2 Temmuz, 2009 tarihinde fatosh yazmış
foto:Fatma Çetin

foto:Fatma Çetin

Dolunay ve yazlık… Beklediğim… Bu durumda “yol göründü falımda”… Demem o ki gidiyorum…

Oralarda sebze, meyve yokmuş gibi semt pazarımızın kurulduğu bugün bir dolu alışveriş yaptım. Oysa kapının önünden, belli saatlerde  kamyon ya da kamyonetlerle geçiyorlar. Eskiden çevredeki tarlalardan gelirlerdi. Taze ve henüz yaprakları, çiçekleri üstünde olurdu sebzelerin. Süt ve yumurta da getirirdi, babası ile bir küçük çocuk. Ünlendiler mi biz sıraya dizilir, alırdık. Şimdilerde yok öyle bir şey. Hatta geçen sefer az yakındaki bakkala gittiğimde, bana bir magnet verdi üstünde telefon numarası olan… Bisikletli çocuklarla servis yapıyorlarmış. Hatta ve hatta sabah ve öğleden sonra iki kez siteye geliyormuş çocuklar. Tevekkeli değil “zır,zır”, “vonk,vonk” öttürülen bisiklet kornasına benzer sesler duyuyordum, ara ara…

Biraz kalmayı düşünerek çıkıyorum yola. Oradan izlenimler aktarmak dileğim. Keşfe çıkacağım, niyet bu. Ama şöyle bir düşününce, kendime gülmeden edemiyorum. Spor engelli ben, nasıl becereceğim. Bu sporu yürüyüş de kapsamakta. Bugüne dek yaptığım tek spor “step” oldu. O günler de genelde temizlik günlerine denk geldiğinden, en alçak basamağı seçmiş, abartarak basamaksız bile uygulamaya çalışmıştım hareketleri. Spor hocasını deli eden bir tutum… Sonunda dayanamamış ve “biraz gayret” demişti, bendenize…

Aklıma bir de deniz kıyısında otururken yirmibeş yıldır, kıyı boyunca ilerideki sitelere yürüyerek keşfe çıkma isteğim geliyor… Yaz biterken “tüh, bu yıl da olmadı” deyişlerim… Bu yıl yapar mıyım acaba? GöreceğizDİR!!!

Benim can arkadaş, uzun süredir Sapanca’da… Bugün hiç aklıma bile gelmeyen bir durum yaşadım… Acıbadem’de dayısını gördüm… Burnumda tüten canı, telefonla aradım… Diyor ki söylenince “Yaa, eskiden sen gittiğinde iyiydi değil mi?” İşte bu yaşlarda bile çekişmelere rast gelinebiliyor… Konusu “özlem” olan…

Hazırlıklar gün boyu sürdü… Evde üç can var… Mâşuk,Speedy ve Bıdık… Hepsi yıkandı, evleri temizlendi… Onlar da anneannelerine konuk olacaklar… Kadıncağızın bakacak durumu varmış gibi… Olsun, yoldaş olurlar ona… Durun daha çiçek canları unuttum… Onların da su durumları ayarlanacak… Sanırsınız süre çok uzun ama o garipleri edinince, sorumlu olunduğunu unutmamak gerek…

Sabahleyin saatin 06.30 u… Bahçeden kulak tırmalayan sesler geliyor… Dışarıya bakınca, dört tane yavru köpek gördük… Cins üstelik… Öylece bırakıp gitmişler… Ağlıyor hayvancağızlar… Bir de çukura düşmüşler ya da bırakılmışlar… Çıkamadıkça yeri göğü inletiyorlar… Görevli, birilerinin yardımıyla aldı onları ve sonrasını bilmiyorum… Evde canlı beslemek büyük sorumluluk… Sevmek ve candan sarılmak gerek… Bir heves uğruna alınıp, böyle davranışlara maruz kalmaları çok üzücü…

Aklımın bir köşesinde de deprem durumları var… Öyle bir kaynıyor ki kazan, Sayın Prof. Dr. Uğur Kaynak’a sorduğumda tam yirmialtı bölgeyi işaretlemiş olduğunu gördüm. http://www.seismicactivity.org sitesine girerek, hocamıza ayrılmış özel bölüme gittiğinizde, haritayı görebilirsiniz.Aklınıza takılan soruları da yöneltebilirsiniz. Kendileri anlayacağımız seviyede, bizleri bilgilendirmektedir.

Bizler, unutmaya hazır da olsak… Başımıza geleni önlemek elimizde değil diyerek, önlemleri göz ardı da etsek… Deprem, kendini unutturmuyor… Pusuda gününü bekliyor… Türkiye’mizin bir gerçeği ne yazık ki… Dilerim, çok canlar yanmaz… Bakınız, içinizden “Şimdi, bu konu başlığı altında da ne gereksiz” diye geçirebilirsiniz… Aslında gerekli önlemler alınmış ve bu nedenle iç rahatlığımız olsa, gereksizdi. Oysa sürekli “geçiştirilmeye” ayarlı davranışlar sergilemekteyiz. Bense yazılarımın arasında ve konu başlığı altında, sıklıkla dile getirmekteyim. Lütfen önemseyelim… Doğanın sesine kulak verelim ve belirtilerini yakalamaya özen gösterelim… Çünkü bizi uyarıyor… Yeter ki anlamayı bilmek üzere geliştirmiş olalım kendimizi…

Yazımı bitirdikten sonra da küçük valizimi düzenleyeceğim… Valizim küçük ama sebze, meyve torbam büyük… Eşim çıldıracak yine “Niye taşıdın taa oralardan” diyerek… Oralar, buralar oluyor… Kendileri has mekan olarak, deniz kenarına konuşlandığından… Desin, önemi yok… Ben tayınımı götürürüm, arkadaş… Ne olur, ne olmaz… Kıtlık,neyim çıkar falan da Allah korusun…  ;)

Şimdi bende bir heves, bayramlık çocuklar kadar şenim… Ben yazlık grubumla, dolunay denizle kavuşacak… Yorgun da olsam/olsak… Geç vakitlere dek kıyıdayız, biz gençler(!)… Kuracak hayalimiz kalmadıysa kalmadı… Biz de eski günlerimizi anarız, ne yapalım… Yani gece mutlulukla hüznün bileşiminden oluşacak, besbelli… Yitirdiğimiz canlar bizlerle olacak… Kâh gülecek,kâh ağlayacağız belki… Ama birlikte olduğumuz “an”ın değerini çok iyi bilerek, sarılacağız birbirimize…

Sevgiyle kalın…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 29, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın