9 Ekim, 2009 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Alihan Çetin

Foto:Alihan Çetin

Başlık “Başlangıç”… Bu deyiş bana… Belki motivasyon olur diye.

Adı rehavet falan da değil, bu durumların. Sis açık renkli… Bu, koyu bir bulut tabakasının arasında yitip gitmek gibi, dağıtacak rüzgarın da oluşamadığı.

“Site”m garip kalmış, bir başına. Girip bakasım yok. Aklıma düşenleri yazsam, gayya kuyusuna düşecekler… Boş yere, bir çıkaran bekleyerek… “Çözüm biziz” masalı, Polyanna’nın ellerinde düş olmuş…

Haydi masallar ülkesine giriş yapalım, kendimize bahçe yaratalım güzel çiçeklerle bezeli. Bir boş tuval alalım hayal gücümüzle, renkli boyalar ve fırça yardımıyla bir resim oluşturalım, yaşamın güzelliğine dair. Bir uğraş yaratalım, günlerimizi değerlendirecek, dur demek için aklımızın götürdüğü yere. O cezalı çünkü… Çalıştıkça, vardığı yerlerde hoş sonlara oluşamıyor. Baktıkça gören gözler, hoşnut kalamıyor, görünümlerden…

Bir yerlerden dalalım, yer alalım yaşamın içinde…  Yaşam kavgası… Yaşam kaygısı… Olmadı… Yine kısır döngüye yol almakta… Yemek için mi yaşamalı, yaşamak için mi yemeli? Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan? İşte zararsız bir geyik muhabbeti. Böyle dolanalım biz…

Eylül ayında kursa yazılımlar başlıyordu. İlk haftasına yetiştim, hat kursuna kaydımı yaptırdım. İkinci bir seçenek tanımıyorlardı ne yazık ki… Ama yine de Osmanlıca için de bir form doldurup, verdim idareye. Ekim ayında kurslar başlıyor ama ilk haftası geldi geçti, arayıp soran yok… Bu arada iki kez telefon ettim, sordum “Siz çarşamba günü gelin, bilemiyoruz.” diyorlar. Hat kursu, sabahtan akşama dek tek gün, çarşamba…

Giyinip, kuşanıp yola düştüm çarşamba günü, bir belirsizlik içinde. Öğleyi geçen bir zamandı. Yine bilindik yollarım… Kız Kulesi’ne bir selam verip yola devam ettim. Üsküdar trafiği aralıklarla sürpriz yaşatmakta, yön değişimleri açısından. Bilindik metal paravanlar, labirent örneği… Sarı zürafa boyunlu iş makinaları, aralarından uzanmakta. Sıkıldım artık. Kız Kulesi’nin yakınındaki köprü görünümlü tahtalar, şamandıralar da gözüme battı. Şemsi Paşa Kütüphanesi; duraklar, çay bahçeleri yığınlarının arasından görünmeye çabalamakta. Eski Üsküdar’ımı istiyorum ben… Yeniliklere açılımlar da bir yere kadar…

Kurs binasına ulaştım, bende bir heyecan… Acaba ne durumla karşılaşacağım? İdare yine yoğun, rayına oturamamış. Yeni atanmışlar, henüz durumu kavrayamamanın şaşkınlığındalar. Sınıfımı öğrenip çıktım. Hâlâ listede olup olmadığımı bilemiyorum…

Sınıf kalabalık, hocanın başı daha da… Göremedim bile onu… Yoğunluğun arasından yer açıp, ulaşmaya çalıştım. İlk cümlem “Listede miyim?” oldu. Ne bir “merhaba” ne de başka bir söz. Onca kişiyi görünce umudumu yitirmiştim çünkü… Şükür yazılmışım…

Yine aralardan geçip, bir sıraya iliştim. İlk günün heyecanı, yeni başlayanların elinde birer kağıt, mürekkep ve meşk kalemi… Hocanın resmen tepesine çıkmışlar, harfleri yazdırmaya çalışıyorlar. Nefes alamadığını geçirdim içimden. Derse gelenlerin isimlerinin yazıldığı kağıda, ben de yazdım bir aralık. Bu arada liste geçti elime bir masaya bırakılmış. Baktım, gözlerime inanamadım… Tam 42 yazıyla kırkiki kişi var… Olacak gibi değil… Nasıl tek tek ilgilenebilir? Bu ders de, tek ilgiyi gerektiriyor.

Yapacak bir işim yok. Derse kabul edilip edilmediğimi bile bilemediğim için, gezmeye gider gibi salınıp geldim. Hani olmadıysa, kendime moral olsun diye gerçekten gezme ısmarlayacağım kendime. İki dirhem bir çekirdek, giyinip de gitmişim. Yoğunluk boğdu, tanıdık tek kişi yok. “Haftaya yazılarımı alıp, geleyim ben. ” dedim hocaya. “Allah yardımcınız olsun, kolay gelsin” dileklerimi de ekleyerek ve adlı adınca “Kendimi dışarıya attım”… Yok yok, kendimi dışarı atmadan önce “Bu kadar kişi mi olacağız?” diye de sordum. Kızcağız 20 kişi alın demiş, yeni ve henüz işin başında olan idareciler 42 kişi yazmışlar… Haftaya göreceğiz artık… “Kalan sağlar bizimdir” olmuş mu? Ve geçen sene gelen arkadaşlardan da olacak mı?

Eh! Listeye girmişim… Kendime gezme ısmarlamayacağım, demektir. Eve dönüp, oradaki işlerin başına marş komutuyla dönüş yoluma geçtim. Yine de Acıbadem’e geldiğimde kendime börek ve çay ısmarlamadan edemedim…

Pastaneye oturdum, birazdan tanıdık bir sima geldi. Televizyona çıkmışlardan biri. Gencin bir ses tonu aklımda, bir de tipi. Dizi falan da izlemediğim için, kim olduğunu bulamadım. Geçti gitti aklımdan. Olayın oluş tarihi, çarşamba ve yazdığım gün cuma. Çok komiğim ben… Şu an buldum kim olduğunu, yazarken aklıma geldi… Bir kez yazmıştım siteye ilk yazılarımdan birinde… “TV karşısında uyuma moduna geçtiğimde Shopping TV yi açarım, ninni olur bana” diye. Uzun süredir TV bile açmamaktayım, o kanalı da. Bu genç orada satış yapanlardan biri. Şimdi buldum, şimdi buldum… ;)

Sanırım uykuyla uyanıklık arasında, ses tonu aklıma kazınmış… Kendisi de son anda gözüme çarpmış… Hâlâ gülmekteyim. Yani bir dizi izle, oradan birini tanı… Çok komik…

İyi geldi, bu durum. Polyanna, elindeki düşlerden birini verdi. Ciddi düşünme, gel geç olaylara takıl ve gülümse diyerek… Gece gece güzel düşler göreyim istedi. Gülümseyebilmek için yarattığımız konulara bakar mısınız??? Öyle olmuyorsa, böyle geyik muhabbetine dalalım demiştim ya! Gerçek oldu, kendiliğinden…

Kalın sağlıcakla.

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 30, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın