
foto:Alihan Çetin
Uzun süre oldu görüşemedikti can arkadaşımla, kardeşimle… Pazar gecesi bir ileti cep telefonumda “Döndün mü?” İleti saati 21.00 sıraları gönderilmiş… Görüşümse ertesi güne kaymış 01.30 gibi… “Evet!” yazdım da belki birlikte olma şansını kaçırdık, o gün için.
Dün telefonlaştık, gece çıkacağız ama soruyor öncesinde “Koko’yu size getireyim mi?” Bizde iki kaplumbağa, bir muhabbet kuşu var. O da gelsin ne olacak diyorum, içimden. Özledim de kardeşimin Rusty’ sinden sonra. Yine de dolaşacak diye ortalarda “yok” diyorum. Şu an bunun pişmanlığı içindeyim. Gördüm ve çok sevdim… Konuğum olacak kesin…
Sözleşiyoruz, dışarıya gideceğiz… Geliyor, can arkadaşım ve arabanın arkasında emniyet kemeri bileM takılmış bir “şirinlik”… Koko… Ne tatlı şey bu, 9 aylık bir terrier … Oğlum önceden sevmeye dışarıya çıkmış zaten… Koko emniyet kemerinden çıkarılmış, bir kedi görmüş ve yerinde zıp zıp zıplamakta… Sonunda arabaya alındı, örtüsünün üstüne oturtuldu ve kemeri bağlandı, yola çıktık.
Fenerbahçe’ye gittik. Rahmetli Çelik Gülersoy’un büyük emekleri olan park…Onun büstünü görünce Fatiha’mı okuyup gönderdim ruhuna…
Şöyle bir dolandık önce, Koko gezinsin diye… İlk kez bir köpek gezdirme turundayım… Çok hareketli, pıt pıt minicik adımlar ama oldukça hızlı… Bir sağa bir sola koşturuyor… İlginç gelen her şeyi durup bir kokluyor, patisiyle yoklamaya çalışıyor… Buna spot lambaları da dahil, ne sanıyorsa… Kedi gördü mü olay bitiyor, peşine koşmak istiyor… Beyaz bir yumak, bu şeker… Saçlarının önünde de kâkülü var hanımefendinin…
Onun turu bitti ama yine de onun rahat edebileceği bir oturma yeri seçtik. Yanı başımızdaki bir ağaca da kayışıyla sabitledik, şöyle gezinecek bir durum da bırakıldı ve oturduk. Biz konuşuyoruz, o etrafı dinliyor sağı solu kolaçan ediyor… Öyle durup, otursun yok… Emanet diye (kızının köpeği) de gözümüz üstünde…
Bizimki bir, iki dolandı çevresine bakındı ve ağacın altındaki minicik toprağı eşelemeye kalktı. “Hayır ” komutunu aldı durdu… Kerata kolluyor, birazdan yine denedi… Arkadaşım Sapanca’daki hallerini anlattı. İlk kez doğayla başbaşa olmuş. Önce kayışından kurtulup, site içinde kendini aratmış… Sonrasında daha dikkatli olmuşlar… Sinek, böcek, kuş ve sonunda kirpiyle de karşılaşmış… Kulakları diyor arkadaşım, sürekli titremelerdeydi… Nereden ne ses duyacağım, neyi keşfedeceğim durumlarında…
Biz çay içip söyleştik ama onun arkadaşı yok, sıkıldı… Sessiz bir köpek, öyle havlaması falan da yok. Hele arabada oturduğu yerde suspus olmuş durumlarda… Arkadaşımın ayakları altına geldi, minicik bir “hav” sesi çıkardı… Bir şeyler anlatmaya çalışıyor… Belki de sıkıldığını…
Kalkıyor ve onunla biraz daha dolaşıyoruz… Arkadaşımın yanında onun suyu ve temiz poşetler var, eğer tuvaletini yaparsa diye… Kağıt mendil ve diğer gereçler de… Temkinli ve dikkatli çevreyi kirletmeme konusunda… Keşke her köpeği olan böyle olsa… Kimi kez basacak yerlere çok dikkat etmek gerekiyor… Çünkü bu konuya aynı duyarlılığı göstermiyorlar…
Gezintimiz sona eriyor, oldukça yorucu… Bana değil, arkadaşıma… Ben salına salına gittim arkalarından… Arabanın yanına gelince Koko siliniyor ve örtüsünün üstüne oturtularak, yine emniyet kemerine bağlanıyor… Biz de yerlerimize oturuyor ve dönüş yoluna koyuluyoruz… Koko’yla Fenerbehçe turu da tamamlanıyor…
Özlediğim can arkadaşımı gördüm, Koko bana da yeni bir soluk oldu, açık havada serin serin oturup söyleştik… Geçirdiğimiz zaman dilimi içinde mutlu oldum… Ne güzel…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 30, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Temmuz 22nd, 2009 at 15:19
Dişiymiş Koko. Bence Kokoş olsaymış adı daha güzel olurmuş
Temmuz 22nd, 2009 at 17:23
Ömürsün oğlum… Söyleyelim bakalım da alışmış adına artık…
Temmuz 22nd, 2009 at 19:06
Akla gelen isimlerdendi ama tercih etmediler galiba “koko” da ordan bulundu:))
Temmuz 23rd, 2009 at 11:40
Canımcım tüm o süreler içinde aklımın ucundan bile geçmedi.Bakar mısın? Yazılarımı da okurmuş, yorum da girermiş…Ara ara bu sürprizler… Ya da izleniyorum.