18 Ocak, 2010 tarihinde fatosh yazmış
Foto:Alihan Çetin

Foto:Alihan Çetin

Haiti’de deprem olduğundan beridir, bastırılan deprem gerçeği yüzeye çıkmalarda… 1999 da deprem olduğu zaman o yıkıntıları gördükçe “neden evi süpüreyim, nasılsa toz duman olacak” moduna girmiştim bir süre… Hele o yıkıntıların arasında sallanan çamaşırlar… Gece çamaşırını asacaksın ki sabah toplayıp ütüleyeceksin diyerek… Oysa sabah olmayacak… O çamaşırları dünya izleyecek, öylece salındıklarını… Uçuşan perdeler, yırtık ve  toz içinde… Bir yana devrilmiş evin, kırık dökük pencerelerinden dışarıya sarkan…

Kurtarma görüntülerine gelemiyorum bile… Belleğimde flash back yapanlara ulaşırım korkusundan… Dün gibi canlı… Bakmadım, bakamadım bu kez… Ama bu durum rahat durmayan benim, biraz önce netten fotoğraflara bakışlarımın önüne geçemedi… Moralim yerlerde…

Yine de hayat durmuyor, sürdürüyor gereklerini… Hafta sonu yemeğe konuklarım vardı. Hani yemek takımlarımız vardır, bilmem kaç parça… Hani çatal bıçak takımlarımız vardır katlı çekmecelerde ya da çanta içinde duran… Salonlarımızın baş köşesinde “vitrin” diye adlandırılan; içinde kristal, kesme bardak ve süslerin durduğu… Hani hep temizler, temizler yerlerine koyarız da yine tozlanmalarını bekleriz… Hepsini çıkardım, temizledim, kullanıyorum…

Bana böyle bir etki yapıyor, bu deprem olayı… Birden yaşamın kısalığı, her şeyi tepe tepe kullanmam gerektiğini, doya doya dilediğimce yaşamamı çağrıştırıyor… Zaten gelmişiz kaç yaşına… Hoş kimin bir an sonrası garanti ki… Yine de ilk akıldan ötelenen bu oluyor… Yoksa yaşanamaz…

Ara ara bu duyguya kapılır, yaparım böyle şeyler… İkinci çocuğumun doğumuna gitmeden de yaşamıştım… Çünkü aynı anda, çok sevdiğimiz bir arkadaşımızı doğumda yitirmiştik… İnsanız işte…

Böyle bir de anım var… Çocuklarım okula bile gitmiyorlardı daha. Bir sabah büyük oğlum “Karnım ağrıyor” dedi. Baktım apandisitinin olduğu bölgeyi tutuyor. Hemen sağlık kitabını açtım, neler yapılır okudum. İlk muayeneyi ben yaptım. Ağrıyan yerin üzerine buz koydum, el gibi bir resim çıktı. Bulantı  yok, ağrı hafif. Tam üç “en yakınım”a  oğlumun apandisitinin alınması gerektiğini söyledim. Kimseyi inandıramadım. Çocukları giydirdim, kendim de bir güzel giyindim. İki dirhem bir çekirdek derler ya, aynen öyle süslendim. Psikolojide adı vardır kesin. Ben zırhımı kuşanmak diyorum buna. E-ee insan hep tek başınadır ve güçlü olmalıdır. Bu da hem içten ve hem de dıştan güçlendirmeyle yapılmaktadır tarafımdan.  ;)

Önce arkadaşlarım olan iki eczacı kardeşe uğrayıp onların düşüncelerini öğrendim. Ardından doğru Ana Sağlık Merkezi’ne gidip durumu anlattım ve kan testi de istedim. Değerler düşük çıktı. İçime sinmedi yakındaki sigorta hastanesine gittim. Doktor muayene eder etmez bana “Şöyle bir oturun, heyecan yok.” dedi. “Şimdi küçük çocuğunuzu eve bırakacak ve bununla hastaneye gideceksiniz.” diye ekledi. Zaten telâşe müdürünün önde gideni beni, iyi ki de oturtmuş. Belki de kanı çekilmiş yüzümden anlamıştır. Öyle kötüydüm.

Doktora “Çocuklarıma bakar mısınız biraz?” diye çocukları ona bıraktım. “Sen hiç merak etme, git telefon et. Yanına birileri gelsin.” dedi. İşte böyle çok iyi insanlar da var. Çok babacan, yaşlıca bir doktordu. O zamanlar cep telefonu yok? Jeton bulup, kutulu telefondan babalarını arayıp haber verdim. Evden eşya toparlayacak gücü olmayan ben, yakın bir dostumuzun dükkanından pijama, çamaşır alarak eve döndüm. Babası geldi ve hastaneye koşturduk. Şimdi olsa atlar bir taksiye, doğru hastaneye giderdim. Sanki pijama, eşya çok gerekli. Kardeşi de yanımda duruversin.

Canım yavrum son anda, patlamadan kurtuldu apandisitinden. Oğlum operasyondan sağ salim çıkıp ben biraz durulunca, hastane odasında üstüme başıma bir baktım, bayram yeri gibiyim. Tek tek takıları çıkarıp eve gönderdim. O ana dek dünyayı unutmuştum.

Bu hafta sonu da böyle tetiklenmiş bir durumdaydım ve geçmiş de değil. Kaç çeşit yemek yaptığımı bilmiyorum. Şimdi şöyle bir saydım onbir değişik yenecek şey yapmışım. Kıtlık var gibi. Hava yağmurlu ve soğuk. Yaşlandık artık, öyle çok gezemem de ama aklımda planlar oluşturuyorum. Arkadaşlarımla kesin buluşacağım. Bir yemek yeri, bir kafe ya da ev. Haftada iki gün kursum var, kalan günlere bölüştürürüm. Yarıyıl dinlencemiz de geliyor. İlköğretimle birlikte biz de tatile çıkıyoruz. Ne de olsa yaşlarımız orantılı gidiyor onlarla… Artık doğru orantı mı ters orantı mı onu bilemem?  :(

Kalın sağlıcakla.

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 31, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın