2 Aralık, 2009 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Değer Altunay

Foto:Değer Altunay

Tam Aziz Nesin’lik yaşarız… “Dur bakalım ne olacak?” tarzı… Bu işler de öyle işte…

Aidsten korunun derler, bize bir şey olmaz der, geçiştiririz… Deprem olacak, önlem alın denir… Alınacak önlemleri araştırmaz ya “Depremle yaşamayı (ne demekse!) öğrenmeye çalışır  ya da Allah’a havale ederiz… Meteorolojiden sel uyarısı yapılır, iyi de evler taşınsa sırtımıza alıp yükleyeceğiz de, çaresiz oturur batağa dönüşmüş ya da hepten sürüklenmiş manzaraları(!) TV den film gibi izleriz… Domuz gribi illeti de öyle bir şey işte… Orayı dinle, buradan alıntı yap, otur oturduğun yerde… Kafan karışık… Dedim de zaten, başımıza geldi mi? Bilmiyorum… Sakınan göze çöp batar örneği de diyemiyorum… Karıştım… :(

Annem aradı “Yengen geldi, çay içeceğiz.”. Rahmetli Kerem dayıcığımın eşi, Göksel Kortay yengeciğim gelen…  Her zaman gelemiyor, bayramda da ulaşamamıştım. Hemen hazırlanıp, gittim. Öpüşmek yok, uzaktan “muck” yaptık. İyiki de öyle yapmışız… Nedenine geleceğim, sabır. O sabır dediğim sözcüğü ben aştım, Eyüp Sultan Hazretleri’ni çoook sık anarım bu nedenle.

Yengemle epeydir yalnızca telefonlaşıyorduk, anlatılacaklar birikmiş. Bir dolu huyumuz da ortak olmuş. Söyleştik, kimi kez hüzün kimi kez hoş konulardan. Dönüp dönüp vardığımız nokta ise domuzun gribi idi. Paranoya oluşmuş artık, neredeyse hepimizde. Haklı(!) yere ama… Cep telefonum çaldı, eşim… “Titriyorum, çok kötüyüm, neredesin?”… Haydaaa!!!

Eh! Bunca yıl boşa geçmedi, ben onu iyi bilirim. Tecrit ettim, iyi ettim… Bir insan bu kadar mı kendini önemsemez. Babayiğit ya, ona hiçbir şey olmaz. Tam tersi, öylesi davranır ki tüm ilk gripleri o eve getirir, ardından sıraya gireriz. Ama bu kez inşaallah olmayacak.

Doğal olarak, ben havalara sıçradım. Yatak odası, hastane odası oldu. Kapısı kapalı ve maskeyle giriyorum odaya. Eniştemle konuştum, ilaç ve yiyecekleri konusunda. Benim meşhur karışımımdan da yaptım. Üç,dört saatte ateşini düşürdüm. Limonlu tuzla ovmak, sirkeden daha başarılı sonuç veriyor. Ama odadan çıkınca kendime uyguladığım sterilizasyon işlemlerinden, içim çıktı.

Odasını sıklıkla havalandırıyorum. Bütün evi de… O, takarsam nefes alamam dediğim maskeyle dolaşmaktan boğuldum, evet. Odasından çıktığında, tuttuğu her yeri steril etmek de amma zormuş… Oğlumla biz de vitaminlere boğulduk, karışımı sıklıkla yapıyorum, hepimiz içiyoruz. İki gündür yemeğini bile odaya götürüp, bulaşıkları kaynar sudan geçiriyor ve bulaşık makinasına öyle koyuyorum. Adamcağız kendini nasıl duyumsuyor, bilemem. Bana bir şey olmaz modunda dolaşmanın getirisi bu oldu. Bilsiiiinnn!!!

Derece dijital ya, bir ateşi üç kerede ölçtüm. Ne yapıyorsa, diiit sesi çıkarıyor ve kapanıyor. İlk ölçüşlerimde sesi soluğu çıkmıyordu. Baktım bugün homurdanıp, kızıyor. Şükür çabuk atlattı düzeliyor, dedim içimden. İyi iyi, ayaklandı bile. Şimdi de birkaç gün daha dikkat etmesini sağlamaya çabalayacağım… Bu kesin. Hiç büyümeyen çocuğum benim. Gerçekten öyle. Oğullarıma bile küçüklüklerinde söz dinletebildim, o büyük küçüklerden olduğu için, ı-ııh! ;)

Evli oğlum telefon etmiş, yarın geleceğiz diye. Gelmesinler istedim… Biz zorunlu kalıyor ve kaçışları oynuyorken… Bayram süresince çalıştığı yere öyle kişiler gelmiş ki “soluduğum hava yeter” diyormuş, garibim. Bir arkadaşları da ağır hastaymış, hastaneye kaldırılmış. Eşi de işi gereği, insanlarla sürekli iletişimde… Geleceğiz diye kararlaştırmışlar.

Bizim hasta ayaklandı, salonda maç bile izledi. Biz ardından salonu havalandır, mutfağa girdi diye oraları dezenfekte et diye uğraşıp duralım, iyi mi?

Gece gece hem yazıyor hem de düşünüp duruyorum… Ya biz ne olacağız şimdi? Biz elimizden geleni yaptık, korunmak için. Ama ev içinde…

Bugün alışverişe çıktım, maskesiz… Market raflarında onlarca şeyi elledim, sepete koydum, para verdim, üstünü aldım, çantama koydum… Yarın da semt pazarımız var, oraya gideceğim… Eeee!!! Poşete girip dolaşamam ki bir yere giderken bindiğimiz araçları hesaba katmadım bile… Aşırılığa kaçmanın doğru olmadığı da gün gibi ortada… Hepten yaşamdan kopmak gibi… O kez de zaten yaşamıyor gibi olur insan…

Sonuç olarak, elimden geldiğince önlemimi alacağım, gerisi “tevekkül”… İşte Allah’a havale burada devreye girecek.

Toplum olarak beklemedeyiz… Dur bakalım ne olacak!!!

Biz, birbirine kenet olmuş insanlarız… Canım Değer’ciğimin çektiği fotoğrafın güzelliğine bakar mısınız? İşte yazıma iliştirdiğim o fotoğraftaki harika çiçekler gibiyiz… Sevgiyle bütünleşmiş, tek dalda tüm görkem ve zarafetiyle ışıldayan… Öyle de sürdüreceğiz…

Kalın sağlıcakla.

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 57, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

“Dur bakalım ne olacak?” yazısına 2 Yorum yapılmış

  1. çok çok geçmiş olsun , öylesine korkuttular ki hepimizi , ailenin diğer fertlerine bulaştırmadan bitmiş gitmiş olsun inşallah ,tekrar çok geçmiş olsun dileklerim ve sevgilerimle

  2. Figen’ciğim çok teşekkür ederim. Çabucak iyileşti ve umarım geçti gitti bizden. Paylaşacağım kalanını da sanırım. Sevgiyle kal.

Yorum yapın