
Foto:Değer Altunay
Dün internet gazetesinde okudum, bu gece göktaşı yağmuru olacakmış, hem de sağanak şeklinde. Diyor ki haberde, görebilmek isterseniz şehir ışıklarından uzak bir yere gidin. İyi de nereye gideceksin, İstanbul’da… Nerelere dek uzanıyor şehir, bilen var mı?
Aslan (Leo) takım yıldızı da İstanbul’da Kasım geceleri gece yarısından sonra doğu-güneydoğu yönünde yükselecekmiş, habere göre. Ah! Keşke izleyebilsek. Hep bir teleskobum olsun istemişimdir. Ya da gök bilimiyle ilgilenebilmek… Yer bilimiyle de… Her türlü bilgiyi edinebilmek de isterdim… Tüm bilimlerle ilgili…
Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi yani kısa adıyla bildiğimiz NASA’dan da Satürn’ün etrafında şimdiye kadar görülmemiş büyüklükte bir halka tespit ettikleri bildirilmiş. Kızılötesi Spitzer teleskobu ile bu halka tespit edilmiş. Yeni bulunan bu halka öyle büyükmüş ki 1 milyar dünyayı içine alabilirmiş.
Amerikalı bilim adamı Ray Kurzweil ise 2040 yılından itibaren insan beyninin tamamen bilgisayara aktarılabileceğini, mezardan alınan DNA ve gelecekteki teknolojilerle, ölmüş insanların yaşama döndürüleceğini savunmuş. Android yani insanımsı robotlarla, sonsuza dek yaşanabilecekmiş.
Tüm bu bilgilerle dolu, göktaşı yağmurları haberini ön saflara aldım, balkona çıktım. İlk anda, yanımızdaki apartmanın ortalığı gündüz gibi yapan ve direkt bizim balkona vuran bembeyaz projektör otopark ışığı gözüme girdi. Ona arkamı döndüm, aşağıdan bizim otoparkın ışıkları parlayıp duruyor. Gözlerimi göğe diktim. Yıldızlar görünüyor nokta olarak ama parlak. Çevre karanlık olsa, seyrine doyulmayacak. Besbelli göktaşı yağmuru bana hayal, izleyebilmek için. Yine de ara ara gidip bakacağım… Bir umut… “Ya görebilirsem.”…
Bir umut deyince aklıma düşen sabah sabah bir kadının görüntüsü… Evlenme programından… Ama o boşanmaya gelmiş. Televizyonu açtığımda temiz bir yüz, güzel yeşil gözlerden akan yaşlarla karşılaştım. Kaldım orada… Tam 15 yıl önce kocası iki çocuğuyla bırakıp yurt dışına gitmiş, o gidiş. Orada evlenmiş, iki çocuk da orada edinmiş. Ne kendi ne de haberi yok gayri… Gittiğinden beri. Birilerinden duymuş evlendiğini. Bir kez telefon açmış mı ne “Gelmeyeceğim, seni de boşamayacağım.” demiş.
O iki çocuk; okumuş, büyümüş, evlenmiş… Nasıl? “Fabrikada işçilere yemek yaptım, yıllardır.” diyor, hüzünle bakan yeşil gözleriyle. Emekli de olmuş, kendine yön çizmek istiyor, haklı olarak. Statüsü belli değil… O ne şimdi? Sonuçlandırarak, durduğu yeri bilmek istiyor.
Yukarıdaki android haberine kayıyor aklım… Hani insan beyninin tamamen bilgisayara aktarıldığı… Demek, diyorum içimden… Bu aktarım sırasında eklemeler de yapılabilmeli kimilerine.
Nasıl bir sorumsuzluk örneğidir bu. Nasıl bir yüktür, nârin omuzlara yüklenen. İki kişi… İki kişilik… İstisnalar kaideyi bozmaz tamam da sergilenen örneklerin çokluğu, kimden yana ağır basmaktadır… Şöyle durup bir düşünsek…
Bir dahaki gökyüzüne bakışımda göktaşı yağmurları için… Sonsuzun özgürlüğünü düşüneceğim… Yük altında ezilenler adına… Her kim duyumsuyorsa öyle… Onların adına da…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 36, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın