
Foto:Değer Altunay
Türkiye Cumhuriyeti’mizin ulusal bayramı olan 30 Ağustos Zafer Bayramı’mız hepimize kutlu olsun. Bu değerli günü yalnızca bugün için değil, sürekli ve bize armağan edilen güne dek geçen tarihimizi iyice belleyerek anımsayalım. Şehitlerimizi anmayı da yalnızca belli günlerle sınırlandırmamız gereğinin bilincinde olduğumuz gibi.
30 Ağustos 1922 gününe dek, kahraman ulusumun insanlarının el birliği etmesiyle ulaşıldığı gerçeği yadsınmamalıdır. Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına borçlu olduklarımız gibi.
Tüm dünya uluslarının bugün bile örnek aldıkları bir lider olan Atatürk’ümüzün Türk Gençliğine Hitabesi ve Nutuk’un dönem dönem okunması gerekliliği de yadsınamaz bir gerçektir. Atatürk’ümüzün ileri görüşlülüğü ile yazarak bizlere bıraktığı bu değerli eserleri, bugün okuduğumuzda hayran olmamak olası değildir.
Nutuk’taki oluşumlar ve gelişmelerin dikkatle okunması, gelişmelerin ve yaşananların aynı dikkatle izlenmesi ve vardığı sonuç itibarı ile yine dikkate alınması gerekenler müthiş bir tarih dersidir. Ayrıca aynı müthişlikte bir zeka ile oluşturulduğu da dikkate değerdir.
Ben burada Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün Nutuk yazısının rapor ve haritalarından önceki son deyişi olan, asla unutmamamız gereken kahraman kadın ve erkeklerimizin güçlerinin üstündeki çabaları, şehitlerimizin kanı, gazilerimiz adına… Ve eğer olmasaydı diye de bir kez oturup düşünmeden de geçmemiz gerektiği gerçeğinden yola çıkarak TÜRK GENÇLİĞİNE BIRAKTIĞIM EMANET yazısını paylaşıyorum.
Okuyalım ve bir kez, bir kez daha düşünelim. Yalnızca duvarlarda çerçeve içinde görünür olmasın. Bilincinde olarak okuyalım… Okuyalım… Okuyalım…
TÜRK GENÇLİĞİNE BIRAKTIĞIM EMANET
Saygıdeğer Efendiler, sizi günlerce işgal eden uzun ve teferruatlı nutkum, nihayet geçmişe karışmış bir devrin hikâyesidir. Bunda milletim için ve gelecekteki evlâtlarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek bazı noktaları belirtebilmiş isem kendimi bahtiyar sayacağım.
Efendiler, bu nutkumla, millî varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milletin, istiklâlini nasıl kazandığını, ilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan millî ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.
Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen millî felâketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.
Bu sonucu, ‘Türk gençliğine emanet ediyorum.
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet’i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
30 Ağustos Zafer Bayramı’mız kutlu olsun… Kutlayalım… Değerinin bilincinde olmayı asla unutmadan ve unutturmadan…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 21, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Yorum yapın