
Foto :Fatma Çetin
Emekle oluşur her güzel şey. Rutine girdiğinizde olağan gelen işlerin, ara açıldığında zor gelmesi olağan. Bu yaz bana olanlara vardığım sonuç bu ve emek veremediğim, yazamadıklarımın üzgüsü.
Bugün elime büyükçe bir kağıt ve kalemimi aldım, program yapacağım ki işlerimi düzene koyabileyim. Giyecek ve kullanılan eşyalarda azaltma yapma isteğim baş sıralarda ama bir vedalaşabilsem sevdiklerimle… Beceremiyorum…
Bari en az ilgim olan odayla başlayayım diye düşündüm. Böylece alışkanlık yapar ve sona doğru terklerimde daha az etkilenirim. İlk maddede “oda oda başla” yazmışım. İkinci maddem “ara işlerini aksatma”. Üçüncü maddemse “Kendini çok zorlama” olmuş. Yazıya başlayınca kağıdı elime aldım, okuyunca karşıma çıkan bu üçüncü madde akşam akşam güldürdü beni. Kaytarma kokuları geliyor…
Bilmiyorum size de oluyor mu? Sorarken kaç yarım asır devirmiş var ki aramızda denilebilir. Ancak ben gençliğimde de böyleydim. Anılar beni hep sarmaladı durdu. Yaşamıma ve yakınıma çok kişi almadığımdan mıdır nedir her arkadaş ve dostum “özel” oluyor. Öğretmenimin bir imzası, arkadaşımın yazdığı bir şiir, kurutulmuş bir çiçek ve benzerleri gibi objeler elime geçtiğimde o günlerde buluveriyorum kendimi.
Birden coştum, ilkokul karnemi aramaya koşturdum. Elime geçense; eşimle, benim kelimemle “konuştuğumuz” yeni neslin diliyle “çıktığımız” günlerde birbirimize yazdıklarımız oldu. Daha doğrusu artakalanlar…
cnbc-e TV de bir dizi vardı, “Altın Kızlar”. Severek izler ve her bir kişiliğin yakışanını abla ve arkadaşlarımla bütünlerdim. İşte benim yazlık kışlık grubuma böyle ad vermem, artık yaş olarak de hak ettiğimizdendir. Bugünlere gelmeden, oynayanların bana göre yaşlarını başlarını almış hâli, şu anla örtüşmekte. “Tevellüt” ler de neredeyse çakışma durumlarına yaklaşmakta. Şimdi ben bunu niye yazdım. Bağlayamayacağım, bırakalım ortada salınsın… Sonunda duracak bir yer bulur kendine.
Demem odur ki yazılanları ve o günleri düşündükçe gülmemi tutamadım. Oysa o an bana gülseler neler yapardım bilemem. Fırtına gibi eser, yıkardım ortalığı. Yok! Aslında nasıl saklayacağımızı bilemedik, arkadaşlığımızı. Üniversiteye bile gitsem “yasaklarım” vardı ya. Bunda erkek arkadaş ilk sıradaydı. Ne heyecanlar yaşadık biz, bilseniz. Değil el ele, yanyana sokakta yürüme korkusu başa dertti.
Üst katımızda benden bir yaş küçük bir kız vardı. Boyu mu küçüktü ne, ya da o gün için kendimi çok büyük görüyormuşum… Mektuplarımızı taşırdı. O da mektup değil işte karalanmış üç beş satırlık yazılar. Tamam, Altın Kızlar dizisine neden değindiğim ortaya çıktı. Orada birinin annesi vardı. Anlatmaya başladığında “Yıl 19.. ” diye başlardı, anılarını anlatmaya. Şimdi ben de diyorum ki “Yıl 1971″ … Evet 16 yaşımda gördüğüm ama 18 yaşımda çıkmaya başladığım çocuk bu işte. Ama gene de yasaktı…
Hani gözü başka bir şey görmemek bu olsa gerek. Ne çok sevmiş bu iki genç birbirini. Bir tebrik kartı var, üzerinde resimlenen şu ki; genç bir kız bir elinde zarf tutuyor, öteki elindeki mektubu okuyor. Bu ben oluyorum doğal olarak ve arkasına yazmış, göndermişim. O da saklamış ve evlenince bir kutuya koyup yine saklamışız… Bugünlere gelmiş. Bir kalp çizilmiş kağıda, içine isimlerimiz yazılmış… Bu da delikanlıdan bana gelmiş, saklamışım. Minicik bir kağıtta aldığı hediyenin çok daha iyilerini vermek istediğini anlatan bir yazı… Kırmızı kurdeleye bağlanmış iki gümüş yüzük de duruyor kutuda. Harçlıklarımızla, harcamalarımızdan kısıp aldığımız… Nişanlanınca altın yüzüklerimizi takmış ve kurdelesiyle bu yüzükleri birleştirmiştik.
Şimdi nostalji olan tebrik kartları, mektuplar… Canlandırılmaya çalışılan eski alışkanlıklar… Ve yitirilen değerler… Günü birlik ilişkilerle geçiştirilmeler… Sonrasında yine hüznün çağrıştığı, çığrıştığı… Oysa her güzel şey emek ister ki hak edilebilsin. Bunu modernlikle asla bağdaştıramıyorum. Önce kişinin kendi değerlidir… Bedeni ve ruhu… Dönüp dolaşıp vardığım nokta bu oluyor.
Kutudan oğullarımızın sünnet davetiyeleri de çıktı. İlk mürüvvetimiz… Allah’ım zaman nasıl da geçmiş… Her açıdan…
Bugün elime büyükçe bir kağıt ve kalemimi aldım, program yapacağım ki işlerimi düzene koyabileyim. Giyecek ve kullanılan eşyalarda azaltma yapma isteğim baş sıralarda ama bir vedalaşabilsem sevdiklerimle… Beceremiyorum…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 33, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın