27 Aralık, 2009 tarihinde fatosh yazmış
Foto:Alihan Çetin

Foto:Alihan Çetin

Vatan Gazetesi kitap vereceğini duyurduğunda, o bitmek bilmez kupon toplama işine girişmiştim. Çünkü ucunda Mevlâna Celaleddin-i Rûmi’nin altı ciltlik eseri vardı. 2007 yılı basımı, Farsçadan çeviren Sayın Doç. Dr. Derya Örs ve Sayın Doç. Dr. Hicabi Kırlangıç. Öyle okunup geçilesi bir eser değil doğal olarak, yudum yudum ve sindirilerek okunacak ciltler ki anlamlarına varılıp geçerli kılınabilinsin. Altlarını çizdiğim satırlar bile diyemeyeceğim, neredeyse her satırın altı çizilerek örnek alınacak cümleler… Kenarlarına “dikkat, ünlem işareti ve çok güzel” belirttiklerimle dolu… Ve hatta yetmeyip sarı kalem boyayla üstüne çizdiklerimle de…

Mevlâna Celâleddin-i Rûmi’nin yaşam özeti verilirken “Büyük fikir ve gönül mimarlarının hayat hikayesini anlatmak, kolay üstesinden gelinebilecek bir iş değildir. Mevlâna ise bu fikir ve gönül mimarları arsında seçkin bir yere sahip olduğundan bu iş daha da güçleşmektedir… Okuyacağınız cümleler, bir hayatın ancak dışyüzü olabilir.” diye bir açıklama getirilmiş. Ne denli doğru…

Mevlânâ Celâleddin Muhammed 30 Eylül 1207 tarihinde Belh’te (Afganistan) doğmuş. Zorlu aşamalardan geçmiş. Yitimini şöyle betimliyor kitapta “Artık sevgiliye kavuşma anıdır. Mevlânâ’nın kendi deyişiyle artık düğün gecesi (şeb-i urs/şeb-i arus) gelip çatar ve o 17 Aralık 1273′de bâki âleme göç eder.”.

Mevlânâ  mutasavvıf olduğu kadar büyük bir ozandı da. Tümü farsça yazılmış beş eserinden en önemlileri Mesnevi ve Divân-ı Kebîr manzum eserdir. Divân-ı Kebîr, Divân-ı Gazeliyyât-ı Şems asıyla da bilinir. Çünkü kendi adı ya da mahlası yerine Şems-i Tebrîzî’nin adını koymuştur.

Aslında yaşamı da kendi başına okunasıdır ama ben eserin bir bölümünden alıntıları paylaşarak Mevlâna Celâleddin-i Rûmi’yi anmak istiyorum… Bir dahaki Şeb-i Arus törenlerine gidebilmeyi dileyerek…

Dünya duygusu, bu dünyanın merdivenidir; din duygusu ise göğün merdiveni.
Erlerin işi aydınlık ve sıcaklıktır. Aşağılıkların işi ise hile ve utanmazlıktır.
İnsan öfke ve istek yüzünden şaşı olur. Öfke ve şehvet, insanı şaşı eder, ruhu doğruluktan çevirir. Garaz gelince hüner örtülür; gönülden göze doğru yüzlerce perde iner.
Kim uyanıksa, daha fazla uykudadır o. Onun uyanıklığı uykusundan da beterdir.
Kıskançlık, yolda gırtlağına sarılsa, (bil ki) kıskançlıkta “Şeytan Azgınlığı” vardır.
Bir koku alıp da ona şükretmeyen, nimeti inkâr etmiş, kendi burnunu yemiştir.
Şükret, şükredenlere kul ol. Onların önünde öl de ölümsüz ol.
Kendisine meylettiğin her işte, kendi gücünü açıkça görürsün. Meyletmediğin, istemediğin işte de, “Bu Allah’tandır” diye kendini cebrî yaparsın.
Tatlı olan nar şerbeti olur; çürüğün sesinden başka bir şeyi olmaz.
Anlamlı olan, güzelce ortaya çıkar; çürük olansa rezil rüsva olur.
Ey surete tapan! Var git, anlamı (bulmaya) çalış. Çünkü anlam, suret bedeni üzerinde kanat gibidir.
Anlam ehliyle otur kalk da hem ihsanlar elde et hem de delikanlı ol. Anlamsız can, şu bedende, hiç kuşku yok, kındaki kılıç gibidir. Kında bulunduğu sürece değerlidir. (Kından) çıktı mı yakılacak bir araç olur.
Gülen nar, bahçeyi güldürür. Yiğitlerin sohbeti, seni yiğitlerden yapar.
Kaya ve mermer taşı bile olsan, bir gönül sahibine ulaşınca mücevher olursun.
Temiz kişilerin sevgisini canının ta içine koy. Hoş gönüllülerden başkasının sevgisine gönül verme.
Umutsuzluk semtine gitme, umutlar var. Karanlığa doğru gitme, güneşler var.
Gönül, seni gönül ehlinin semtine çeker; bedense su ve çamur hapsine çeker.
Uyan, gönle gıdasını bir gönüldeşten ver. Var git, ikbali bir ikbal sahibinden ara.
Bilgi, Süleyman saltanatının yüzüğüdür; bütün âlem şekil, bilgiyse candır.
İçe doğanların ve kuruntuların ıstırabı, binlercekişi yüzünden olur, bir kişiden değil.
Danışmak anlayış ve uyanıklık verir; akıllar akıllara yardım eder.
Şu üç şeyi anlatmada dudağını az oynat: Yolun, paran, bir de mezhebin. Çünkü bu üçünün düşmanı pek çoktur. Düşman onu bilirse pusu kurar sana. Bir iki kişiye söyledin mi, elvada (o sırra). İki kişiyi aşan her sır yayılır.
Düşman sana dostça söylese de, sana yemden söz etse de sen onu tuzak bil.
Allah, gönül hoşluğu ortaya çıksın diye ona zıt olarak sıkıntıyı ve üzüntüyü yarattı.
Kaza, seni gece gibi karalara bürüse bile, sonunda elinden yine kaza tutar.
Bu korkutmasını, seni güvenlik mülküne yerleştirmek için bir kerem bil.

Hayat zıtların barışıdır. Ölümse aralarında savaş çıkmasıdır.
Akıllı olan, kuyunun dibini seçer; çünkü yalnızlıkta gönül safaları vardır.
Kuyunun karanlığı, halkın karanlıklarından daha iyidir. Halkın ayağını tutan başını kurtaramaz.
İnsan görüşten ibarettir; gerisi deridir. Görüş de dostu görmektir ancak.
(İnsan) dostu görmedikten sonra kör olsun daha iyi. Baki olmayan dost uzak olsun daha iyi.

Evet dostlar, bitmeyen ve tükenmeyen öğretiler deryası Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi’nin Mesnevi’si. Alıntıladıklarım ufacık bir bölümü… Her birinin uzun anlatımının olduğu ve sonuca varıldığı. Sizlerle paylaşmak istedim.

Sevgiyle kalın.

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 53, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın