15 Ekim, 2009 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Bayramda sözleşmiştik, mezarlıkları dolaşıp, Eyüp Sultan’a gideceğiz ve oradan ver elini Piyerloti… Bu geziyi de hiç binmediğimiz metrobüsle gerçekleştireceğiz.

Sabah 10.00 gibi yola çıktık. Metrobüs duraklarına ulaşmak, oldukça zorlu. Genelde otobanların orta yerlerine konuşlanmış. Biz Uzunçayır Durağı’ndan bindik. Özellikle fotoğrafladım, E-5 in bir bölümünden geçmek durumunda kaldık. Allah’tan trafik yoğunluğu yoktu, attık kendimizi caddeye ve karşıya geçebildik. Yine benim dertli konum… Üst geçitlerle boğuşmak durumundasınız. Çıkıp indiğimiz merdiven basamaklarını saymama olanak yoktu. Bir bakıyorsunuz asfalt seviyesindesiniz, tırmana tırmana elektrik direklerine tepeden bakar konumuna geçiyorsunuz. Genç ve dinamik, sporcu kıvamında olmak gerekiyor.

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Vatandaş çoktan keşfetmiş, oldukça kalabalıktı. Güzel yanı, araçlar şeritlerinde bekleşirken, bizim aracımızın yoluna devam edebilmesiydi. Bu araçlara da elektrikli tramvaylardaki gibi durak isimlerini yazan bir tabela asılabilir.

Birkaç kişi nerede ineceğini bilemediği için, durak adı söyledi ve yardım istedi. Benim de ilk bindiğimi ve bilmediğimi söyledim.

Kısa sürede Edirnekapı’ya vardık. İkinci tırmanışımızı gerçekleştirdik.

Foto Fatma Çetin

Foto Fatma Çetin

Şehitlik Mezarlığı’na girdik ve ilk karşılayan Mehmet Akif Ersoy’un kabri oldu.

Şehitlik Mezarlığı’na kırk yıla yakındır gitmekteyim. Sürekli düzenli, bakımlı ve temiz bulduğum ender mezarlıklardandır.

Asker şehitlerimize ek olarak, polis şehitlerimiz için de bir bölüm hazırlandığını gördüm. Ruhlarına fatihalar okuya okuya ilerledik.

Eşimin anne, baba ve tüm yitirdikleri bu mezarlıkta dinlenmekteler. Annesinin başında Yasin’imi de okudum ve tüm dinlenenlerin ruhlarına gönderdim.

İkinci gidişimiz Merkez Efendi’ye olacak. Planladığımız gibi yürüyerek yaparsak, bende pil bitecek diye yakınmalardayım. Taksiye bindik, akıllıca seçim dediler onlar da sonrasında. Aralarında oldukça ara varmış. Orada da yitirdiğimiz canlarımıza ve tüm dinlenenlere okuduk fatihalarımızı, ben yine Yasin’imi. Merkez Efendi Camisi’nde namazımı da kıldım, duamı da ettim. Çilehane’sine inmek istedim, kapalıydı. Oysa daha önce gittiğimde orada kılmıştım namazımı.

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Öğle olmak üzere, bir köfteci var önünden geçtiğimiz… Kokular mis… Mezarlıkla arası üç metre… İşte hayat dercesine, birbirimize bakıyor ve yemeye karar veriyoruz. İyi de oturacak yer yok. Demek o çevre tümden abone olmuş. Öylece ayakta bekliyor ve bir masa boşalır boşalmaz, konuşlanıyoruz. Yemeğin üstüne hemen bitişiğindeki kahvehaneden çay da geliyor, harika demli. Tadını tam çıkardım diyemeyeceğim… Yine ayakta bekleşen, kalkıp gidin der gibi gözlerimizin içine bakanlar yüzünden… Aynı bizim oturmadan önce bir başkalarına yaptığımız gibi… Demek kural bu…

Sıra geldi Eyüp Sultan Hazretleri’ni ziyarete. Yine biraz yürüyüp, çevremize bakınıyoruz. Allah’ım ne metruk binalar var burada. İçinde oturanıyla, üstelik. Yine başka taraflardaki bakımına özenilmiş mezarların aksine, Mevlevihane’ye yakın bir garip mezar topluluğu gözüme çarpıyor…

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Boynu bükük onların. Kimi mezartaşları düzensizce bir birine yaslanıp destek alıyorlar, hüzünlerine ortak olurlarcasına… Bana verdikleri duygu bu oldu. Mevlevihane onarımdaymış. Görevli fotoğraf çektirmiyor, beni adeta dışarıya kovalıyor ve “Kapının dışından çek, yassak!” diyor. İyi ama kapı ardına kadar açık, girilmez tabelası da yoktu. Ve bu nedenle içeriye rahatlıkla girebilmiştik. Fotoğraflarken de izlemede… Ki görüldüğü gibi kapının yanından, kendilerinin bir bölümü çekişime eşlikte…

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Yine taksi ve istikamet, Eyüp Sultan… Eyüp Sultan sokakları yeniden inşâ durumunda. Binaların neredeyse çoğuna yakını orjinaline dönüştürülmüş. Aydınlık ama bir o kadar da karmaşık renklerde. Demek öyleymiş…  Öyle miymiş??? Alt katların çoğu dükkan olmuş; tesbih, örtü, Kur’an-ı Kerim gibi din içerikli satışlar yapmakta. Kalabalık da yerinde denilebilir.

Eyüp Sultan camisi de kalabalıktan nasibini alıyor, doğal olarak. Camiye namaz kılmaya girerken hoşuma giden, kapıya naylon poşet koymuş olmaları. Oradan koparıyor ve içine ayakkabılarınızı koyuyorsunuz. Eyüp Sultan Türbesi’ne girerken de aynı şekilde bir uygulama var. Kadının biri iki torba aldı ve ayaklarına galoş niyetine geçirdi. Bağlamadı da… Ayaklarını sürüye sürüye yürüdü, zorlandı inat etti… İzlemeyi bıraktım… Amacım sinir olmak değil, ziyaret ve dua etmekti.

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

İki sünnet çocuğu vardı. Annenin elinde kamera, onların türbeye girişini ve türbe içinde de yürüyüşlerini çekti durdu. Dedim ya amacım ziyaret ve dua etmek… Sessizliğimi korudum. Yine yasin okuyuşum ve dualarımı, bir kenarda ayakta durarak gerçekleştirdim. Ellerini, yüzlerini türbenin duvarına sürenleri ve yüzleri türbeye dönük, geri geri çıkacağım diye arkalarındakilerin üzerine çıkanları, ayaklarını ezenleri sessizce izledim. Amacım ziyaret ve dua etmekti…

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Teleferik durağına yürürken, yine fatihalar eşliğindeydi yürüşler… Her tarafta orada dinlendiği için ne mutlu diyebileceğim zatlar bulunmakta. Yazılan Osmanlıca yazıların birçoğunu da okuyabiliyorum ya… Kime okuduğumu bildiğim için, ayrı bir mutluluk veriyor bana…

Şimdi artık Piyerloti’ye gidip Altın Boynuz’u izleyebiliriz. Teleferiğe benim ikinci binişim, önder oluyorum yanımdakilere… Kızdırıyorum onları… Gülüşerek biniyoruz ve muhteşemliğe geçiş yoluna koyuluyoruz.

Daha yükselirken başlıyor canım vatanımın parçası, canım İstanbul’umun panoraması göz kamaştırmaya… Yurdumun her köşesi ayrı güzel, İstanbul’umun her bir santimetrekaresi gibi…

Tepedeki çay bahçesinde herkes kenardan yer kapabilme uğraşında. Biz de… İkinci sırada bir masaya oturuyoruz. Allah’ım vatanımızı bize bağışla. Görünmez et düşmanların gözlerine… Her bir milimini… Askerlerimizin canı pahasına koruduğu, şehitlerimizin kanıyla sulanan canım yurdumu… Her bir güzelliğini gördükçe canım yurdumun, içimden geçen duygular böyle oluyor…

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Eşsiz görünümden istemeye istemeye ayrılmak durumundayız. Yine teleferik, yine taksi, yine otoban savaşı, yine merdivenler, yine metrobüs…

Anadolum’a ayak bastım. E-5 kenarında bir çukur bulup, takıldım ve düştüm. Bu bende gelenek oldu. Yolun sonunu tamamlamaya dönüşen… Allah’tan bir parmak acısıyla, bot sıyrılmasıyla atlattım.

Çok yorgun ama bir o kadar da mutluyum. Duygularım içten, yakınlaşma ve dualarım gibi…

Dinlenen canları ziyarete gittik…

Huzur içinde olsunlar… Allah rahmet eylesin…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 399, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

“Şehitlik, Merkez Efendi, Eyüp Sultan Hazretleri, Piyerloti” yazısına 2 Yorum yapılmış

  1. Canım benim ne mutlu sana ne güzel ama bir okadarda zor bir gezi olmuş:)Allah içine sindirsin sevgiyle kal canım .

  2. Teşekkür ederim canım. Çok büyük zatlar var, yine yine gitmek istediğim. Allah nasip ederse bu yıl eskiden gittiğim ya da henüz gitmemiş olduğum tümünü ziyaret amacındayım. Sonrasında da siz dostlarımla paylaşmak…
    Bir yazımda da değindiğim gibi İstanbul’um yalnız binalar olarak üstüste yığılmış bir görünümde değil… İnsanlar da öyle… Nereye baksanız “iğne atılsa yere düşmez” durumlarda. Nasıl katlanıyor bizlere bilemiyorum. Çok yorduk, canım şehrimi… Ve “hırslara kurban”, görmezden gelinerek yine ve yine yük bindirmekteyiz sırtına.
    Yalnız geziler değil, yaşamak bile zor… Ama “Aşığım ben doğup büyüdüğüm İstanbul’uma”…
    Sevgilerimle.

Yorum yapın