
Foto:Alihan Çetin
Altın Kızlar Yazlık ve Kışlık Grubum’la yaptığım geziler, ardından yazlığa gidişler ve orada yapılan devinimler beni yordu. Aslında ayrımında olduğum yapımı iyice yüzeye çıkardı. Dingince bir köşede okumanın, aralıklarla yapılan gezilerin bünyeme daha uygun olduğu böylece yeniden kanıtlandı…
Bugün yürüyerek gidilen yolda işimi görüp, molamda yudumladığım çayımla da mutlu oldum. Eve gelince bir bölüm yapılacak işlerimden sonra Kış Bahçem’e kuruldum. Robin Sharma’nın “Aile Bilgeliği” kitabını yudumlayarak okumayı sürdürdüm. Her satırı çiziliyor neredeyse, tarafımca…
Konunun özü, bir ağabeyin kardeşine verdiği öğütler. Ancak özelliği, kızkardeşe verilen öğütler olması. Anne; aile bilgesi olarak eş ve çocuklarını toparlayacak, hep birlikte vatana millete hayırlı birer eleman olacaklar. Özetle; yüklenen sorumluluğun, kadın denilen dişi yaratığa olması. Boşuna dememiş Atalarımız “Yuvayı dişi kuş yapar.” diye. Zavallı dişi kuş, seçilen örnek de sen olmuşsun o minicik boyutunla… Birkaç çalı çırpı uğruna…
Bazı kez yılgın düşlere dalarım “Tek yanlı ne zor. Neden özveri genelde kadınlarda?” gibi… Doğanın kanunu bu… Geçtiğimiz günlerde National Geographic TV de bir doğum olayına tanık oldum. Annenin çektiği acı gözlerine yansımıştı, yakın çekimlerde. Göz yaşlarını aradı gözlerim… Öylesi duygusal bir an… Yavru doğdu ve anne dinlenmeksizin, onu yalamaya başladı. Onun görevi. Babayı aradı gözlerim, koskoca sürüde. Hani bir devinim, bir yakınlaşma… Hepsi kendi âlemindeydi… Otlanıyorlardı…
Devir değişti sözünü duymak istemiyorum. Devirler de çıkarlar gibi, rahatlığın paralelinde ilerlemekte. Ekonomik özgürlüğünü kazanan kadınların, bu kez eşitlik uğruna yanlış davranış boyutlarına sıçradığına tanık olunabiliyor.
Aslında kadın erkek değil, birer birey olarak düşünülmesi gerekir. Evlilik güzel, kutsal bir olgu. Başlangıçta verilen değer, gösterilen saygının sürekliliğini gerektiren. Çocuklarsa işlenmesi gereken bir maden. Oluşturulduğu sevginin yüceliği, hiç ama hiç unutulmadan özen gösterilmesi gereken. KimLER tarafından? Oluşturulan kişiLER tarafından… Asla tek kişinin üzerine yüklenecek bir sorumluluk değil. Böylesi koşulda, yorgunluğun getirisi kuşkusuz çocuğa yansıyacaktır. Hem tek olan kişi, hem de çocuk yıpranacaktır.
İşte burada evliliğin “ansızın” karar verilecek bir olgu olmadığı ortaya çıkar. Kuşkusuz her birey ayrı yapıdadır… Yetişme tarzı v.s. gibi özellikler de işin içindedir. Ancak özellikle çocuk devreye girdiğinde, onun mutluluğu ve geleceği, tasarlayan kişilerin boynunun borcudur.
“Çalışıyorum, para kazanıyorum, öyleyse varım.”. Evet varsın, evrende bir toz zerresi de var. Ayrımın, bilincin olacak.
Bu işler yazmak ve kitap okumakla çözümlenemiyor, ne yazık ki… Teori, pratikte yolda kalıyor. Güzel başlangıçlar, sorunlara yenik düşüyor. “Biz”, “Ben Davası” na dönüşerek çıkmazlara varabiliyor. Oysa yaşam ne denli kısa. Geçen her mutlu an, senin kazancın. “Bilinçli ve sınırlı bir birliktelik” mutluluğun anahtarı. Neden yitirilir? Ne zaman yitirilir? Peki anahtar nerededir? Göle düşer, inek içer, dağa kaçar, yanıp biter, kül mü olur? Yoksa yakınlardadır da gözler görmez mi olmuştur?
Hiçbir şey tek taraflı olamaz…
Dün bir apartmana gittim, birini görmeye. Gencecik bir kadın çıktı önüm sıra merdivenlerden. Güzel, incecik… Giysisi, mini şort ve bluzdan oluşan. Yakışmış ve havalı… Kaç yıl olmuş boşanalı, bir küçük çocukla yalnız. Kaç yaşında evlendin de bittiniz siz? Bir kadın olmuş, yine ayıran… Hemcinsi… Minicik bir çocukları olduğunu bile bile üstelik. Çocuk kimi kez evde, kimi kez anneannede, kimi kez babada. Baba evli, bir ya da iki çocuğu daha var. Kim mutlu, kim mutsuz? Herkes hayatını yaşar, ya çocuk? Sevgi, şefkat, sıcacık aile ne demektir?
Bir apartman, çok daireleri olan. Kavga eden, bağrışan anne baba ve ağlayan çocukların sesleri. Birazdan sevdiği insanların neden bağırdığına ağlayan minikleri bekleyen sürpriz… Hırslarını alamayan anne ve babanın, çocuklara yönelmesi… Burada birliktelik(?) var işte… Öyleyse eksik olan ne? Hele bir durun ve çevrenize bakın. Kendinizden önce önemsemeniz gereken sevgililerinize… Çocuklarınıza… Sevgi, şefkat, sıcacık aile ne demektir?
Kitapta yazılan “Söz verirken kılı kırk yaran biri olmaya çalış.” öğüdüdür beni buralara getiren… Dün tanık olup, içimi acıtan olayların üstüne.
Gerçekten çok düşünülerek atılması gerek adımların, aynı söz verirken kılı kırk yarmak gibi. Eğer güvenilir ve mutlu olmak istiyorsak… Ve bir şeyden habersiz, günahsız çocuklarımızı seviyorsak…
Tüm çocuklarımız bizim… Mutlu olmak öncelikle, bizim isteğimizle oluşmuş o meleklerin hakkı.
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 34, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın