25 Kasım, 2009 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Değer Altunay

Foto:Değer Altunay

Bayram hazırlığı yerine, bayram telâşesi de denilebilir aslında… Kendimde ve çevremde gördüklerime bakarak… Önce temizlik durumları başlıyor, niyeyse… Zaten yapılmıyor mu? Yapılıyor ama bu başka, ille de dip köşe olacak… Sanırsınız bayram kutlamasına gelenler ellerinde bir büyüteç, dedektif gibi inceleyip toz arayacaklar. İlle de tüm odaları, mutfağı ve banyoyu denetleyecekler… Oysa biz o evde yaşamaktayız ve temiz olarak üstelik… Bile bile lâdes ama ben de içindeyim bu durumların. Sonuç: Çok yorgunum…

Eskiden misafir odaları olurdu, evde yaşayanlara yasak… Temizlenir, paklanır ve bizler içeri sokulmazdık. Odanın kapısını açar bakardım, ne özelliği olduğuna. Bildiğimiz oturma grubu… İyi de biz neden giremezdik? Onu çözemezdim. Biz bir şeyler yiyip içsek döküp saçmayacağımız yerlere, gelen misafir çocukları bazı kez annelerinin ilgisizliği, bazı kez zaptedememeleri nedeniyle çay bardağını devirirler, yağlı ellerini örtülere sürerlerdi. Arkalarından hummalı bir temizlik yapılır, oda bize yine yasaklanırdı. Bu nedenle misafir odası kavramını hiç kullanmadım ve ayrımını hiç uygulamadım.  Benim ve çocuklarımın kullanmadığı bölümde niye bir başkası gelip de rahatça dilediğini yapsın… Önce ben… Önce ben…  ;)

Ev temizliğinden sonra sıra geldi yemek, kek, börek, çörek, tatlı hazırlıklarına… Yine; oysa diyeceğim odur ki gelenler şeker, çikolata, pasta, kahve, çay… Ne teklif etseniz “Ayy!!! Çok yedik, teşekkürler.” demekte.  Arada birileri “Haydi, kırmayayım.” nazıyla almaktalar… Bunu da biliyoruz… Ama ille de hepsi hazır edilecek ki bir alan olursa,  sevinilecek… Ya da onca hazırlık yaptığımız için, ısrarla gözüne gözüne sokacak, zorla yedirip içireceğiz…

Gelenler zaten dolaşırken; kalabalık, trafik yoğunluğu gibi durumlardan gözleri döndüğü için, yerlerinde yığılıp oturacak, değil evi dolaşmak kıpırdayacak durumda olamayacaklar… Bir de küçük çocukları varsa, için için “Allah” çekecekler…

Tüm bunlara karşın, ne güzel… Sevgiyle uğraşılar, istekle dolaşmalar… Doğal olarak, yaşanılacak olanlar nedeniyle bir tatil yerine gidilmediyse…

Bu bayram kurban da işin içinde olacağından, işin boyutu daha değişik olacak. İlk gün öğlene, belki de akşama dek böyle bir uğraş içinde olunacak. Ama iş kavurma olayına gelince de misss gibi bir koku yayılacak ortaya.  Hiç yağsız, ağır kokusuz ve bol kimyonlu ve üstüne limon sıkılmış olursa benim için… Eh!!! Rahmetli babaanneciğim, nurlar içinde yatsın… Umarım bizi affetmiştir… Üç ay et yemezdik, bu nedenle… Hatta biz kardeşler, eti törenle ya da hiç yemeyiz hâlâ…

İki koyun kesilirdi, rahmetli babam keserdi ve biz çırak olurduk. Dostlar hatırlarlar, eski yazılarımdan  o anılarımı… Elimizde bıçak, kurban derisi yüzdüğümüzü… Evde parçalara ayrılan etler, komşulara dağıtım, yine evde pişirilenler… “Teşekkür ederim almayayım” durumuna gelmemize şaşmamalı… İyi ki sonuçta vejetaryen olmamışız.

Bayramda giysi alışverişini de atlamamız gerek… Bugün hat kursum vardı, Üsküdar’a gittim… Çarşı bölümüne geçmedim ama hem trafik hem de insan yoğunluğu vardı. Sonra Kadıköy’e geçtim. Yolda mezarlıklardan geçerken, oradaki yoğunluğa da tanık oldum. Arabaları mezarlık içine almayacaklarmış, arefe ve bayram süresince. Kaldırımlar ve caddeler araba doluydu, trafiği aksatan.  Bunun hakkında yorum yapmayacağım. Yalnızca acaba bayramdaaan bayramamı anımsamaktalar, diye içimden geçirmekle kalacağım (dayanamayıp yazdım)… Çünkü bayramda kabirlerin üzerinde görülen çiçek demetleri, aralarda mezar ziyaretine gittiğimde bakımsız gördüğüm o yerler hakkında, düşündürmekte olurlar beni…

Kadıköy’de bir şeyler atıştırmak için oturduğum yerden de trafik ve insan seline öylece baktım. Çoğunluğun öğrenci olduğunu sandığım bir dolu genç, yine tıkır tıkır bavul sürümekteydi hızla… Canlarım… Yetişecekler araçlarına ve kavuşacaklar ailelerine. Dilerim Allah’tan verilen kurbanlar küçük ve büyükbaşlarla sınırlı olur. Yiten canlar olmaz, trafik canavarında…

Bir kısım gençler de ellerinde alışveriş naylonlarını savurta savurta yürüyorlardı… Kimi kol kola ağır aksak, kimi bağımsız ve hızla… Yüzlerinde gülücükler, birbirleriyle konuşarak… Mutlu oldum… Yine dilerim Allah’tan her çocuk ve genç mutlu olur, yüzlerinden gülücükler eksik olmaz…

Hiçbir şey almayacaktım, hemen olduğum yerdeki yalnızca iki dükkana girdim… İnanılmaz… Hıncahınç dolu, birine çarpmadan dolaşmak olası değil ve kasa önünde kıvrılan kuyruklar oluşmuş… Tez çıktım… Sanırım krize karşı savaş açılmış…

Öğlen Kadıköy’deydim, işim akşama dek sürdü… Ve o öğle zamanı kenarda kovulma pahasına müşteri için yalvar yakar olan taksicilerin, akşam vakti müşteri beğenmeyişlerine, burun kıvırıp taksiye almayışlarına da tanık oldum. Yağmurda da oluşur bu durumlar… Arz talep meselesinin, somut kanıtı… Yorgun, eve döndüm…

Arefe gününü yemek yapmaya ayırdım… Bizim yemek Allah’ın izniyle kalabalık olacak… Ne güzel, böyle özel günlerde toplanmak… İstanbul’um “böyyük şeer”… Kolay mı öyle, sıklıkla gidip gelebilmek… Çalışanlar var ki işleri başlarından aşkın. Evle iş arası, Avrupa-Asya yapar dururlar. Sağa sola gidecek hâl mi kalmakta?

Bayramları seviyorum… Sevdikleri birbirine kavuşturuyor… Özlemleri bir nebze olsun gideriyor…

Sevgiyle kalın…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 98, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın