17 Aralık, 2009 tarihinde fatosh yazmış

foto:Değer Altunay

foto:Değer Altunay

Sabah kalktım, güneş saklanmış. Yalnızca “gündüz oldu” demekte. Hava yağmurlu ve soğuk. Bir dolu işim var yapılacak… Şimdiki gençlerin “ununu elemiş, eleğini asmış” gözüyle bakmalarına karşın. Biz o aşamaları geçtik. Yaşarsak eğer, önümüzde bizden ileri olanların ve belki de gençlerin bize bakış açısıyla baktıklarımızın yaşanmışlıklarına yol alacağız. Özetle döngülerdeyiz…

Çok işim var, işim çok ağır, benim senden de çok işim var, benim işim daha ağır, benim babam senin babanı döver… Bu çekişmelere ne gerek var? Herkesin bir kapasitesi var, yaptığı iş ve yaşadıklarını o güçle yapabilmekte. Bu durumda “anlayış” devreye girecek, herkes mutlu olacak. Ya da çekişmelerle birbirlerine zehir edecek, yaşanmaz kılacaklar birlikteliklerini. Güç bir iş mi? Bu da karakterle ilintili. Acılarla yaşamak istiyorsanız, çok kolay… Sürdürün inadınızı… Bir seçim de saygı gösterip anlayışla yaklaşarak karşılıklı, mutluluğa yol almak… Tüketmemek kendini, karşındakini ve yaşayacağınız o güzel günleri… Masal değil, biraz özveri ve uğraş, sınırları içeren…

Ben öğütlere başlamayacaktım, önde koşturan aklım davranıp klavyeyi ele geçirmiş… Soluklanıp okudum, iyi demiş ama hele bir dur, gırgırımızı geçelim…

Gençlere inat bu ya, benim işim daha çok… Dışarıda ve ev içinde ve de yarınki Osmanlıca kursuna… Ne mi yaptım? Şimdi bu işleri yapacak ben değil miyim? Öyleyse kendi planımı yapma özgürlüğüne sahibim. Önce moral depolamalıyım ki işlerimi “öff” modunda değil, güle oynaya gerçekleştireyim. İşte huzurlarınızdayım. İlk olarak yazmak, yazarken eğlenmek, yüzümde bir gülümsemeyle başlamayı seçmişim.

Facebook’ tayım ama kimseler göremiyormuş. Öyle bir gizlemişim ki kendimi, küçük oğlum arkadaş eklemek için benim sayfama girdi de bir şeyler kurcalayıp becerdi. “Yine eski durumundasın anne” dedi de peşini bıraktım. Topu topu üç beş kişiyle sınırlı arkadaşlarım. Sanalda da tutumum aynı, bakar mısınız?

Oralarda farmville diye bir uygulama var. İstek üstüne istek atıp, aklımı çelmeye çalışıyorlar. Kanmıyorum. Bir de 24.00 e kadar ayık kalma durumu isteği gelmiş. Bu istekler de bitmez. Ne de olsa bir tıkla oluşturuluyor ve bir tıkla da sonlandırılıyor. Yaşamların bir tıka dönüşmemesi dileğiyle, demeden geçemiyeceğim. Ben bu tık istekleri, bir tıkla “yoksay” yapıyorum da onlar göndermeden duramıyorlar. Ben de ne yaptım? Durum kutusuna “Farmville neyim bilmiyoh. Yılın başu mudur sonu mu ne dimeh, onu da bilmiyoh. 24.00 essahtan saat mı gosteriyoh. Biz hepüden ayuk gezerüh. İlgülülere duyuruyoh.” yazdım. Bakalım önünü kesebilecek miyim isteklerin?

Farmvill dedikleri yeşil, çiçekli böcekli, ekip biçtiğiniz, çiftliğinizin olduğu çekici bir bataklık. Neden bataklık? Esiri olup, battıkça battığınız. Nereden mi biliyorum? Ablamın kızı ve damadı diş hekimi. Bayramda geldiler, oğluma gittik. Orada kucağında çocuğu, tarladan karpuz topladılar bir telaş… Çürüyecekmiş… “Baba buraya şunu ekelim.” diyen de üç yaşındaki sevimli velet… Öteki ablamın oğlu saygın bir firmada, üst görevlerde ve bize geldiğinde yine “Teyze bir dakika, şunları toplama saatim.” deyuu telefonundan bağlanıp, dakikalarca sebze neyim topladıydı. Bu işlere ben bulaşırsam, hepten kopar giderim. Yazlıkta bahçeye adım atmamış, Sapanca’da can arkadaşımın evinde yemyeşil çimlere onun birden terliklerime hamle edip ayağımın tabanını çimle buluşturmuş biri olarak… Böcek yok, solucan yok, ben buna bağımlı olabilirim… Sakıncalı…

Aslında evden işe, işten eve bir yaşantı… Gökyüzünü kafanızı kaldırırsanız, dam aralıklarından görmeye çabaladığınız… Yeşil tarih olmuş, bir avuç peyzajda görünmekte… Çiçekler mağazadan buketle gelip, bir vazoyla sınırlı… Ekip biçmek, hormona bağlanmış… Çimento ile asfalt karışımı bir yaşantıda… Fazla söze gerek yok… Özlemden canım, özlemden… Sanalda gerçekleştirilen…

Hayal kurardım ben çokça… Dilediğim ortama gidip, oralarda gezinir yeniden dönerdim gerçeğe… Bu da elinden alınıp insanların, birilerinin yaptığı programla download edilmekte ve bir hayal gücü bile esirgenmekte kendinden, o bile komutlu olarak yaşanılmakta…

Ben eskiyim… İleti yazmayı bilemiyorum… Mektuba dönüşüveriyor. Hâlâ hayal kuruyorum… Sanal komutlar beni sarmıyor. Plan yaparken bile dilediğimi özgürce yapabilmeyi seçiyorum. Hiç demeyin bana “Ama senin yetiştirecek bir işin, zorunluluğun yok.” diye. Her canlının, yolun sonuna dek sürdürmesi gerekliler bitmez…

Eskiden nasıldı, çoğu yaşantılar?  Çalışan bir insan ne ister? Eve geldiğinde huzur… Sıcacık tertemiz bir ev, mis kokan yemekler, yemek üstüne içilen kahve ya da çay, temiz giyecekler, ortada terbiyeli ve akıllı oynaşan çocuklar (kafa şişirmeden) … vesaire… vesaire… Yorgundur, dinlenecektir, ayağını uzatıp ya bir maç seyredecektir ya da gezinecektir kanallar arasında… Bütün gün nasıl olsa evde oturan kişi (meleklerin yardımıyla tümünün altından kalkmış) o tv yi dilediğince kullanmıştır, gece ise yorulanın hakkıdır.

Ben eskiyim… Annem benden de eski ve onun koşulları daha da zorluydu… Onun annesi için çok daha zorluydu kuşkusuz… Unutmamak gerekir ki her zaman dilimi, onu yaşayan için zorludur. Bizler evlenirken elektrikli aletler sayılıydı. Ailelerin alım gücü sınırlıydı. Aldığımız her birinin öyküsünü anlatabilirim, neredeyse. Ama alabildik sonuçta ve kullandık, kullanmaktayız. Tüm bunları uzatıp dillendirerek, bir başkasının yaşamına özenilerek, kolay yoldan tırmanışa geçebileceğini düşünerek, hiçbir yere varılmayacağını belleklere sokmak gerek…

Yaşam bir savaşım… İlk benimsenecek olan budur ki yenik düşülmesin. Şükredip durumundan hoşnut olunacak ki zehir edilerek geçirilmesin. İstekler sınır tanımaz çünkü… O sınırlar bilinçlice oluşturulmalıdır. Yapılamayacaklar için hayıflanmaktansa, konumunda mutluluklar yaratmayı öğrenmek durumundadır kişi. Oldurulmuyorsa… Karşılıklı azap çekmenin anlamı, kendinize değer vermediğinizle özdeştir. Canın ne dilerse onu yap… AMA  elinden geleni yaptığından emin olarak karar ver. Keşkeler yıpratıcıdır, geriye dönüşlerde… Her seçimin bir kaybediş, her tercihin bir vazgeçiş olduğunu unutmadan…

Neydi bu şimdi… Ben moral mi bularak başlayacaktım program uygulamaya? Toparlanmak gerek…

Yaşam bir savaşımdır ama madem gerekiyor sürdürmek, dost olmak gerek. Kendinle barışık olmak yetmiyor… Yaşamla da barışmaya çalışmak gerek.

Sevgiyle kalın.

Yine de siz yumun gözlerinizi, TV den de uzak kalın… Gördükleriniz tümden yaşam savaşına yönlendiriyor olabilir…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 38, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın