Foto:Değer Altunay
Gazete manşeti gibi oldu ama gerçekten öyle duyumsattı bana yaşananlar.
Limana gelen bir gemide, bulaşıcı hastalık varsa karantinaya alınır. Eskiden salgın hastalık olduğunda, evlere kırmızı çarpı konur diye de duymuşluğum var. Şimdi yalnız ülkemizde değil, neredeyse tüm dünyada yaygın ve salgın “domuz gribi” çığırtkanlığı yapılmakta. Önlem olarak söylenenlerse; bir yaptırın, bir yaptırmayın şeklinde “aşı” için ortada uçuşan söylemler ve de ellerinizi çokça sabunlayın, soluduğunuz havanın mikropsuz olmasına dikkat edin, o ortamlarda maske takın… Olur!!!
Herkesin kafası karışık… Huzurla aşı olup, bir kenarda duran da yok. Aşı olan, yan etkiler beklentisinde… Olmayanlar, bulaşacak korkusuyla ne yapacağını şaşırmış durumda… Sokakta kimileri maskeyle dolaşıyor, “Grip de mi maske takmış?” yoksa “Önlem olarak mı?” bilinmemekte… Dedim ya! Kafalar karışık…
Araca bindiğimde yanımda oturan üstüme üstüme öksürebiliyor. Oysa TV de kaç kez gösterildi “Nasıl öksüreceksiniz? Paralar mikrop taşıyor (Onlar hep mikrop zaten de, çare yok, onsuz olmuyor), dikkat ediniz.” diye. Diyorum içimden ki aman ellerimi ağzıma götürmeyeyim, aman öksürenin tuttuğu yere dokunmayayım diye. Ne var ki unutuyorum. Araçtan inince hemen ellerimi dezenfekte ediyorum. Yine AMA, çoğu kez unutuyorum. Kursa gittiğimde yine ellerimi kaç kez sterilize ettiğimi bilmiyorum… Çünkü inat eder gibi, elimi dudağımın kenarında buluyorum. Hiç ayrımına varmadığım bu durumumu da bu yaşımda öğrenmiş oldum.
Maskeyle dolaşmak hiç bana göre değil… Takarsam gripten değil ama boğulup ölür giderim, havasızlıktan… Bana öyle geliyor… Aşı olasım hiç yok… “Şaşkın”lardayım!!!
Bayram kutlamasına gittiğim ve bize gelenlerde de karmakarışık oldum. Öpüşmek, sarılmak yok… Tokalaşmak da olmayacak… Diyorum içimden ki elini uzatanla tokalaş, sonra git sabunla… Uygulayamadım, hemen hemen hiç. O kalabalık içinde, bir telaş ile hepsi aklımdan uçup gidiyor. Bir uygulasam, üç boş oluyor… Arkadan “ne yaptım, hay Allah” pişmanlıkları… Allah’a emanet ettik, gitti gider…
Ablamın torunu hastaymış, o gitti onlara. Kadın kalkmış, taa Ankara’dan onu görmeye gelmiş. Gitmeyecek mi? Eee! İki gündür, garibi tecrit ettik. Yanında kardeşim de öyle, onunla gitti diye. İkisi de gurbetçi, Ankara’dalar ve ben onlarla doya doya görüşemedim. İyi de eşim ne yaptı? Kardeşimi eve aldı. Şimdi o da tecritte. Zaten ağabeyi hastanede ona gidiyor diye, korkuyla yaklaşıyorduk, eve gelince buhar odası olsa oraya sokacak gibi… davranıyorduk da… Bu ne şimdi???
Ablam ve kardeşim kırgın bile olabilirler. Eşim de öcü bakışlarımızdan rahatsız olabilir… Bilmesek neyse de bile bile lâdes diyemeyeceğim… Kimse kusura bakmasın. Yine de içim huzursuz… Sokakta, eve konuk gelenlerde taşıyıcı olduğunu bilmediğim, sarılıp öptüklerinde unuttuğum için duyarsız davrandıklarım nedeniyle. Benim için bayram kutlamalarına düşen gölge gibi değil, güneş tutulmasının ne kadar süreceği belli olmayan duruma dönüşmüş durumda… Nasıl atlatılacak bu canların kırgınlıkları. İyi ama ben olsam, dikkatli davranır, sağa sola bulaşmazdım… Diye düşünüyorum…….
Düşünmenin oluşanlara bir etkisi olmuyor. Bizler bu denli sarılıp öpüşmeyi seven toplum olduğumuz sürece, neler olacak bayramdan sonraki günlerde bilemiyorum. Ben de severim bu tür davranışı, dokunmanın sevgi göstergesi olduğunu da bilirim. Ne güzel… AMA… İyi ki daha da beter bir salgın hastalık değil… Tümden kökümüzü kazırdı, diye geliyor aklıma… Aklıma gelenin başımıza gelmemesi dileğiyle…
Umarım kısa sürede bu sorun atlatılır. Bayram kutlamalarına düşen gölge, aydınlığa kavuşur.
Yazıma koyduğum fotoğrafla da “Kapım kapalı” diye gönderme yaptım, domuz gribi mikroplarına… Anlarlar mı dersiniz? ![]()
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 29, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın