27 Ocak, 2010 tarihinde fatosh yazmış
Foto:Alihan Çetin

Foto:Alihan Çetin

Akşam evde toplaşmış(!) çay içerken, nereden akıllara düştüğünü bilemediğim bir konu geldi ortaya… Tamkarışık… “Bir anne, baba dokuz çocuğa bakarmış da dokuz çocuk bir anne, babaya bakamazmış”… Öyle örnekler var ki olumlu, asla bu söyleme katılınmayacak… Öyle örnekler var ki olumsuz, oturup ağlanacak…

Göz açılır, göz kapanır ömür geçer diyorlar… Öyle kolay mı geçmekte bu aralık… Zor! Ne denli sorunsuz olsa da koşullar, yerinde olsa da sağlık… Yine de çevre etkenlerine ve artık TV ile dünyanın her yerinde yaşanılanlara, haberlerle birebir görüntülenene göz yumulması olası mı? Etkilenmemek de…

Haiti’deki deprem felâketini öğrendiğimizde zaten kısa bir süre önce böylesi acı yaşayan bizler, acılarını duyumsadık taa içimizde… Her ne kadar elimizde yudumladığımız çayımızla, kurulmuş olduğumuz koltuğumuzdan da olsa… Etkileşim, kişinin duygularıyla özdeştir…

Bugün bir haber okudum, sonrasında TV lere de konu olan… 22 yaşında bir genç kız, üniversitede okuyan… İstanbul’dan Zonguldak’a giderken Bolu molasında tuvalette bir bebek doğuruyor, çöpe atıyor… Sonra da hiçbir şey olmamış gibi otobüse binip yoluna devam ediyor… Tuvalet temizlikçisi bebeği ağlayışından buluyor, hastaneye götürüyorlar… Anneyi de otobüsü izleyen jandarmalar buluyor, önce hastaneye götürüyorlar, ardından gözaltına alınıyor… Bitti… Mİ?

İlk tepki nedir? “Hain anne”… Ardından “aklını kullansaydı da yaşamasaydı”… MI? Bense o anneye üzüldüm… Bebeciğin dünyaya “merhaba” deyiş biçimine ve sonrasında yaşayacaklarına da…

Kimi yerde “töre” ile yitip giden gencecik kızlar, kadınlar… Kimi yerde bu olmadı bir de şunu deneyeyim diyen insanlar… Bir yerde sevgilisi sandığı ile ilişkisinden hamile kalarak saklanacak delik arayanlar… Bir yerde sperm bankasına gidip hamile kalanlar… Bir köşede “yasak ilişki” denilen türden bebeğini doğurup çöpe atanlar, ölüme terk edenler… Bir orta yerde kimin olduğu belli olmayan döllenme yoluyla doğmuş bebeğini sarıp sarmalayan, “poz” oluşturanlar…

22 yaşında genç bir kız… Üniversiteyi kazanır, ailesinden uzakta bir “il”e okumaya yol alır… TV lerde gördüğü bu uç örneklerle aklı karışmıştır… Aileden uzakta “özgür kız”dır o artık… Birine gönlü düşer… TV dizilerinde, magazin programlarında; birlikte yaşamak, günübirlik ilişkiler ve benzer örnekler dolanmaktadır… O da dizi gibi, film gibi ya da magazinsel yaşayıverir… Ne yazık ki atladıkları örf ve âdetleri, yaşadığının gerçekliği ve sonuçlarının TV kumandasının tuşuna basmakla son bulmayacağıdır…

Hiçbir yakınına anlatamayacak, çözüm bulamayacak durumdadır… Gönlüne düşenin gönlüne de anlık düşmüştür, yanında bulamamaktadır… Neler yaşamıştır, ne yaralar açılmıştır ruhunda… Çaresiz ve paniktir… Bu durumda sağlıklı düşünmesi olanaksızdır… Zaman geçer, bugünlere gelinir… Tuvalette, doğum sancısına çekilen acılar katık edilir, çocuk doğurulur… Çaresizliğe, birlikte olunan kişiye o duruma düşürüp de bir başına bıraktığı için duyulan nefret eklenir… Neden dünyaya geldiğini bile bilmeyen savunmasız bir melek  çöpe atılır… Nasıl bir atışsa, köprücük kemiği kırılır… Yaşanan yaşanılır, manşet olunur, ayıplanılır…

Bu ürettiğim bir senaryo, belki de gerçekle ilişkisi bile olmayan… Yok mu böyle örnekler? Öyle çok ki çoğunu duymadığımız, bilmediğimiz…

Kızım, senin kan kaybın var mı? Mikrop kapmış olabilir misiniz ikiniz de? Sen istirahat etmelisin… Bebek de giydirilip, soğuktan korunmalı…  İlk sütünü ne zaman vereceksin? Ya lohusa şerbetin? Belki bir de dua okutulur… Bak yatağını hazırlayıp süsledik… Bebeğin de kendi süslü yatağında yatacak… Mis gibi kokacak ortalık, sıcacık evinizde… Herkes gelip seni kutlayacak, bebeğe de “maşallah” diyecek…

Sen bir günah işledin… Bunu tek başına yapmamış olsan da sen bir kızsın… Namusunu korumalıydın… Erkek erkektir ona bir şey olmaz… İşte cezanı çekiyorsun… 9 aydır çektiğin azap yetmedi… Kendini bile kandırdın, şeytana uyup… O şeytan ki bebeğini de çöpe attırdı… Kurtulacağını mı sandın? Ömür boyu alnında kara lekenle dolaşacaksın…

Bebeğin ne suçu var? Bir çocuk yuvasında annesiz ve babasız büyüyecek… Ölümüne dek “affetmek” sözcüğüne düşman… İçinde acısını hep taşıyarak…

Oğlum benim, aslanım… Hemen bir kıza kapılıp da evlenmeye karar verme… Gez, toz, deneyim kazan… Bak önünde yılların var… Evlenmeden önce hayatını yaşa…

Kadın ve erkek eşittir… Neden bugüne dek susturulduk… Bundan böyle biz de özgürüz… Onlar kadar bizim de hakkımız var… Dilediğimizce yaşarız…

Ben erkeğim… Altmış yaşına gelir, otuz yaşında kadın da isterim… Erkek yaşlanmaz… Bir de olur, iki de… İlişkileri erkeğin elinin kiridir… Ben dilediğimi yaşarım ama seçeceğim kadında namus ararım… Yani öyle bir kez evlenmiş olsa, neyse de…

Aaaa! Bakın X hanım kendinden beş-on yaş gencini arıyor… Medeni cesaretinden ötürü kutlayalım onu… Alkışlayalım… Gerçekten nasıl karar verdiniz, başarabilecek misiniz? Ya aklınıza nereden geldi böyle bir şey?

Ah dede vah dede sen neymişsin sen? Kızım ben seksenim emme kırk gibiyim, turp gibiyim, delikanlıyım… Otuzu da alırım, yirmibeşi de… Evim var, param var, arabam var…

Sa-tı-yo-ruuum… Saaaat-tıııımm…

Bu yalan dünyayı…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 49, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Yorum yapın