
Eser:Göksel Sevim Foto:Fatma Çetin
İstanbul, 2010 Avrupa Kültür Başkenti oldu ve etkinlikler başladı… Bugün Altunizade Kültür Merkezi’nde; Klasik Türk Sanatları Vakfı’nın düzenlediği “Klasik Türk Sanatlarında 15 seminer 15 sergi” adı altında, 1. sergi olan “İstanbul Minyatürleri Sergisi” nin açılışında ve onunla ilgili seminerdeydim, ablamla.
Sergiyi gezdik, özenle yapılmış eserleri inceledik… Her biri ince ince işlenmiş ve emek verilmiş. Baktıkça emeklerine sağlık da dedik. Birkaç eseri fotoğrafladım ama cep telefonuyla olduğu için yakından incelediğinizde aldığınız keyfi veremeyecektir kuşkusuz. Sergi 28 şubata dek açık. Dilerseniz ve olası ise gidebilirsiniz.
Serginin ardından düzenlenen seminerde dört konuşmacı vardı. Ülker Erke, Prof. Dr. Uğur Derman, Yrd. Doç. Dr. İnci A. Birol ve Taner Alakuş. Açılış konuşmasını Prof. Dr. Uğur Derman yaptı. Küçücük çocukken tanıdığım, can arkadaşımın dayısını böyle bir panelde yönetici olarak izleyebileceğimi hiç düşünemezdim. O yalnızca dayıydı ve yanında sessizce oturulur ya da “büyükler işte” diye bakılırdı. Gerçekten çocukluk çok şeyin bilincinde olmamayı ve geleceğe dönük yönlenirken, neye ağırlık verilmesi gerektiğinin bilinmediği hayta günlermiş. Sonra sonra akıllar başa geliyor ve sanat değerlenerek, bastırılan yetenekler ortaya çıkıyor. Aileler ekmek getiren meslek tutkusunda oluyor, bizler de öyle düşünüyoruz. Ressamlık para getirir mi? Ya hat, minyatür, tezhib… Konuşmacılar da ona değindi ve yeni yeni ilginin arttığını ve çoğu kişinin öğrenmek istediğini söylediler.

Eser:Ülker Erke Foto:Fatma Çetin
Ülker Erke bu konuda örnek gösterilecek bir sanatçı. 1948 yılında minyatüre gönül vermiş. Rahmetli Ord. Prof. A. Süheyl Ünver hocadan öğrenmiş ve icazetini de 1958 yılında almış… “Biz tarih olduk” diyor. Minyatürün özünün hiç unutulmaması gereğini önemle vurguluyor. Minyatür sözcüğünün değiştirilmesinden yana Yrd. Doç. Dr. İnci Birol. Farsçadan gelen şehnüvist yani resim yazan da denilebilirmiş, tasvir anlamında kullanılan musavvir de. İnci Birol 17 yıl fizik öğreticisi iken bu işe merak sararak Marmara Üniversitesi’nde minyatür ve tezhib öğreticisi olduğunu söylüyor.
Taner Alakuş’u ilk kez TRT-2 de görmüş, anlatım ve eserlerine hayran olmuştum. 1966 doğumlu enerjik ve yeniliğe açık. “Öğrencilerimle minyatürü öğreniyorum” diyecek denli de kendine özgüveni olan bir sanatçı. Klasik Türk Sanatları Vakfı’na ayrılmadan önce İsmek’te Arapça ve Osmanlıca kursuna gittiğimde bizim üst katımızda ders veriyordu. Sınıflarına gider, “izleyebilir miyim?” diye izin isterdim. Son derece mütevazı ve canayakın kendisi, yemeğe çıkarlarken onun sınıfındaymışım gibi topluca gitmemizi önerdiğinde çok hoşuma gitmişti. Öğretici ama içten ve arkadaşça… İşte budur.

Eser:Taner Alakuş Foto:Fatma Çetin
Taner Alakuş; minyatürün özüne bağlı kalındığı, kuralları uygulandığı sürece öğrencilerinin yaratıcılığını desteklediğini söyledi. 20. ve 21. yüzyıl Türk Tasvir Sanatında arayışlar bölümünde birçok eser gösterime sundu. Ayrıca kullanılan malzemeler, boyaların inceltilmesi, stilizasyon, kompozisyon, zemin ve boyamayla ilgili açıklamalar getirdi. “Erguvan ve İstanbul” temasının nasıl işlenebileceğine ilişkin görsel sunumları da eksik etmedi. Minyatürün kitap sanatından levha boyutuna geçtiğini de vurguladı. Sokakta yürürken her şeyi minyatür gibi gördüğünü söyledi, ilginçti.
Şimdiii benim Osmanlıca 4. kur bitiyor ve tek Hüsn-ü Hat kursuma kalıyorum ya önümüzdeki yıl… Demek kiii… Onun yanısıra ne kursuna gideceğim açıklık kazanmıştır aklımda… Minyatür ya da yeni adıyla Türk Tasvir Sanatı…
Adı üstünde “tasvir” anlatım, betimleme… Bundan böyle kurallara uygun anlatımımı tasvir sanatında öğrencilikle sürdürebilirim… İnşallahhh…
Fotoğrafladığım birkaç eser, hazırlanan kitapçıkta açıklanıyor… Taner Alakuş’un eseri, Galata Kulesi ve çevresi: Eserde Galata bölgesinde sultanın atla gezintisi konu ile işlenmiştir. Ülker Erke’nin eseri, Topkapı Sarayı: Bugüne kadar bölümler halinde yapılmış saray minyatürleri vardır. Sarayın Pplanı üzerinden ikinci kapıdan dördüncü avluya kadar olan kısmının tamamını çizerek göstermeye çalıştı. Minyatür tekniği ile suluboya, guvaj ve altınla çalışılmıştır.

Eser:Leyla Arlı Foto:Fatma Çetin
Göksel Sevim’in eseri, Anlatır Zeyrek kendini: Zeyrek Camii, Zeyrek Fil Ahırı Kalıntıları-Sarnıç Dış Görünümü, Sefa Hatun Camii, Zeyrek-Eski Evler, Feneri Hisar Camii, Bozdoğan Kemeri-Gazanfer Ağa Medresesi, Eski İmaret Camii, Fatih Sultan Mehmet, Fatih Sultan Mehmet Tuğrası-Kaftanı, Ya fettah Fetih Sûresinin İlk Âyet Yazısı, Zeyrek Camiii Zemin Mozaiği, Aya Teodisia Figürü, Bizans İmparatoru II. Ioannes Kamnenos ve Eşi, 11. yy Bizans Sarayı, Bizans Mozaikleri. Gerçekten tümünü küçücük motiflerle bütünleştirerek kompoze etmek inanılmaz. Mozaiklerin işlenişi nasıl bir büyüteçle olmuştur. Dakikalar yetmiyordu, tek tek bakmaya.
Benim Hüsn-ü Hat hocam, sevgili Leyla Arlı’nın da bir eseri sergilenmekteydi. “Hisarlar”… “Çalıştığım eserde hisarları daha modern farklı bir şekilde anlatmak istedim. İstanbul simgelerinden biri olarak Fatih’i fethiyle bir arada düşündüm.” yazarak bir açıklama getirmiş eseri için.
Evet! Tüm emek verenlerin emeklerine sağlık.
Kenara iki not düşmüşüm… Biri günün koşullarında olağan
“Eserler ait oldukları kültürü taşıyan belgedir.”
İkincisi absürt gibi gelse de bence bağlantılı ve çok severim o cümleyi… Kimin söylediğini ise yeni öğrendim. Azerbaycan’lı şair Bahtiyar Vahapzade…
“Ne olursan ol, kendin ol.”
Sevgiyle kalın.
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 976, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Mart 24th, 2010 at 10:00
katılmak istediğim seminer ve sergiydi fakat gidemedim . Vermiş olduğunuz bu güzel açıklamalar için teşekkür ediyorum.Emeği geçen herkesi yürekten kutluyorum.
Mart 25th, 2010 at 02:28
Merhaba Ayten hanım,
Ben de ilginiz, izlediğiniz ve yorumunuz için teşekkür ediyorum. Eserlerin neredeyse tümünün tıpkıbasım kitabı muhteşem. Yeniden ve yeniden baktıkça… Kutlamalarınıza içtenlikle katılıyorum.
Sevgiyle kalın.