
Foto:Değer Altunay
İlginçlikler silsilesi gibi duyumsarım, bazı kez kendimi. Gel gitlerimi neye borçluyum? Çözemedim. Karmaşık ruhum benim, seni çok seviyorum.
Mevsim geçişi de diyemeyeceğim bu duruma. Kış gelmiş, bastıramamış henüz. Bir açık, bir kapalı hava. O da şaşkınlarda da… Bugün bir iç sıkıntısı durumlarında. Kapalı, kasvetli görünümüne kattığı kimi kez çiseleyen, kimi kez şemsiyeye davrandıran kişileri. Böyle havalarda içime bir hüzün çöker. Sevdiğim; ayaz da olsa, güneşin gülümseyen yüzü.
Bir hasta ziyaretine gidersen üstüne üstlük… Olacağı da budur… Katarsın dahasını da durumlarına, karmaşık olur ruhun, seni seviyorum dersin, kavuşmak için iç huzuruna…
Hastanelerin, hasta ziyaretlerinin iç açıcı olduğunu kim söylemiş? Bence hiç kimse… Ama gerekli, o can ya da canlar için. Gittiğim kontrollu bir hastane, giriş çıkış yoğunluğu az, derli toplu. Yine de gariplik, kapısından girişte sarıyor dört bir yanımı… Hüzün, sarmalama çabalarında… Bilindik koku yok, eskiden çarpan burnunuza… Bu iyiye işaret. Demek sterilizasyon için o keskin kokulu her neyse, kullanılmıyor. Ve sessizlik… Ve kocaman bir boşluk… Yüreğimi daraltan… Kime ne zaman, ne olabileceğinin bilinmediği…
İki kişilik bir odaydı… İki yatak da doluydu… İkisi de yatmıyor, orada bulunmanın verdiği çaresizlik gözlerine işlemiş, oturuyorlardı. Daha ilk yatışta duyulan “Ne zaman çıkacağım?” sorusuyla dolu olarak, akılları. Başka odalarda yatanlar için, sağdan soldan duyduklarını paylaştılar… O çok kötüymüş, çıkacağı düşünülmüyormuş… Öteki oksijensiz nefes alamıyormuş, belirsiz… Ayakta dolananlar, sigara içme kaçamağı yapıyorlarmış… Tuvalatlerin temiz kullanılabilme güçlüğü, yemekler…
Oturduk, söyleştik… Sınırlı dakikalarda… Dermansız dert değil, şükür. Yine de… Orada olmanın, gördüklerinin, gecenin geçmeyen saatlerinde üşüşen düşüncelerin varlığının yettiği durumlar işte. Dışarıya belli etmeden, satır aralarında duyumsananlar…
Girişte daha “Allah eksikliğini göstermesin, düşürmesin de” demiştim ben. Odada, içimden yineliyorum. Başa geldiğinde her duruma nasıl da katlanır insan… Sağa, sola başvurursun ve bakarsın ki iş başa düşüyor… O gücü verir Allah. Seçim senindir. Ya o güce sarılacak, elinden gelen çabayı göstereceksin… Ya da kendine acıma illetinde boğulacaksın.
İnsan kendisiyle hep başbaşadır ve başaracak olan yalnızca kendisidir. Kuşkusuz yardımlar ve yardımcılar olabilir. Sonuç olarak en doğru kararı veren yine kendi olacaktır. İşte sağlam duruşun en gerekli olduğu anlar… Kimse bir başkasının yerine, onun hayatını yaşayamaz…
Birkaç yıl önce bir operasyon geçirdim. Sedyeye yatırıldığımda çevrem kalabalıktı. Ameliyathaneye götürülürken, aklımdan geçenler “Yalnızca Allah ve sensin.” olmuştu. Görürüm öyle hastane kapılarında yakınlarını getirmişleri, ameliyatta yakınları olanları… Elden hiçbir şeyin gelmeyeceği… Dışarıda bekleyen çayını yudumlar, tostunu yer, stres atmak için sigarasını tellendirir… İçerideki kişi ise kendiyledir yalnızca… Doğanın gereği ve gerçeği bu…
Cenazeler de bir buluşma yerine dönüşür… Yıllarca birbirini görmemiş dostların karşılaştığı, yiteni belki de yıllardır görmemiş birilerinin o gün için oraya geldiği, küs insanların bile “Giden gitti, vah vah ölüm diye bir gerçek varmış” modunda, ucundan kıyısından birbirine selam verdiği… Bazı kez sohbet koyulaşır, araya gülüşmelerin girdiği… Sağdan soldan bakışlarla hizaya gelindiği… İliklerime dek dondurur bu durumlar, verdiği duygulanımlar…
Derim ya hep bir kez geçtimi salınıma, zor durulur benim terazinin kefeleri. “Öylesine bir kala”ydım çıktığımda odadan. Her yönden aldığım duyumların getirisiyle… Gerçekten ben neden duyumsarım dibine dek yaşanışları… Doluşur üstüme yığılırcasına duygulanımlar… Nefessiz bırakır yoğunluğundan…
Çıkış kapısında derin nefes alışlarımın işime yaramadığına tanık oldum. Havanın kapalı ama olduğunca tertemiz olduğu bahçede. İlgisi yok, iç daraltımın bu durumlarla. İlgi; aklımın takılı kaldığı, sıkıntılarını duyumsadığım canlarda…
Kısa bir yürüyüşün ardından, bir marketteyiz. Işıl ışıl parlayan reyonlarıyla. Bir görevli yer döşemesini “Lütfen” eşliğinde paspaslıyor. Bir tanesi “İzin verir misiniz?” diyerek parfüm sıkıyor ortalığa. Havanın kokusu değişiyor… Gerekli gereksiz bir şeyler eklenerek, alışveriş arabası doluyor, belki de bilinçsizce… Akıl, gel gitlerde… Başka bir “mod”a mı geçmişiz şimdi biz?
Ev… Kapanan kapılar… “Kapanır kapılar , yaşanır ardında yazgılar” betimlediğim cümle… Kimi kez ardına sığınacak bir kapısı olmayanları da kapsıyorsun… Ekle, diyor içim…
Paylaşımla dağılacak gibi değilsin bugün, karmaşık ruhum… Olsun… Ben seni bu duygusallığınla da çok seviyorum…
Sağlıcakla kalalım.
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 31, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın