
Foto:Değer Altunay
Ne diyeceğimi bilemedim kendime bugün… Erkin Koray’ın “şaşkın” şarkısı geldi aklıma… Hani müzik programlarında istekler vardır da ileti gönderilir… Bu da öylesi “benden bana gelsin”…
Yarıyıl dinlencesi bitti, benim de bugün Hüsn-ü hat kursum var… Gerçekten çalıştım diyelim biz ona… Ya da elimden geldiğince… Ama bu yılki bana göre “çalıştım”… Geceden gerekli hazırlıklar yapıldı, kursa gideceğim… Öğlen giyindim, çantamı aldım çıktım… Hep de bir telâşım vardır, son ana bıraktığım… Bırakmasam da yine bir koşturmaca… Araca bindim, tamam rahatım artık… Niyeyse aklıma cep telefonum geldi… Belki de aracın sesi, konuşmalardan uzaklaşmak amaçlı, müzik dinleme isteğim düştü aklıma… Telefonun kapağını açtım, üç tane ileti bana bakmakta ve bir de cevapsız arama…
Evde telefonumu çantamdan çıkarmayı sevmiyorum… Koyduğum yeri bulamıyor, gerektiğinde ise ev telefonundan cebi çaldırıyorum ve dolaşmaya başlıyorum “sesi nereden gelecek” diye… Evden çıkarken de unutuyorum çantamdan çıkardığımı, yarı yoldan dönüyorum aklıma gelince… Bir bütünüz ya… Nasıl da ayrılmaz parçamız oldu… Bir kez taksiye binip, köprü yoluna girmek üzereyken son çıkıştan dönüp de almışlığım vardır… Sürücü semt taksicisi unutmamış beni, bir gün yine ona denk gelince “telefonunuzu aldınız mı?” diye sormuştu… Magmalara yol alınası durumlar…
Telefonum çantamda olduğu için ne gelen iletilerden, ne de arayanlardan haberim oluyor… İşte bugünkü gibi… İletilerden ikisi “bugün kurs yok” diyor bana… Ve ben aracın içinde öylece kalakalıyorum… Şaşkın… Yapacak bir şey yok… Üsküdar’a dek gittim, aklımda tasarlamaya çabaladığım planlarımla… Elimde koca bir kurs çantası da “aklımı başıma getirmek için” ceza gibiydi…
Bir gez, dolan… Kar, seni eve kapadı… Bu yıl kış uykusunda, mecnunsuz leyla gibisin… Yağmur da yok… Bende iş de yok… Gezmeyi canım çekmedi… Daha hayırlı bir iş için yolları tersine çevirdim ve hastaneye hasta ziyaretine gittim… Hastamız iyi, söyleşi beş çayına dönüşmüş ve ben kalkmak istedikçe “ne olur yarım saat daha” diyorlar… On dakika falan değil… Bana geldiler son demlerde ve birileri daha gelince çıktım odadan… Manzara güzel, hastane beş yıldızlı otel gibi… Ama yüksek bir bina ve orada üç kez deprem mi oluyor diye heyecan yaptım… Bildiğiniz yaylanıyor bina… Bana öyle mi geldi bilemiyorum ama şu yüksek binaları sevemedim gitti…
Eskiden tek düşüncem böyle çok yüksek bir binada, tek başıma stüdyo dairede oturmaktı… Bir filmde görmüş ve hemen hayalimde yerine oturtmuştum… Sonra “Gökdelende Yangın” kitabını okuduğumda bu hayalim gölgelendi… 1999 depreminden sonra, sildim gitti de zorunlu durumlarda asansör çelik kutusuna da giriyorum, böyle aşağıya bakınca oyuncak arabaların geçişine de tanık olup içimi kaldırıyorum… Bahçe içinde villa deseler ben onda da “güvenlik” diyerek her tarafı demirle çerçeveler tutsak evine çeviririm… Sorun binalarda değil gibi geldi birden…
Bir hayalim de “karavan”dır benim… Yolculuğu sevmeyen benim ne işime yarayacaksa? Dün gurbetteki can arkadaşım iletiyle böyle muhteşem bir karavan fotoğrafı göndermiş… İçinde yok yok… Elektronik aletler, ankastre dolaplar… Bayıldım… Şimdi klasik biri olduğumdan, değişiklikleri hele öyle sağda solda gezinmeyi de pek sevmediğimden, onu evimin yakınına park edip içinde yaşadığımı düşleyebilirim…
Yakınımızda bir boş arazi var… Sanırım yeşil alan ve evleri bile yıkıp yıkıp yenilerini yaptıkları, bir milim boşluk bırakmadıkları canım İstanbul’umda öylece durmakta… Şimdilik… İşte oraya geçen yıl bahar aylarından itibaren böyle karavanlar getirip koymuşlardı ve yaz süresince de durmuştu… Çevresinde az dolanmadımdı… Bir tanesi ahşap kaplamış ve orada onarım görmüştü… Kaç kez sağından solundan dolanıp, kafamı uzatıp içine bakmıştım… Ama dün iletide gördüğümün yakınından bile geçemezdi… Bir çifte de rast geldim o bakmalarımda… Karavan almak üzere gelmişler ve konuşuyorlardı… Kiralanabildiğini de öylece öğrenmiştim… Yalnız bir sakıncası, o sıcak günlerde içeride nasıl oturulur? Sürekli klima çalıştırmak gerek…
Şimdi ben cep telefonuma gelen iletiyi okumadığım için, ceza gibi yollara düşmüşlüğümü anlatırken karavan hayalime nasıl geldim? O değilde “OSHO”yu anlatmaktı niyetim… Yoga, meditasyon diyecektim ve yine bugün okuduğum aşağıdaki güzel alıntıyla yürüyecektim yoluma…
“Eğer cesur değilsen samimi olamazsın.
Eğer cesur değilsen sevemezsin.
Eğer cesur değilsen güvenemezsin.
Eğer cesur değilsen gerçeğin peşine düşemezsin.
O yüzden önce cesaret gelir.
Ve diğer her şey onu izler.”
OSHO
Artık bir başka paylaşıya…
Sevgiyle kalın…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 39, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın