5 Aralık, 2009 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Alihan Çetin

Foto:Alihan Çetin

Son yazılarımda neredeyse domuz gribine kilitlenip kalmışım. Bize “öcü” diyen o ise, geçip gitti kısa sürede ve yalnız bir kişiyle… Birbuçuk gün hasta oldu, buçukuncu(!) gün ayaklandı, sonraki gün zor tuttuk evde ve dışarıdaydı bugün. Ya da bu bir soğuk algınlığıydı… Ara ara iletiler geliyor, TV ve gazetelerde okuyorum da birbiriyle bu denli yaklaşık durum sergilediğine bakılırsa, gerçekten oldukça güç ayrıştırılması. Ona, güle güle dediğimizi umuyorum…

Hat kursuna gidememiştim doğal olarak, hastamızla ilgilenmiştim ama bugün Osmanlıca’yı kaçırmadım. Sınıfımız kalabalık. Dördüncü yılımız ve gerçekten ilgililer geliyor. Ödevlerimiz çok, okuduğumuz yazılar da her çeşit yazılımlardan. Sınıfımız az genç, çok orta yaş ve üstündeki kişilerden oluşuyor. Çok hevesliyiz biz. Dışarıdan ortaokul ve liseyi bitirmeye çalışanlar var. Onların çocuklarıysa üniversiteye gidiyor. Öylesi güzel örnekler var.

Altın Kızlar Yazlık Grubu’mdan ara ara söz ederim. İşte onlardan bir can arkadaşım da kızının evlendiği gün, açık öğretimden mezun olmuştu. Çifte kutlama yapmıştık. Benim de yaşım biliniyor gayri… Şöyle özetliyorum” Bizler okuma ve öğrenme yaşı gençlerdeniz” NOKTA! ;)

Yaşamların çoook farklı olduğu bir gerçek, kuşakların da… Araya asırlar girmese de alınan yol oldukça hızlı oldu, geçen zamanda. Çağ atladık, her konuda… Ama olumlu… Ama olumsuz… Değerlendirmek yine bizlere düşmekte… Algılayabildiğimizce…

Evlilik programlarını ara ara izlerdim, denk geldiğimde ve kısa süreli. Toplumun kesitlerini izler oluyordum, kendimce… Hele ki komşuluk ilişkisi zayıf olan, merak konusunda yaya kalan ben, buna banzer programlarda “Vay! Neler oluyor hayatta.” konumunda oluyordum. Şimdiyse sevgili Zuhal Topal’ın çoğu kez tiyatro sahnesini anımsatan programını zamanım uygun olursa, izliyorum. Ne çeşitli kişilikler, ne yaşamlar var, diyorum yine. Hiç bitesi yok, bu öğretilerin de… Ne denli dümdüz bir yolmuş aldığımız, benim ve yakın canlarımın… Amma şaşmaz, çizgi aşmaz gelmişiz biz bugünlere…

Kuşkusuz yitimler, ayrılıklar da oluştu canlarda… Hiçbir evliliğin dörtdörtlük olmadığı da gün gibi apaçık ortada… Ama hiç kolay yoldan giden olmamış ve olmamakta… Hazreti Eyüp Sultan, bizlerin yakınında olmuş… Sabır… Erkekli, kadınlı üstlenilmiş bu sabır… Şimdiki sabırsızlıkların aksine… Roller dağıtılmamış, üstlenilmiş… Yeri geldiğince ve gerektiğince… Bir orta yol her zaman bulunabilir… Ve yine kuşkusuz, sabrın da yetmediği durumlarda, istisnaların kaideyi bozmadığı…

Kimseyi yargılama hakkına sahip değilim. Yine de hele gencecik yaşlarda iki, üç kimi kez dört evlilik yapıp da yine evlenmeye gelenlere şaşırmadan edemiyorum. Bu nasıl bir cesarettir? Umutlar hiç tükenmiyor demek, diyorum…

Bugün televizyonda her gün 250 çiftin boşandığı haberi geçti. Ne olmayası durumlar, için hiç çekmediği… Haydi evlenelim, olmadı boşanırız mı??? Sonra yine ve yine… Bu bir oyun mu ki varsa çocuklar… İçin sızlamayacağı??? Bin kez düşünün, böylesi kolay ve oyun geliyorsa, o kararı almadan önce… Güvenemiyor, inanamıyorsanız yürüyeceğine… Çocuk yapmayın… Ki ortalarda psikolojik sorunlu canlar yetişmesin… İleride anne ve babasına kin bağlayacak. Yine istisnalar kaideyi bozmaz diyelim de yolunda olanlara ilişmeyelim.

Bir dostun, çocuğu olan kardeşi ayrılmıştı eşinden… Ve o çocuk yıllarca anne ve babasını bir araya getirmek için ne çabalamıştı, küçücük haliyle… Olmayacak duaya amin der gibi… Olmadı, baba kendi yolunda… Anne hâlâ çocuğu için çırpınmakta… Genel olarak da gözlemlediğim böyle olmakta.

Gazetelerin üçüncü sayfası, bu tür haberlerle çalkalanmakta. Hani moder(E)n olduk ya! Ayrılan kadın kendine sevgili bulur, başkasıyla evlenmeye kalkar ya da… Birer fotoğraflık geçişleri olur, günün birinde… İlk ve son kez… Gazete ve haberlerde… Aşılmayan budur, modernleşme sürecinde… Bizler ataerkil bir toplumuz… Her kim çağ atlamadan dem vursa da… Kimi kez benimsense de… Genel kurallar işlemekte…

Hava çabuk kararıyor, karanlık hızla çökmekte… Bu kış gününde. Kurstan dönerken yolda çokça kadın gördüm, kucağında bebeği dilenmekte… Kadıncıklar… Yaşları küçücük, beyaz kundakta bebecikleriyle el açmakta… O küçücüğün el açtığı adamın biri “Git kocandan iste” dedi. Kim haklı???

İşte içime işleyen bir cümle daha… Gerçekten öyle çoklardı ki dilenen. Hepsi de ısrarcı. Adamın canına tak demiş olabilir. Yine de para vermeyecek bile olsa, sessiz kalmasını yeğlerdim. Peki o kadıncıkları oraya sürükleyen koşullar??? Böylesi umarsızca davranabilmelerini neye borçlular??? Peki evlenme programlarına katılma cesareti bulanlar???  İlk çıkışlarında bile rahat olabilenler??? İlkinde biraz sıkılsalar bile, sonrasında gönül rahatlığıyla bir sahneyi paylaşım içinde duyumsayabilenler??? Her gün bizlerin bile artık benimsemiş durumda, onu ona yakıştırma durumlarına gelmiş olabilmemiz???

Biz bu durumları neye borçluyuz???

Çözemiyorum, bana bir anlatır mısınız???

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 26, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın