bir nedenin oluşup da, girip marangoz amcanın çalışmasını izlediğim… İşte o bina restore edildi ve sergiler açılacak bundan böyle denildi… Kurs binasının hemen karşısında olduğu için de restorasyonu süresince izlemiştim…

Eser:Hikmet Barutçugil Foto.Fatma Çetin
Aslında mahkeme binasıymış diye bilirdik ve bulunduğu sokağın adı da “Eski Mahkeme Sokak” dı… Kuşkusuz öyleydi ve şu an “Fatih Mahkemesi” adı altında geçmekte… Geçtiğimiz yıl bir küçük sergiyi de konuk etmişti… Bu yıl da Üsküdar Belediyesi ve İstanbul Kültür Sanat Meclisi (İKSM)nin düzenlediği, klâsik sanatlar sergisinin ilki olarak açılmış bulunmakta…
Kurs binasına gelirken büyükçe bir ilân gördüm “Hikmet Barutçugil Ebru Sergisi” yazılmış üstüne… Önce derse girdim, arkadaşlara da söyledim… Görmeyenler olmuş o kocaman yazıyı… Gidelim dedik birlikte… Olmadı… Kurs bitiminde yalnız gittim… Daha iyi tek başınalık… Özgür takılıyor, dilediğinizce izliyor, daha da çok yaşıyorsunuz eserlerle bütünleşip…

Eser:Hikmet Barutçugil Foto:Fatma Çetin
Hikmet Barutçugil bence ebruyu konuşturarak, sizinle bir bütün olmasını başarmış… Bu sanatın tekniğini henüz bilmiyorum ve öğrenmek istiyorum… Çünkü renklerin içinde yitip gittim… Düşünün “İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nden 1977′de tekstil desinatörü olarak mezun oluyor. Okuldan sonra çalışmalarını ebru üzerine yoğunlaştırıyor”… Hiç şaşırmamak gerek o ebru dalgalarının arasında yitip gittiğime…
Sergi bana sürpriz… Yanımda fotoğraf makinam yok… Öyleyse buyurayım cep telefonuma… İyi de pek hoşnut olamadım çektiğim fotoğraflardan… Yine de yazıma ekleyeceğim, dilerseniz sergiye giderek yerinde görebilirsiniz… 20 Mart 2010 tarihine dek açık…
Hat yazısının ebruyla ne denli yakıştığına tanık oldum ve minyatürün de… Emeklerine sağlık Sayın Hikmet Barutçugil’in… Yalnızca birkaç eser ekleyebildim yazıma… Ancak görmenizi önereceğim öyle güzellikler var ki bu sergiye mutlaka gidiniz derim…
Benimse önümüzdeki yıl için kurs seçimimde bir değişiklik olacak gibi… Önce ebru öğrenmeliyim ki yazdığım hatlarla bütünleştireyim… Sonrasında minyatür ki yaptığım ebruyu da ona eş edebileyim… Hele ki hat, ebru ve minyatürün bütünleştiği bir kompozisyon olursa… Eğer amatörce de olsa başarabilirsem… Bu bana büyük mutluluk verecek… Allah’tan o günleri görebilmeyi diliyorum… Ben bu sanatları çok seviyorum…
Sevgiyle kalın…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 141, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın