
Foto:Değer Altunay
Kendimi şikayet etmekle başlayacağım. Hafta içinde üç kez “yazı yazın” sayfasına girdim, yazacağım da birikmiş… Kapayıp çıktım. Ben bu kış, uyuşukluk modumdam çıkamadım… İtiraf ediyorum. Yazı başlığım “Bugün de böyle” ydi. Ancak yine aynı türün değişik versiyonunu yaşamışım ki aynı başlıkta bir yazı daha yazmışım. Değişecek…
Bu sabah Göksel yengeciğim telefon etti, tiyatroya davet aldım… Nasıl da gitmek istiyorum ama bitiş saati 18.30 olacak, hava kararacak ben taa Akaretler’den karanlıkta yalnız dönemem ki… Kaç yere telefon açtım, herkesin işi var. Şu “Akşam ezanı okunduğunda evde olacaksınız!” komutu yok mu rahmetli babacığımın… İliklerime dek işlemiş… Bin yaşıma geldim, üzerimden atamadım… Olmuyor… Karanlığa kalırsam, kalp çarpıntısından perişan oluyorum. Bir koşturmaca bende, arkamdan kovalayan var sanırsınız. Sokağımıza gelince derin bir oh çekip, evin kapısına varmadan anahtarı hazırlama çabası, içeri girdim mi benden huzurlusu yok. Yaz gelsin, günler uzasın istiyorum. Saatlerimiz uyuşamadı kış mevsimiyle. Yağışlar, kar, buz… Hiç de gitmeye niyeti yok gibi…
Bugün gazetede bir haber okudum “Bir yastıkta 91 yıl” başlığı atılmış… 113 ve 111 yaşında iki tonton, evliliklerinin 91. yılını kutlamışlar. İçimden fırtına hızıyla uçuştu düşünceler. Ben aklımın hızına yetişemiyorum. Hele bu hızını, iyiki de yakalayamadım. Aradan çekip almak istiyorum birini gecenin bir yarısında… Acaba tontonun biri tiyatroya gidecek eleman peşindeyken öteki tonton stad hayalini gerçekleştirmeye hazırlanıyor olsa ne olurdu?
Kamera stop!!! Kestik…
Canım yengem bu ayın sonuna doğru bir gün ayarlayacağını söyledi. Suna Keskin ve Metin Serezli’nin oynadığı bir oyun. Biliyor beni… Sağ olsun. Onu kocaman öpüyorum buradan… İçimden geldi…
“Secret” kitabını almıştım kızımdan. Temiz bir sayfaya not düşmüşüm “İnsanlar bilinçli düşünerek hayatlarını beyinleriyle oluşturma gücüne sahipler” yazarak. “Kuantum Olumlama” masamın üzerinde, yanıbaşımda. Kendi kitabım olduğu için satır altları çiziktiriklerle dolu ve kenarlarına aldığım notlarla da… “Dikkat!” yazmışım iki paragraf için… “Herhangi bir konuda negatif bir söylem yaptığınızı fark ettiğinizde, içinizden ‘iptal ediyorum’ diyerek, yerine olumlusunu söylemeniz, gereken pozitif etkiyi yaratır.” ve “Sürekli bir biçimde kullandığınız yeni pozitif sözcüklerin ve söylemlerin hayatınızdaki etkilerini izlemek de keyif vericidir. Bunların hayatınızda yaratacakları değişimleri farketmek, size güven ve güç verecektir.”.
Ara ara bu kitaplara, olumlamalara ve benim belki de inanarak yaptığım için yararını gördüğüm “reiki”ye dönüş yapmak gerçekten iyi oluyor. Aslında ara ara sözünden çok hayata geçirilmiş olduğunda bir yararı olduğunun bilincindeyim. İsteklerde cümlelerin doğru seçilmesi de önemli. Örneğin “Hasta olmak istemiyorum” değil “sağlıklıyım” denilmesi gerektiği gibi.
Bugün en küçüğü ben olduğum dört kişiydik söyleşen… İlk başlarda direkt “kimin neresi hasta, yok onun hastalığı daha da kötü” gibiydi konu… Zaten hasta olan ilacını alıyor ya da tedavisini oluyor… Öyleyse… Aynı konular çerçevesinde dönüp dolaşmak neden? Bir araya gelişlerimiz sınırlı, zaman desen gelip geçiyor… Haydi uçalım… İster geçmişe, ister geleceğe… Bir şekilde konuyu değiştirerek bu ortamı sağladım. Belki de gelecekle ilgili sınırlı düş ve düşünceler olduğundan artık, geçmişe gittik. Yine belki de geçmişte kaldığı için, artık gülerek bakabildiğimiz anılara daldık. Birkaç saat süresince çok eğlendik ve güldük. O süre boyunca kimsenin ağrısı, sızısı da aklına ve dolayısıyla gündeme de gelmedi.
Moral!!!
Eş, dost, arkadaş seçiminin önemi burada başlıyor. Çoğu kişi bu tarz okumalardan haz etmiyor. Belki de akıllarına bile gelmiyor. Oysa yaşadığımız sürece bize verileni armağan olarak görerek, önce kendimizi önemsemeliyiz. Çözümleri çözümsüzlüklerde değil, çözünebilirliklerde aramalıyız. Hep denir ya “bardağın dolu tarafından bakmalısınız” diye. Kimi kez mod düşüklükleri yaşadığımızda, aklımıza getireceğimiz olumlu düşüncenin gücüne sarılmalıyız. Seçim bizim. Ben bu gücün hepimizde var olduğunu biliyor, inanıyorum.
Bir gün daha yaşandı bitti… Belki sıradan, belki olağan… Belki de ayrımsanıp anımsanacak olan…
“Yaşam avuçlarınızın arasında,
Şu an nerede olduğunuz
Şimdiye kadar neler yaşadığınız hiç önemli değil.
Bilinçli olarak düşüncelerinizi değiştirmeye başlayabilir
Hayatınızı değiştirebilirsiniz.
Umutsuz durum diye bir şey yoktur.
Yaşamınızdaki her türlü koşul değişebilir.”
SECRET
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 37, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın