
Foto:Değer Altunay
Kendimden şikayetle başlayacağım söze… Bir şeyler oldu bana, durgunluk modundayım ve toparlanamamaktayım. Hüsn-ü hat kursum başladı, yazmam gerek. Osmanlıca kursum da cuma günü başlayacak, notlarımı toparlamalıyım. Aklımda birikenler, yazmam için beklemedeler. Ben ne yapıyorum? Orasını hiç karıştırmamalıyım, sanırım. Alışılmışın dışında bir durağanlık içine girmiş, çıkamamakta bir ben…
Ya yazın sıcaklara bulunan bahane, kışın soğuklara bulunursa… Mevsim de kalmadı ortalıkta “bahar” denilen… Sert geçişlerle yaşıyoruz, mevsimleri de kapsayan türlü şeyleri… O mu vuruyor böylesi, kişileri?
Birikimler yer aramakta şu an, dökülebilmek için yazıya… Bir bölüm izinsiz, belli gideceği yer… Havalar da soğudu, yağmur yağmakta… Ya ne çeşit yemekler pişirmekteyiz? Alışveriş merkezleri, oldukça çoğalmış… Git, git bitirilemiyor? Ne ciciler almaktayız? Alalım, verelim ve ekonomiye can verelim…
Söz dinledim! Ekonomiye can verdim bugün.
İstanbul’a da canım Türkiyem’in çoğu bölgeleri gibi yağmur yağıyor… Hava soğuk… Yine de engelleyemedi beni. Capitol’e gitmek üzere yola çıktım. Akşam vakti olmuş. Oğlumla sözleşmişiz, buluşacağız Üsküdar’da. Oradan ver elini, Capitol Alışveriş Merkezi.

Foto:Fatma Çetin
Yıllar öncesi… Capitol’ün ilk açıldığı günler, “görücüye” çıktığı… Evimize yakın, gidiyoruz ara ara… Öyle “sağımız solumuz sobe” der gibi alışveriş merkezleri yok, o günlerde. Yine o günlerde, her köşe başında bir hastane olmadığı gibi… İnsanlar çoluk çocuk, uzak yakın semtlerden, akın akın geliyorlar. Öylesi dolu, içerisi… Bugünkü, neredeyse boşluğuna karşın…
Yerler pırıl pırıl parlıyor, cilalı mermer döşeli. Ve bir aile çocuklarıyla yerde oturmuş, çocuklar elleriyle mermeri okşuyor. Şimdi “Yeni açtık, gelin, promosyon! Sudan ucuz.” denilerek hücum edilen, insanların birbirini ezdiği, görüntüleri haberlerde bizlere onlarca kez izlettirilen, bolca yeni merkez ve elektronik mağazalarına karşın. Ne çabuk alışıyoruz, ne hızla ilerliyoruz, büyüyoruz… O günlerde hava soğuk ve yağmurlu olduğunda, gezmeye gelinen bu mekan, bugün oldukça boş geldi bana. Üstelik günlerden cuma. Çoğaldıkça ve her semtte açıldıkça bu tür yerler, kaçınılmaz sonuç. Alım gücü, ayrı bir sorun… Gezme gücü de… O da ne öyle? Ucu paraya dayanan şeyler işte…
Capitol, sürekli yeniliyor kendini. Başka seçeneği yok. Baş edebilmek için, yeni açılanlarla… Zorunlu… İlk işim yine, yemek yemek oldu. Oturacak yer aramadık, çünkü bir dolu boş masa vardı. Küçük oğlumun doğum günü 1 Kasım. Hâlâ nesine küçük demekteyim, çözemedim. Evlendi, 29 yaşını bitiriyor. Koca adamlar artık onlar. Atasözleri, eskilerin söyledikleri sözlerle; gerçeklerin gün yüzüne çıkması, yaşla ilintili. Yaşayarak, öğreniyorsun… İşin gerçeği, sen söyler oluyorsun. Evlenseler, kocaman adam da olsalar, hâlâ çocuk gibi görmek, bunun ilk aşaması.

Foto:Fatma Çetin
Doğum günü için, bir küçük armağan aldık. Sonrasında ilgi alanlarımız ayrı olduğundan biz de ayrıldık… Üç dört mağaza gezdim, çoğunun vitrinlerine baktım. Nasıl beyaz eşyaların dışı eskisi gibi değil de neredeyse mika gibi bir görünüm aldıysa, giysilerin kumaşları da günden güne karışımlarla sunulmakta… Mantolara baktım şöyle bir, kumaşlarda kaşmir nadiren kullanılmış. Atalar Mağazası’nda iki manto gördüm. Çok da hoşuma gitti. Etiketlerine bakmak istedim, gözlüksüz zorlandım. Çift görüyorum sandım… 1.100.- ve 1.560.- Türk Lirası. İşte iyi kumaş, güzel tasarım ve dikim… Böyle bir şey…
Tchibo’nun burada da mağazası var. Uğramadan geçemiyorum, ben bu mağazaya. Rafların çoğu boşalmış. Kadıköy’deki mağazadan daha geniş, alan olarak. Belki de bu nedenle, orada göze çarpmayanları görebiliyorsunuz ve daha rahat dolaşabiliyorsunuz.
Geç gittik, sona yaklaştık. Çalışanlar, bir an önce dükkanların kapanmasını bekliyorlar. Kolay mı saatlerce ayakta, her gelene dil dökmek? Ekmek aslanın ağzında. Yeniden aşağıya yemek bölümüne inip, birer tatlı yiyelim dedik. Masaların üzerindekileri toplayan ve silen hoş bir kadın geldi yanımıza. Yorgun ve kanıksamış bir ifade var yüzünde. Tepsiyi alınca teşekkür ettim. Şaşırarak baktı bana. Görmüyor bile insanlar onu. Saçtıkları çöpü toplayan bir kadın, yalnızca.

Foto:Fatma Çetin
Alışveriş ettiğimiz mağazadaki tezgahtara, kasiyerine, bindiğimiz aracın kullanıcısına, meyve sebze aldığımız pazar satıcılarına kaç kez baktığımız ve teşekkür etmişliğimiz vardır? Örneğin Migros’ta sıra sıra kasalar var. Kasiyerler sürekli şeritten mal geçirip öte yana koyuyorlar ve biz önce sepeti boşaltmakla, sonrasında doldurmakla uğraşmaktayız. Önümüzde olan bir an önce alıp gitsin, arkamızdaki biz toparlanana dek sabretsin isteriz. Bu arada kaçımız o kasiyerin genç mi, evli mi, çocuğu ya da ailesiyle bir sorunu var mı, morali bozuk mu, mutlu mu… gibi düşünmüşüzdür. Bankada işlem yaptırırken de öyle… Işık yansın, sıramız gelsin, işimizi halletsin… Banko memuru mu? O da ne öyle?… Maaşını alıyor, işimizi görecek. Hele bir terslik olsun… Hemen şikayet ederiz ha!
Ben yine nerelere gittim? “Kendimden şikayetle başlayacağım söze… Bir şeyler oldu bana, durgunluk modundayım ve toparlanamamaktayım” diye başlamıştım söze… Durgunluk, kendini yoğunluğa dönüştürmekte… Dışarıda yağmur var… Hava soğuk… Oysa ısıtabilmek için içimizi;yalnızca bir gülümsemeye,bir tatlı söze gereksinimimiz var…Neden esirgeriz ki ?
Sevgiyle kalın… Hoşça kalın…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 48, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Ekim 31st, 2009 at 15:12
ablam sen durgun değilsinki öyle zannediyorsun sem çok iyi çok akıllı bilgili bir bayansın yani benim çok sevdiğim bir ablamsın yazın çok güzel olmuş herzamanki gibi bizimle paylaşmışsın sana tavsiyem olacak kendini içine kapatma sakın paylaşımcı ol seni seven bir ailen var bunu unutma arkadaşların,dostların var kardeşin yani ben varım sen hiç bir zaman yanlız değilsin sana daha öncede söyledim kitap yazmaya başla o zaman düzelirsin durgun olmana gerek yok çünkü sevgi ve saygılarımla ablacığım ALLAH a emanet ol
Ekim 31st, 2009 at 19:35
Merhaba Mustafa kardeşim,
Teşekkürler ediyorum, düşüncelerinizi paylaşarak yardımcı olmaya çalıştığınız ve övgüleriniz için. Birçok işi bir arada götürmeye alışkın biri olarak, yazmaya ara verişim, kurs derslerime yeterince zaman ayıramayışım, okuma durumları oluşturacak zaman aralığı yaratamayışımdan ötürüydü kendimden şikayetim. Bu nedenle de toparlanmam gerektiğini düşünmüştüm ve düşünüyorum. Benim için, rutinden çıkınca oluşan durumlar, özetle…
Kitap yazmamı yine dile getirdiniz, sağ olun. Bunun kapsamlı bir olgu olduğunu biliyorum, eğer değerini vererek yapmak istenirse. Öykü tarzı da olabilir, yine değerince… Benim için sıradan bir iş olamayacağından… Şu an beni aşacağını düşünmekteyim. Bir işi yaptığımda, lâyıkıyla olmalı… Bu tarzımın dışına hiç çıkamadım. Bu nedenle inşaallah diyorum.
Sevgiyle kalın.