14 Aralık, 2009 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Ömer Cem Gözlüklü

Foto:Ömer Cem Gözlüklü

TV öcü kutusu gibi gelmekte bugünlerde. Zaten aram iyi değildi, tümden soğumalarda. Şöyle ucundan gülümseten de olsa iyi bir haber diyorum… Gelse de ardında sürükledikleri ile, yoğun bulutlar arasından süzülen güneş ışınlarına dönüşüyor. Burukluklara fırtınalar eşlik etmekte. Grizu patlaması ve 200 mt. derinlikteler demiştim, bir önceki yazımda maden işçileri için. Belliydi, baştan bozulmuştu moral. Duyduğumda çektiğim “Off!” acı gerçeğin duyumuymuş meğer. Olumlu enerjiler ailelere gidecek artık… Ucunda beyaz ışığın olduğu dileklerimle…

“Boşuna Bir Hayat” dedim, romandaki babaya ve eşdeşlerine gönderme yaptım. Yine okudum yazımı. Özel bir tasarım olmayınca, anlık getirilerin dökülüşü oluyor, tarafımca yazıya. Evet! Onlar da bir baba ve maden ocağındakiler  de… Hayatın renkleri bunlar… Kimi siyah, uzaklarda ve kimi canlı renklerle bezenmiş, ailesiyle… Uzaktaki siyah, ilişilmez görünmezliğiyle yaşamakta… Canlı renklerle bezenmiş aile birliği, siyah alın teriyle kaplanmış…  Kim demiş hayat kısa diye? Hayat belki çok kısa gelmekte böyle yitimler olduğunda, oysa bazı kez öyle uzun ki zorluklarla boğuşurken… Geçmek bilmeyen acı süreçlerinde… Madencilerimize Allah’tan rahmet, ailelerine baş sağlığı ve sabır diliyorum.

Kar, yağış, fırtına girmiş kapıdan, sınırlarımıza. Kar dondurur, yağışsa bereketi aşmakta bu yılki metrekareye düşüşlerinde ve fırtına ciddi uyarı… Her birinle başa çıkılabilir, yeter ki önlemler de o ciddilikte ve önemsenir olunsun… Bu uyarılar, sınırlarımızda yaşayan herkesin görevi. Günler öncesinden belirleniyor artık, getirisi de bilinmekteyken… Hafife almamak gerek… Gerçi çok kez yaşandı, yinelendi ve “Ben geliyorum.” dedi de, ne oldu? Bugün haberlerde geçen, bilindik manzaralar… Evlerinden çıkarıp, komşu ya da akrabaya göndermek, ne kadar kalıcı olabilir ki… O evler, insanlar, bilindik yerlerinde duruyorken… Öncelikle akla yatkın ve güvenilir çözümünü tasarlayıp, sonra uygulamaya geçilmesi gerek ki kazasız belâsız atlatılsın bu kar, yağış ve fırtına süreci… Tümüyle…

Geçtiğimiz günlerin birinde ki kesin kurs günümdü, parktan geçiyorum. Öyle bilindik ağaçlı, çiçekli böcekli bir park değil… İki banka ve bir otobüs durağı arasına konuşlandırılmış, insanların çokça yürüme yolu olarak kullandığı, ağaçtan banklar ve bir iki çardakımsı(!) eklentisiyle parkçık. Hava soğuk ve yağmur çiseliyor… Yine de oturanlar var o bankların üstünde… Hızla yürürken, birden battaniye gördüğümü sandım… Geri döndüm, dikkatlice baktım. Yuvarlak oturma grubunun olduğu bu banka bir adam yatmış, altına serili mukavva yatağının üstüne. Yarım daire olmuş, battaniyeyi başına dek çekmiş… Görünen saç değil keçeleşmiş bir bütün. Açıkta kalan ayaklarındakiler patlamış pabucumsu(!). Ayak ve baş ucunda da oturanlar bulunmakta. Öylece oturmuşlar ve son derece doğal olarak, gelen geçeni süzüyorlar. Etkilenme yüzdesi “sıfır”… Hoş etkilenseler ne olacak, kelin ilacı olsa başına sürermiş örneği… Öylece oluşmuş, oluşturulmuşuz mu??? Kanıksıyor muyuz artık??? Sarsıldım…

Yazıya başlamadan önce nette gezindim. Acıların çocuğu modunda alıntılarla oluşturulan vurucu haber başlıkları, magazinsel olarak dedikodu ve kadın bedeni içeren fotoğraflar gazetelerin çekicilik işlevi. Sanal dünyayla zaten işim yok, birkaç üyeliğim olsa da… Ahlâk bekçisi değilim kimsenin, kınamaya da hakkım yok… Yalnızca istediğim, insanların önce kendilerine değer vermeleri ve saygı sözcüğünü anımsamalarıdır. Önce kendine değer verecek ve seveceksin ki başkalarına yaklaşımın da o doğrultuda olacak.

Sonuç olarak yazıyı toparlayamıyorum bile. Tüm bu gelişimlerle, o durumda oluşamıyor ne yazık ki… Fransız filmleri gibi… Okuyucunun kendi yorumuyla sonuçlandıracağı…

Sevgiyle kalın…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 32, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın