10 Ağustos, 2009 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Alihan Çetin

Foto:Alihan Çetin

Sevgili blog arkadaşım şirinem, tatil nedeniyle uzak kaldığını belirtmiş yorumunda. Aslında yaz mevsimi nedeniyle üzerimize çöken rehavet ve dinlence yerlerine ara ara kaçışlar nedeniyle, bu durumu belki de sıklıkla yaşamaktayız çoğumuz. Yine de kopmamak adına araya girişler yapılıyor, tarafımdan. Yazı tarih aralıkları açılınca sanki “biranne.com” a haksızlık yapıyormuşum duygumu atamıyorum, üzerimden. İki kandil yazamadım örneğin… Elimde değildi, internet bağlantım yoktu. Bunu da kendilerine(!) açıklayayım ki anlasın, biraz olsun…  ;)

Bu yaz dolunayları hiç kaçırmadım desem, yeridir yazlık yerde… Saatlerce baksam denize vuran ışığına, doyumsuz geliyor. Müthiş bir görüntü… Yıldızların eşliğinde izlemek, denize vuran yakamozların ışıltısını… Sessizlik, şerbet gibi bir hava ve dostlarla… Hele yıllar başını alıp gittikçe, gençlerin arkalarını dönerek bu görünümü görmezden gelmeleri şaşırtıyor beni. O yaşlarda da benzer duyguları taşıyordum, hiç umarsamaz olmadım. Mekanikleştikçe yaşam, ilerledikçe teknoloji… Canlıları da yanında sürüklediğine inanasım geliyor… Görünen köylerin, kılavuz istemediği gibi… Düşlere geçit yok… Oysa her ilerlemenin altında yatar, hayaller… Hayal edersen, gerçekleştirmen olasıdır. Başlangıçtır… Tek şart sınırları bilerek, eyleme geçiştir.

Şimdi 3G çıktı… Gelmeden, âşina olduk… Geldi, kalan hayalleri de süpürüp gitti… Dilediğin an, dilediğin karşında… Gerekli uzaklıklar için, benimsenebilir ama ne o öyle üç beş kilometre uzaklık olmayan aralıklar için kullanılması… Hele bir özleyin birbirinizi… Oyuncak(!) oldu bile… Hiç özlemin tadını tadamayacak mısınız??? Düş gücünüzü çalıştıramayacak mısınız??? Yazık!!!

Okuduğum kitapların filmini izlemeyi sevmiyorum. Canlandırdığım düşlerimi alıp götürmesine izin yok. Düş ve düşünme gücü, yitip gidenler… “Bir dönün de doğaya bakın” diyesim geliyor. Yönlendirmeler, kalıplaştırmaya yönelik. Bilgisayarla ayağına dek geleni, bir kez de canlı(!) gör. Belki klişelerden uzak, kendi keşfin bir görsellikle karşılaşırsın. Belki hazır belletilenden ayrı, bir bakış açısı geliştirirsin. Bakıp da görmek bir başlangıç olabilir, tekdüze yaşantına bir renk…

Altın Kızlar Grubu’m iki tane… Yazlık ve kışlık… Ve de çook eskilere dayanıyor dostluğumuz onlarla… Geçen hafta çok mutluydum… Her iki grubumla da birlikte olduk. Söyleşilerimiz geçmişe dayalı, umutlarımız geleceğe yönelik… Olsa da olmasa da ayrımsız… Düşler gelişimin başlangıcıdır, aslına dayalı… Söyleşirken kişiye yenilik ve dinçlik getiren, umuda yolculuklar… Gerekli ki günümüz koşullarında öncelikli… Genç, yaşlı demeden… Çalışmaya, araştırmaya şevk vereceklerden… Düş gücü, sınırlarını bildiğin sürece gerçeği çağrıştırır…

Kopyalar çoğaldı… Genlerin ne dereceye dek kullanıldığını bilemiyoruz… Okuduklarımızla sınırlı… Buna inat bizler birer kopya olmayalım… Özellikle gençler… Kurun kendi dünyanızı, özenmeyin bir ötekine… Unutmayalım ki her birey kendine özgüdür… Yaşamın tadı ve önceliği bu olmalı… Birbirinin tekrarı değil… Taklitler, gerçeğini yaşatır… Ünvan ve paranın tapınıldığı dünya, gerçek olmamalıdır… Kişilere bu nedenle değil, hak ettiği değeri verin… Gençlere verilmek istenen öğütlerin, yıllarını almış kişilerce uygulanmadığını görmek ise can acıtıcı… Yazılanların “geçti o dönem, düşlerde kaldı” cümleleriyle geçiştirilmesine denilecek çok şey var… Anlamak isteyene… Keşke azınlık olmasa… Bizlerin davranışlarımızla örnek alınan olduğumuzu, görmezden gelmesek…

Aslında başka paylaşımlara yol alacaktım. Hep öğüt konumları daraltıyor biliyorum. Ama görmezden gelemezdim. Görülmeyecek gibi değil ne yazık ki… Önüm arkam, sağım solum sobe… Yazmadan geçemedim…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 22, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın