2 Ağustos, 2009 tarihinde fatosh yazmış

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Aslında başlığım “Tarkan” yerine “Tarkuuaaan” olacaktı… Öyle çığrışıyordu herkes… Çığrışsın, bana göre hak etti.

Konserde yağmura yakalanmayalım diye dualar ederken, cuma günü nasıl becerdiysem, ayağıma bir haller olmuş. Caddede iş görüp eve gelirken, sokağımıza girdiğimde yürümekte zorlanmıştım. Sıcağıyla anlamamışım sanırım. Hani sokaklarda salına salına gezmeyi bilemeyişim vardır ya, onun kurbanı oldum yine. Zamanını bilemediğim, bir burkulma yaşamışım. Ayağım hafiften şişmeye çabaladı, üzerine basmakta zorlanır oldum. Yoğun tedavi, şifa duaları ile geç saatlere dek uyuyamadım. Sabah “Eh!!’” düzeyindeydi. Akşamüstü sargıları da çıkardım, hafif aksayarak idare eder durumdaydım.

Eşim telefonda “Tarkan’cı hazırlandın mı?” deyince ona çıkıştım, “Nazar ettin değil mi? Şimşekler, yağmurlar yetmedi, bir de ayağımı burktum” diyerek. Üzüldü, tedavi önerileri getirdi.

Hazırlandım ve “Altın Kızlar Yazlık Grubu”mun Anadolu yakası oturanını beklemeye koyuldum. Sağ olsun “evden eve servis” gibi hepimizi toplar, dağıtır… Canım yaa!!! Bir de “Altın Kızlar Kışlık Grubu”mda var öyle bir can. İkisine de kokulu öpücükler gönderiyorum…  ;)

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Yola çıktık. Avrupa yakasındakilerden birini daha alıp, Tarkan öncesi “atıştırmalık” çağrısı yapmış öteki Altın Kız’a gideceğiz. Yolda da “Çayı demledin mi?” sorusunu yöneltiyoruz. Hazırmış, iyi iyi… Hiç aç karnına konser olur mu?… Ne yapalım, biz gençler(!) böyleyiz işte…

Allah’ım o ne masa üstü öyle… Sanaldaki masa üstüyle ilgisi yok… Onlarca çeşit “soğuk” bizi beklemede… Düzen de yerli yerinde… “Yemektekiler” programı gibi ucundan falan tırtıklamadık, hakkını vererek bir güzel yumulduk. Konserin başlarında mide ilacı aranıp, bulacak denli. Valla konserde ilaç takdimi de yaptık, birbirimize… Gençlik(!) bu işte!!! :)

Arabayı park ederken, türemiş bir görevliye de 10.- Türk Lirası ödedik. Çok pahalı deyince “Eee! Tarkan konseri bu.” karşılığını verdi. Konser saat 21.00 da başlayacak. Zamanından epey  önce yerimizdeyiz. Yerimize geçene dek, ellerimiz dağıtılan promosyonlarla doldu. Mehtap da var… Çok güzel…

Saat 21.30 a dek gelenler bitmedi. Neden geç geliyorlar ki? Hiçbir kurala sığdıramadık, içeride sigara ve puro içenleri, konser sonunda minderleri fırlatanları da…

Beklerken bir ara çığlıklar yükseldi. Tarkan kafasını uzatıp bakmış. Sonunda “büyük an”… İnledi Açık Hava… Karizma sahnede.

Sahnenin üç bir yanına orkestra konuşlanmış, ortada bir tabure ve yanında şarkı sözlerinin kondulduğu düzenek. Tarkan tabure üzerinde beyaz giysileriyle. “Cool” takıldı… Yakıştı… Öyle ortalar oynamasını sevmeyen benim tarafımdan. Eski şarkılarını seslendirdi, nostalji takıldı. Bence bu da çok güzeldi. Ayaklanıp, zıplattı da milleti… Ben yerimde salındım. Ayağım “zedeli” olmasa da hoplayıp, zıplamayı sevmediğim için, ağır takılmasına “tam puan” verdim. Gençlerse tam anlamıyla aradıklarını bulamadılar denilebilir.

Foto:Fatma Çetin

Foto:Fatma Çetin

Küçücük çocuklarıyla gelenler vardı. Bir ara bariton bir ses “Tarkaaan, seni sevmeyen ölsün” diye naralandı. Tarkan kibarca “Biz bizi sevmeyenleri de severiz” dedi. Açık Hava’da iğne atsan yere düşmez konumu vardı. Merdivenler ve ayakta bölümü bile tümüyle doluydu. Önümüzde anne ve teyzesiyle gelmiş, boyu da kısa olmayan bir kız oturuyordu. Annesi kızının her pozunu fotoğrafla belgeledi. Tarkan’ı değil “Tarkan’ı izlemeye gelen gençliğe adım atmış kızını” izlemeye gelmiş, görünümündeydi. Hatta herkes otururken kız o boyuyla sandalye üzerine çıkıp, görüşümüzü engellediğinde bile gururla sırıtarak,kızını poz poz fotoğrafladı.

Alkışlar arasında biten ilk bölümün ardından, siyah giysilerle çıktı Tarkan. Hafif uzamış saçı, çok az kirli görünümü veren sakalları ile sahneye yakışmıştı Tarkan. Sesi…… Gerçekten dinlenmeye değer. Konser süresince birkaç kez seyircileri katması dışında, müthiş bir performans ve detone olmayan bir sesle bitirdi programını… Yorgun ve mutlu… Bu çocuk, Türk Sanat Müziği söylemeli… Yakışır…

Fotoğraf Makinası götürmemişim, cep telefonuyla çekmeye çabaladım. Pek net olamadı ama yine de paylaşmak istedim…

Sonunda o kalabalık uzun sürede boşaldı, salondan. Kapıların tümü açık değildi, onarım varmış. Giriş ve çıkış, yoğunlukluydu doğal olarak. Trafik yine yürümekten beter gibiydi. Altın Kızlar teker teker evlerine bırakıldı. Kapılarını açıp, otomatiklerini yakana dek beklendi. Köprü ve yollar da yoğundu, gecenin bir yarısı. Eve vardıktan bir süre sonra tek giden canı da aradım. Eve varmış, şükür… Herkes evinde, sağlıkla gidip döndük.

Eee!!! Biz gençler(!) de alışkanlık işte. Öyle yetiştirilmişiz. Buna korkaklık demeyelim… Gelenek,görenek diyelim…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 31, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın