
Foto:Değer Altunay
Oğlum yirmibir aylık ve doktorum 31 Ekim- 1 Kasım 1980 tarihini vermiş, kardeşinin doğacağı gün olarak. Akşam yemeğinde bir uyarı geliyor ve ayaktaki ben sandalyeye çöküyorum, korku içinde. Sonrasında ara ara yokluyor. Annemi çağırmak istiyor eşim, izin vermiyorum, geciktirebilecekmişim gibi…
Sıkıyönetim var ve gece 24.00 den sonra sokağa çıkma yasağı… Annem geliyor, çıkma yasağından önce… Beklemedeyiz… Ben susmakta kararlıyım, gitmeyeceğim hastaneye… Yirmiyedi yaşındayım, ikinci bebeğim gelmek üzere, paniklerdeyim…
Bugün konuştuk daha, yeğenimin eşiyle… O yaşamı dolu dolu yaşayıp, evlenenlerden. Kariyerini yapmış, belli mevkiye gelince de niyetlenmiş, niyeti gerçek olmuş… Bir de cici kız çocuğu olmuş… NOKTA! İyi de kimi kez böyle gelişmiyor olaylar… Kuşak farkı, öğretiler, önünüzdeki örnekler de yönlendirebiliyor yaşamınızı… Yine de aralarda sivrilenler olmuyor mu? Kuşkusuz bir destek çıkanları oluyor, yanlarında. Yoksa olanaksız… Hele ki bizim dönemimizde… Kreşler henüz yaygınlaşmamış, çocuk yuvası deseniz belki parmakla sayılacak denli az. Anneler zaten çok çocuklu, yılmışlar. Bir de büyüklerle birlikte oturuluyor… Karmaşa ve zor… En azından benim ve benim gibiler için öyle oldu…
31 Ekim bitip de 1 Kasıma geçtiğimizde, zorunlu çıkışımızı yapacağız evden, çaresiz… Telefon yok, taksi çalışmıyor, özel araba kullanmak yasak ve biz hiçbir önlem düşünmemişiz… Elimizde valiz yola koyuluyoruz. “Vur emri” var. Biz sokaklarda dolanıyoruz. Üsküdar İskelesi’ne varana dek, kimseyle karşılaşmıyoruz. İskeleye doğru gördüklerimiz de bize bir şey söylemiyor. Vapur iskelesinde nöbetçilere derdimizi anlatıyoruz ve biz bekliyoruz… Tüm sıkıntım bitmiş, korkudan mı, yürümekten mi bilinmez?
Sonunda bir ekip arabası geliyor, ona binip gidiyoruz. Asker ve polisler dolu içinde, devriye geziyorlar sanırım. Ellerinde taze ekmek, ekmeği ekmeğe katık edip, bölüşüyorlar. Sinirlerim boşalmış, iki büklüm olmuş, için için gülmekteyim. Arabayı daha hızlı sürüyorlar, heyecanlanıp. Bana da ekmek vermek istiyorlar, canım çektiyse diye. Kopuyorum, artık…
Hastaneye varınca sedye koşturuluyor, herkeste bir telaş, ben gülüyor, ağlıyorum… Tek düşüncem, oradan uzaklaşmak. Ne yazık ki hastaneye sokuluyorum. Normal moda geçmişim, sıkıntı yok… Bekleyeceğim… Eve dönmek için tutturuyorum… Dönemiyorum…
Refakatçim yok, tek kişilik odaya eşim razı gelmiyor… Ne yapacağım belli olmaz, korkuyor… Doktorlar da “Bekleyeceğiz.” diyorlar… Oda arkadaşım ilk kez anne olacak. Yanında birileri daha var. Arkadaşım gidiyor ve bir süre sonra haberi de geliyor, bir kızı olmuş. İyi de saatler geçiyor, kendi yok ortalarda. Aramaya çıkıyorum. Ameliyathanenin bir kenarında yatmakta. Yanına gidiyorum, “Çok kötüyüm.” diyor bana. Kan kaybı! Öylece sessiz beklerken olanlar olmuş. Görevlileri topluyorum, söyleniyorum, koşuşturuluyor, aile aranıyor… Aile gitmiş… Karadenizli bir aile, kız olduğunu duymuş ve gitmişler.
Ailenin telefonu bile yok. Kadıncağız bayılmadan önce, telefon öğreniliyor. Beni de dışarı çıkarıyorlar. Odamda moralim sıfır bekliyorum. Oda penceresi Karacaahmet Mezarlığı’na bakıyor. İyiden geliyorlar bana ve merdivenlere yöneliyorum. Çıkıp gideceğim buralardan. Çıkış kapısında eşim bekliyor, biliyor beni ya… Geri döndürüyorlar, dil dökerek. Odaya dönüyorum. Oda arkadaşımı getirmişler… Bir kolunda serum, bir kolunda kan ünitesi… Sayıklıyor, kabuslar görüyor…
Doktorum kaza geçirmiş, haberi geliyor… Çarşafları ekleyip, kaçabilir miyim hesaplarındayım, o karınla… Sabahı ediyoruz… Ben yine bekleyecekmişim… De… Bende o sabır kalmamış… Bir ebe buluyorum, konuşup anlaşıyorum, bu iş bitecek!!!
Bitiyor… “Daha iki gün beklersin.” söylemlerinin üzerine bir saat geçtiğinde, bebeğim doğmuş, odama çıkarılmak üzere hazırım. Tek bozuntum, kız yerine erkek olması… Hani bize öğrettilerdi ya; okuyacaksın, evleneceksin, pembe boyalı bir evin olacak, üstüne bonus olarak da bir kızın ve bir oğlun olacak… Olmadı işte! Bir erkek çocuk daha huzurlarınızda…
Odama çıkıyorum, birazdan ziyaretçiler gelmeye başlıyor. Eşim şaşkın. Ona da iki gün beklersiniz demişler… İnanamıyor, yaptıklarıma…
Oda arkadaşımın da ziyaretçileri geliyor… Kadının bir kolundan serum, bir kolundan kan veriliyor, perişan… Eşinin annesi “Tüh sana, bir erkek doğuramadın.” diyor. Yazmıştım ben bunları bir kez… Bir daha yazmak istiyorum… Bir kez daha… Ve bir kez daha… Bana dönüyor, iki erkek olduğunu öğreniyor, bayılıyor ama birazdan söylediklerimle tek kerede hizaya geliyor… Çok sinirliyim ve ona gerekeni söylüyorum…
Ne acı bir durumdur bu… Ben dördüncü kız çocuğuydum doğan, neler geçti içlerinden diye düşünmeyi o zaman iyice akıl ettim… Gerçekten neler yaşamışlardı acaba? Annemin ” Büyük büyük baban geldiğinde, Allah ne güzel yaratmış, şu gözleri bile yeter ve bembeyaz teni demişti” sözlerinin bir tür kendilerini avutma mı olduğunu bile düşünürüm…
Hastaneden eve geldiğimizde, oğlum beni tanıyamıyor ve “Anne sen misin?” diyor bana. “Karnın nereye gitti?” ikinci sorusu… Canım benim, ne de erken konuşmuştu, küçükten ağabey olacağını biliyor gibi…
Başbaşayız üçümüz… Birinin değil ikisinin de karnı acıkmış… Yere oturuyorum, birine sağ elimle yemek yedirirken, sol kolumda yatan öbürünü emziriyorum… Gözlerimden yaşlar akıyor, ağlıyorum… Nasıl başa çıkacağım ben bu durumlarla???
“Yapamam.” sözünü hiç kabul etmem bu nedenle… Belki istemli, belki de istem dışı… Kişi, başına gelen her zorluğun üstesinden gelebiliyor… Hiç çıtkırıldım olamadım… Hiç bana ait işleri başkasının üzerine yıkmaya çalışmadım… Elimden geldiğince, yapabildiğimce yaptım… Zorlandığımda molalar verdim, belki bir şeyleri erteledim ama işte bugünlere tek başıma getirdim çocuklarımı… Ertelenenler benim yaşamımdan geçip gidenlerdi… Geri dönüşü olamayan yıllarımdı… Tam otuziki yaşıma geldiğimde, “Nasıl yani?” oldum… Arada geçen o doğum günlerimi anımsamıyorum… Gerçekten…
Canlarım benim… Çünkü bedenimde taşıdığım canlarım… Çünkü bedenimin bir parçaları… Yirmibeş yıl ben çocuk oldum, otuz küsur yıldır çocuklarımlayım… Anneliğin ne olduğunu öğrendim… Yoksa can parçalarının canı yandığında, benim de canımın yandığını nasıl bilebilirdim? Onların küçücük gülümsemeleriyle, benim mutluluğumun tavan yaptığını nasıl duyumsayabilirdim? Evlenip ya da evlenmeden uzaklara gittiklerinde hâlâ kokularını burnumda nasıl duyabilirdim?
Alphan’cığım doğum günün kutlu olsun. Sizleri çok seviyorum. İyi ki doğdunuz. İyi ki varsınız. Uzun ve mutlu yaşayın.
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 52, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Kasım 1st, 2009 at 14:33
fatma ablacığım bu anı bizimle paylaştığın için çok teşekkür ederim siz çok iyi annesiniz ,eşsiniz vede ablasınız sizi tanıdığıma çok seviniyorum iyikide varsınız ALLAH sana inşallah uzun ömürler verirde ailenizle mutlu ve huzurlu olursunuz ablacığım onlar seninle herzaman gurur duymalı bence sen yılın annesi olama aday birisin iyiki varsın ablacığım sağlıcakla kalın
Kasım 3rd, 2009 at 18:04
Mustafa kardeşim, çok teşekkür ederim, övgü dolu sözleriniz ve güzel dilekleriniz için.
Annelik karşılık beklemeden yapılan, emek isteyen bir uğraş… Eğer bilincindeyseniz ve gelecekte bilinçli insanlar yetiştirmek istiyorsanız… Aslında öyle güç koşullarda da bu emeği verebilmek için çabalayanlar da var ki…
Anne olmayı içine sindirebilmiş ve bilincinde olan tüm anneler, tüm zamanların annesidir, benim için.
Sevgiyle kalın.
Kasım 11th, 2009 at 10:33
okurken hem gülümsedim , hem ağladım …
hep mutlu olun sevgilerimle
Kasım 12th, 2009 at 19:08
Sevgili Figen’ciğim, iki oğlum var bilindiği üzere, uzun ve mutlu yaşasınlar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar “bir anne” olamayacakları için öyle duyumsayamazlar. İşte senin bu yaklaşımın yine beni ne denli anladığının göstergesi. Sağ ol canım… Tüm mutluluklar ve güzellikler bizlerin olsun. Sevgiyle kal.
Kasım 28th, 2009 at 07:26
ne kadar güzel yazmışsınız . ne kadar doğal ve içten anlatmışsınız. bu bayram sabahı hastayım uyuyamıyoru m tesadüfen sızı bulup okudum. ağlattınız beni ….. allah evlatlarımıza hep ii yazılar yazsın inşallah. sağlıcakla kalın . ii bayramlar.:)
Kasım 28th, 2009 at 14:25
Merhaba Özlem hanım,
Öncelikle geçmiş olsun diliyorum. Allah şifalar versin. Ben de size teşekkür ediyorum, duygularınızı içtenlikle paylaştığınız için. Duanıza da katılıyorum. İyi bayramlar ve sevgiler…