18 Şubat, 2010 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Alihan Çetin

Foto:Fatma Çetin

Yaşam savaşının, “var” olan her şeyi kapsadığını hep düşünmüşümdür… Her zerre için… Bu bir toz zerresi bile olabilir… Düşünün evinizde temizlik yapıyorsunuz ve toz alıyorsunuz… O zerre “var” olmak için çabalayarak oraya konmuş… Siz ise “yok” etmek üzere işlemdesiniz… İşlem bittiğinde gözden kaçabilenler varlığını sürdürecekler… Sizin için üzücü olan, o toz zerresi için sevindirici olacak… Ve varlığını sürdürecek…

Bir insanın var oluşu da öyle minik zerrelerle oluşmuyor mu? Yaşama tutunabilen anne karnında büyümesini sürdürmüyor mu? Ya bir çiçek? O da öylesi tohumdan harika bir görünüme bürünmüyor mu?

Geçtiğimiz günlerde kar yağdığı sürelerde, tam olarak aynı olmasa da benzer bir oluşumu izledim. Otoparkımız yapıldığında benim bir avuç ormanlık arazim elden gitmiş ama kenarlarda güllerim bırakılmıştı. İşte o güllerden bir tanesi tomurcuklandı, biraz toparlanır ve açacağım diye uğraşırken üzerine kar yağdı. Sürekli izler oldum… Ben sıcacık ev penceresinden bakarken, o sıfır derecenin altında duruyordu… Yapacak bir şey yoktu… Ya sağlam durup yaşayacak ya da yitip gidecekti açamadan…

Belgesel izlemeyi seviyorum… Eski günlerde izlediğim bir belgeselde, şu an cinsi aklıma gelmeyen anne ve baba kuşların büyüyemeyecek derecede cılız yavrularını yuvadan aşağı attıklarına tanık olmuş ve içim kalkmış, benimsenir bulamamıştım. Oysa sona doğru, buna zorunlu olduklarını anlamış yine de içime sindirememiştim. Her şeyin bir nedeni vardır, doğanın kanunu budur… Biliyorum… Yine de kolay gelemiyor kimi durumu benimsemek…

Karın yağdığı ve soğuğun eksilere indiği birkaç gün boyunca direndi o gül ve aynı zarifliğiyle durarak milim milim gelişimini sürdürdü… Ve ben de sevinçle izlemeyi… Kar yağışı durdu, güneş az da olsa yüzünü gösterdi ve pembe tomurcuk gül şöyle bir yapraklarını aralama çabasına girerken… Bir kar yağışı ve soğuk daha geldi… Kısa süreli ama etkin… Camdan bakıyorum, hiç umursamıyor… Yalnız pembesi az solmuş gibi geliyor… Sanki buzdan bir cam fanus içine konmuş gibi…

Karlar yağdı, eksi dereceler oldu ve benim gonca gülüm hepsine dayandı… Tomurcuk artık açılmış bir güle dönüştü… Yaşam savaşını kazandı… Gülümseyerek bana bakıyordu… Fotoğraflandı… Ölümsüzleşti…

İyi ki de böyle olmuş…

Bugün kalktım, camdan bakarak “merhaba” demeye… Yerde yatıyordu… Yalnız o da değil… Ona bakarak, onun savaşını örnek alarak, ardından yetişmeye çalışan birkaç renkli gül daha…

Budanmışlar… Daha da çoğalarak açacaklarmış… Doğanın kanunu böyleşmiş… Yapılmaları gerekmiş… miş… miş… miş…

Kızgınlığımın derecesi yok!!! “Böyle güzellikler, ‘öylesine bir elden, son kararı verilerek’ öldürülmekte midir?” Haklı ya da haksız… Hiçbir analiz, hiçbir ileri düzey düşünme yapmak istemiyorum… Kurduğum cümlem budur…

Dilenildiği kadar yaşam savaşı verilsin, ayakta kalınmaya çalışılsın… Herşey olacağına varıyor… Üzgünüm…

Kuşkusuz yeni güller açacak… Çok da fazlasıyla olacak… Bense o pembe güllere baktığımda ilk “merhaba” deyişimi, karların arasında tüm zarifliğiyle dimdik durarak yaşam savaşımını kazanmış gülüme göndereceğim… Öylesine bir elden, sonunun geldiğini unutmayarak…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 38, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın