19 Kasım, 2009 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Değer Altunay

Foto:Değer Altunay

Bunun ne ekonomideki, ne özel sektörlerdeki, ne de enflasyondaki toparlanmayla ilişkisi var… Yalnızca evdeki uğraşlarımı bir düzene koymak üzere ben toparlanma yapmaktayım… Sayılanların başarılması ne denli zorsa… Bu da benim için zor…

Tüm çalışmalarım; neredeyse geçmiş yıllar ve geçen dönemden beridir çeşitli dosyalar, çantalar, raflarda konuşlanmaktaydı. Hem de karışık olarak… Günlerdir tek oda, iki dolap şeklinde düzenleme çabalarındayım.  İlgili ilgisiz bir dolu almış olduğum notları, kartvizitleri de ayıklamak durumunda kaldım, doğal olarak. Haydi notlardan ne olduğu anlaşılıyor da kartvizitlere sıra geldiğinde, düşün düşün işin içinden çıkamıyorum.

Kartvizit der, önemsemeyebiliriz. Oysa… Ne beklentiler barındırır, o kartvizitler her kime aitse… Nedir kartvizit? TDK şöyle tanımlıyor: Bir kimsenin kimliğini gösteren, kutlamalarda veya kendini tanıtmada kullanılan, çoğunlukla beyaz, küçük, ince karton parçası… Burada bile devreye gireceğim… Aslında o bir karton parçasından öte… Bazı kez  bir umut, geleceğe yönelik… Bazı kez kişiye moral verici bir unsur… Dahası da vardır… Kimbilir???

Özenle yazılacaklar belirlenir, unvan seçilir övgüye dair… Kart türü ne olsun, matbaa harfleri nasıl olsun, italik mi ne…? Sorgulanır, araştırılır seçilir. Bir hevesle beklenir, örneği… Bakılır, gerekiyorsa düzenlenir ya da onaylanır… Sonunda ulaşır kişiye ve verilmek üzere kartvizit kutusunda yerini alır. Tanıtacaktır artık kendini kişi ya da  firmasını…

Hiç kartvizitim olmadı ama bir umutla bastırılan kartvizit sahiplerini tanıdım. Az para da değil, özenli davranılırsa. Bu nedenle kıyamam verilen her birine… Saklarım… Bazı kez siz istemeseniz de veriyorlar, yeni açılan mağazalarda “Bir tanıdığınıza da verin, belki gelirler.” diyerek bir umutla… “Ekmek aslanın ağzında.” derlerdi de büyüklerimiz… Şimdi daha yırtıcı ve acımasız hayvan örnekleri de girebilir devreye… Bir sonraki kuşağa bizim deyişimizle…

Bazı kez o kartvizitlerdeki unvanlara takılırım… Alt alta yazılmış bir dolu övünme duygusu gibi gelir… Haklıdır da doğal olarak, vermiştir onca emek, gerektir… Yine de öylece bakar, birbirinin yinelenmesi olan unvanlar arasında gider, gelirim.

Bazı kez süslü, cicili bicili ve bir de fotoğraf eklenmişlerine denk gelirim, şaşkınlık ve kararsızlık arasında anlamaya çalışırım, veren kişinin amacını, ne duyguyla yaptığını seçimini…

Toparlanırken elime geçen kartvizitler, epeyce oyaladı beni.

Oda hâlâ dağınık… Dolapların kapakları açık… Arapça, Osmanlıca, İngilizce kitapları, defterleri, sözlükler, sayfalarca yazılı notlarım düzenle yerleştiriliyor tarafımdan… Hüsn-ü Hat yazılarım, notlarım, âhârlı kâğıtlarım, kendilerine yer arayacaklar neredeyse ayaklanıp… Üsküdar’ımla, İstanbul’umun bir dolu fotoğraf, resim ve kitapları raflarda yerini alacağı ânı beklemedeler. Her tür kitaplarım ne denli verirsem vereyim, azalırsa azalsın, bir taraftan eklentilerle çoğalmaktalar… Onları konularına göre ayrıştırdım. İkili sıra yaptım… Üzerime yıkılacaklar, gibi gelmekte… Ama kıyamıyorum bir arka sıraya koymaya… Gönülleri olsun, aralıklardan beni görsünler istiyorum…

Bilgisayar masamın üstü, dolu ötesi… Notlarım, notlarım… Depremler, fay zonları, dalma batma zonları, Türkiye’nin dünyanın jeolojik yapısı, güneş, bigbang, jeofizik ve kuantumdan kırıntılar öğrenme çabalarımın kanıtı onlar… Hele PC doldu, nefes alacak gücü kalmamış âdeta… Nedenine, bu konuya da bir sonraki yazımda değineceğim…

Adı bilgisayar masası da üzerinde üç minik rölyef çalışmamın ne işi var, onu anlayamadım. Maşaalah üzerine konulacaklar da, başlangıç yılını düşünmek istemiyorum. Şu an aklımın çağrıştırdığıysa bir “şal” örneği… Kendime izin vermedim, ipliğini almadım, bizim yüncüde örneği görüp beğenmeme karşın. O sevimli dükkân sahibi, güleryüzüyle “İsterseniz, öreriz.” bile dedi. İçeride üç kadın, örnek çıkarıyorlardı. “Tamam ama birkaç gün sonra.” dedim. Hele bir düzen tutturayım, kesin alıp öreceğim. Çok havalı bir şal olacak. Örmesi de bir o kadar kolay. Bu da toparlanmamın ödülü olur.

Bu ödül olayına bayılıyorum. Kendimin, kendime dilediğim zaman verdiğim ödüllere… Çoğu kez bir şey başarmam da gerekmiyor, biliyorsunuz… Aldığıma kılıf olarak, uydurduğum ödül kazanımları oluyor. Olumlu bakış açısının gücü bile giriyor devreye…

Gecenin bir saati… Yazıya daldım… Oda dağınıklığına arkamı döndüm ki gözümden ırak olsun… Gerekti… Bu dinlendirici bir mola oldu… Son yazdığımla da beni güldürüp, moral veren… Tek işe odaklanıp, bitiremiyorsunuz çünkü… Çalan zil, telefon, yemek pişirme ve yenme durumları,  “evle evli” olduğunuz ve tüm sorumluluğu taşıdığınız için yapılması gereklerin de içinde olduğu…

Eh! Var mı molaya itirazı olan???  ;)

Yine de “Ya bitecek… Ya bitecek, bu gece.”… Seçeneksiz…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 34, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın