
foto:Fatma Çetin
“Yaz” iki anlamda düşüyor aklıma… Birincisi mevsim olanı… İkincisi bir emir komutunda, kendime yinelediğim yazmak kökeninden türeyen… Daha gecikmeden, ikinci anlamı gerçekleştirmeliyim…
Döndüm geldim yazlıktan ama sözleştik arkadaşlarımla… İnşaallah hafta sonları buluşacağız yine… Geçen günlere neler sığmadı ki… Yaşam bu her şey biz insanlar için dercesine ve eski günlerimi yaşarcasına…
Kızıma üzüldüm… Yeniden yirmibir yaşımda yaşadığım acıya döndüm… Şaşkınken bebeğim olacağına, yitirdiğimin acısını tattığım… Zordu, şu an onun da yaşadığı gibi… Babalar üzülse de, yanıbaşında yaşar da olsa… Aynı duyumsayabildiklerini düşünemiyorum… Eşim için de…Öz oğlum için de… Annenin yaşadığı ayrı bir karmaşadır, içinde… Bu nedenle kızıma bir kez daha “seni anlıyorum” diyorum… Sımsıcacık ve içtenlikle… Yaşadım… Biliyorum… Anlıyorum…
Uzun bir ayrılış oldu, evimden evime… Bilgisayarımı özledim… Geldiğim gece, başında sabahladım… Ne tutku… Bir ara başım düşmüş, ayıldım… Uyumuşum, önünde…
Şimdi yok yok… Oğlum yazlıkta da bağlanıyor da laptopu ve dakikaları pek bir değerli… İletilerime bir kez bakabildim… Bir kez de rica minnet siteme girdim,işte… Uydudan cep telefonuna geliyor sinyaller,oradan da bluetooth ile laptopa aktarılıyor… Aman da aman… Çok ağır geliyormuş veriler… Ben de ısrarcı olmadım, açıkça… O iş yapmaya çalışırken, bir anlamda benimki o denli önemli olmamalıydı…
Oralarda gün de yetmez oluyor… Deniz acıktırıyor, yemek sürekli oluyor… Denize giriyorsunuz, duş kaçınılmaz oluyor… Mehtap turuncu, bordo rengiyle doğmaya başladığında, gece yine “haydi birlikte olalım” diyor… Doğru bütünleşmeye sahile gidiyorsunuz…
Deniz kıyısında, vuran ay ışığının izlenmesine doyum olmuyor… Uykuyu unutuyorsunuz… Sessizlikte (olabildiğince) ve yıldızların altında, bırak bırakabilirsen o görünümü…
Bırakamadım… Eşimle ve geldiklerinde arkadaşlarımla, oturduk doyasıya…
Sıcak, çok sıcak da dedik gündüzleri… Eskiden bronzlaşmak için fırsat kollayan ben, artık gölgeliklerden ayrılamaz oldum… Yine de etkilenmemek olası değil… Yakıyor güneş, yansımalarıyla… Öylesi etkili…
Yine giderken koca bir pazar arabası sebze sürükleyen ben, kesin uyarı aldım “bir daha getirme” diye eşimden… Haklı, tam evin önüne bir dolu manav arabası(!) geliyor… Sanki kuş uçmaz kervan geçmez bir yere gidiyor gibi davranan ben, içimden neler geçiriyorsam… Neler neler almışım yanıma… “Bir çantanı al, yola çık” diye de uyarıldım… Biz kadınların halinden anlamayan, karşı cins tarafından… Boşa yoruyormuşum kendimi… Püfff!!!
Yaşananlar, gördüklerim belleğimde… Yaşadıkça nelere tanık oluyor insan, türünde… Yeri geldikçe, bulacaklar onlar da kendilerini yazılarımda… Anılarımda güzelliklere yer vermek istiyorum, çoğunlukla… Değersiz sıkıntılar oluşmasın istiyorum, yüreğimde…
Bugün bir ileti aldım,can arkadaşlarımın birinden… Öyle de güzel oturdu ki bu düşüncelerime… Paylaşmak istiyorum sizlerle… Bu bir taksi sürücüsünün sözleri, yaşadığı olayla bağlantılı… Ve uygulanması gerek bir öğüde dönüşen… Sürücünün çoğu insanın bir “çöp kamyonu” gibi dolaştığı örneğini verdiği… Şöyle ki…
Birçok insan her tarafta çöp dolu olarak dolaşıyor. Bunlar kızgınlık, öfke ve hayal kırıklığı dolular. “Çöpleri ” biriktikçe onu bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar ve bazen sizin üzerinize bırakabilirler. Sakın kişisel olarak üstünüze almayın. Sadece gülümseyin, onlar için iyi şeyler temenni edin ve yolunuza devam edin. Onların “çöpünü” alıp işyerinize, evinize veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın. İşin ana fikri şu ki, başarılı insanlar, bu “çöp kamyonlarının” günlerini mahvetmesine ve ellerine geçirmesine izin vermezler. Hayat, sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa; dolayısıyla ’size iyi davranan insanları sevin, iyi davranmayanlar için de dua edin.’ Hayat, %10 onunla ne yaptığınız; %90 onu nasıl alıp karşıladığınızdır. Ne demiş atalarımız: “İncinsen de incitme…”
“Yüzünü güneşe dönen insan gölge görmez.”
Evet alıntı yukarıdaki paragraflarla sınırlı… Ama anlatmak istediği ve uygulamamız gerektiği durumlara sınırlar yok… Tam da bugün canımı sıkan, yaşadığım duruma uygun geldi… Uygulayamadım… İçime döndüm… İncindim, kabuğuma çekildim… Yapılan davranış karşısında, haksızca bu durumu yaratana gülümseyip yoluma devam edemedim… Ama sabahları pişmanlıkla uyanmak istemiyorum… Çöp kamyonlarının günümü mahvetmesini de istemiyorum… Ellerine de geçmek istemiyorum… Öyleyse zaten yapmakta olduğum “bana iyi davrananları sevme” durumunu sürdürmeliyim… Ve ekleyeceğim “davranmayanlar için dua etme” durumudur… Kendime öğüdüm de “incinme” olacaktır… Çünkü “değmez”… Umarım artık başarabilirim…
Sevgiyle kalın…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 65, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Temmuz 15th, 2009 at 14:51
hoşgeldiniz
kızınıza çok üzüldüm , nasıl bir duygu çok iyi biliyorum , herşey o kadar anlamsız geliyor ki o zamanlar da , ama geçecek yeniden müjdeli haberler gelecek inşallah sevgilerimle
Temmuz 15th, 2009 at 15:38
Figen’ciğim merhaba ve hoş buldum.
Üzülmemek olası değil ama yaşanan günler için yaşamın sonu gibi gelebiliyor.Daha o kadar küçük ki yaşı…Ben daha da küçüktüm yaşadığımda ama şimdi o bile çocuk geliyor,bana…İnşaallah, Allah bizler gibi çocuk sahibi olduğunda yalnızca anılarında kalmasını nasip etsin.
Sağ olasın,paylaştığın için…Sevgiyle kal…