
Foto:Değer Altunay
Pazar sabahının mahmurluğu bir başkadır. Ertesi günü gidecek bir işiniz olmasa da. Dinlenme günü ilan edilmiştir ve kesin siz de uymuşsunuzdur, sorgusuzca. Aynı kadın olduğunuzu, kurallarını benimsediğiniz gibi… Eğer iş yapmaya kalkışırsanız; sesler yükselir, dinleneceğiz bugünü mü buldun? Öyle ya dinlenme günü karşı cins içindir. Bu sıradan örneğin dışında, evlilik oyunu gelir ilk başı çeken olarak. Eğer baş kaldırırsanız, sonunuzun olduğu… Ölümüne…
Yıllardır, kadına dair kitaplar okurum. Ezilmişlikler, yıpranılmışlıklar, yıpratılmışlıklar. Günümüzde değişen olgular yok mu? Evet değişen değil, belki az ölçüde yumuşayan örnekler olabilir. Ama değişmeyen kuralların önde koşturuşu aynen yerli yerinde.
Pazar sabahı, mahmur gün… Gazetenin baş sayfasında “”Zübeyde’yi koruyamadık” manşeti… Gözüme gözüme giriyor. AİHM “Kadını koca şiddetinden korumadınız” diyerek Türkiye’yi mahkum ediyor. Devlet önlem alacağını açıklıyor. Veee koruma isteyen Zübeyde’yi eşi onlarca kişinin önünde öldürüyor. Dört çocuklu Zübeyde’yi… Çocuklarının annesi Zübeyde’yi… Kendine yıllarca eşlik eden Zübeyde’yi…
Kadın bu dayak yer, dayanır, taa ki tak edene dek,canına… Yine de çocuklarına sahip çıkarak, terk eder eşini. Çalışıp, onlara bakmayı sürdürür. O, kadındır ama daha da ötesi “bir anne”dir. Neler yaşadın yüreğinde Zübeyde… Hem namusuna hem de çocuklarına sahip çıktın… Yetmedi… Okudukça öykünü, yürekler daralmaz mı?
Devamı 15. sayfada diyor, haberin altında… 15. sayfa inanılmaz… 15. sayfa içler acısı… 15. sayfa “değişmeyen kuralların koşturuşu”na örneklerle dolu…
Önce “Türkiye’de her 10 kadından 4′ünün başına gelebilecek bir hikaye” yazısını okuyorum… İlk satırda… Dahası da varmış meğer… Sayfanın ortasında dört kadın fotoğrafı… Yanlarında en değerli hazinelerini, canlarını verdikleri “koca” denilenlerin fotoğrafları… Yanyana, yapışıklar… Böyle günde koymasanız A!!! şunları yanyana… Dört kadın da kocaları tarafından öldürülmüş… Biri tartıştılar diye, sinirlerine hakim olamamış… İkisi aldatıldığından “şüphelenmiş”… Biri de çok alkol almış, sabah ayılınca “Ben ne yaptım ki?” demiş polislere… Hiiiç canım, bir şey yapmadın… Altı üstü karını öldürdün… Önemsiz bir olay…
Olayların tümü acı, katmerlisi “çocuklarının gözü önünde” diye de devam edenler… Neresinden tutsanız, elinizde kalıyor… Yüreğinizin içine çörekleniyor… Yalnızca yüreğinizin mi??? O acıya eşlik eden, aklınıza üşüşenler ne olacak???
Şiddet nedir yaa??? Nasıl eli kalkar bir insanın, bir canlıya? Dikkat ediniz lütfen, insana bile demiyorum “canlıya” diyorum. Üstelik bu hor kullanılan eşyayı bile kapsar ve hatta eşyaya verdiğiniz değerle bile ölçülür. Baş ucuma ve evin çeşitli yerlerine hoşuma giden, ders alınabilecek yazılar yapıştırdığımı yazmıştım bir keresinde. Gardrobumun üzerinde şöyle bir yazı yapışık “Eşyalarımızı kullanma tarzımızın, kişiliğimizle eşdeğer olduğunu unutmayalım”. Ben bunu okuyup, eşyalarımı bile önemseyeyim, gazetede haber geçişi bunlar olsun. Olacak iş midir? Eğitim, öğretimin önemi diye zırvalayalım. Sonra da koyverin gitsin, aile içinde çözümleyin diye ortaya salalım. Çözümleniyor, temiz bir şekilde… Ardında izi bile kalmamacasına, kökten…
Gerçekten inanılmaz derecede kızgın ve üzgünüm… Bunlar son olmayacakmış… Her 10 kadından 4′ünün başına geliyormuş… Gelecekmiş… Hüküm sabit… Mutlu olup, bir kenarda sus pus oturmalı mıyım 6’sından biriyim diye??? “Yakarım Roma’yı da yakarım” diye ortalarda gezinmeli miyim???
“Özgürlük verilen(!!!) kadınlar” masalını dinlemede misiniz ??? Ben tokum… Almayayım!!!
Gül sizlerin Zübeyde’ler… Yavrucuklarıyla birlikte… Allah rahmet eylesin hepinize… Nurlar içinde yatın…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 35, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın