
foto:Alihan Çetin
Cuma sabahı yazlık can arkadaşlarımdan biri aradı “Yarın yazlığa gideceğim,gelir misin?”…İçim gitti ama o öğleye doğru gidecek, ablamın sergi açılışı ve kokteyli saat 17.00 de…”Sen git,ayarlayabilirsem beni indiğim yerden alırsınız.” dedim.Çok geç vakitte ancak varabilirim, çünkü.
Cumartesi günü öğleye doğru,oğlumla Sultanahmet’e gittik.Bir can dostla buluşacağız.Kızım da oraya gelecek. Toplaşıp,sergiye gideceğiz. Önce karnımızı doyurduk, Sultanahmet Köftecisi’nde. Ardından kızım yetişti, köfte yemediği için bir çay bahçesine gittik,onun da karnı doydu. Epeyce söyleştik.Artık tok karınlarla açılışa hazırdık.
Zaman çabuk geçiyor sergilerde,anlamıyorsunuz bakınırken.Aklımda da yazlığa gidiş olayı var.Kızım, eşi olan oğlumla buluşacak diye erken ayrılacağını söyledi.Erkeni de 18.30 oldu.Dönüş yolunda yazlık planlarım kafamın içinde şekillenmeye başladı.Arabalı vapurda otobüse yer ayırttım.Hız turu başladı.İnince taksiyle eve gidip,bir iki eşya alacağım ve yine taksiyle otobüs garajına gideceğim…Ucu ucuna yetişeceğim. Kanatlanıp uçsam diye geçiyor içimden.Özledim, bizim oraları…
Taksiden inerken oğlum da gelmeye karar verdi.Allah’tan yaz sezonu başlamadı,otobüslerde yer var.Haydi yine telefon aç,iki kişilik yere çevir bileti,bir de üstüne üstlük “Otobüsü beş on dakika geciktirin,e mi?” diye tembihler et…Valla bilet satış görevlisi “Peki,olur” dedi.Artık çantaya ne koyduysak,apar topar taksi çağırdık.Durakta çoğu kez cumartesi günleri kolay kolay taksi bulunmaz.Şans işte o da hemen geldi ve biz ucu ucuna otobüse yetiştik.
Oh!!! Dinleneceğiz artık.Yol topu topu bir ya da birbuçuk saat sürüyor.Ama o bizim için öyle,yoksa otobüs yoluna devam ediyor.Bu nedenle şehirlerarası yolculuk oluyor ve kek,çay servisi falan yapılıyor,hostesi de var.Bayılıyorum bu işe.Çoğu kez sanki uzaklara gidiyormuşum gibi hayal ediyorum.Çay,kahve servisini de en kısa yolculuğa göre ayarladıklarından;elimde kahve bardağı ve otobüs de yüksek olduğundan,etrafı seyrede seyrede “İstanbul içinde yolcu” olmanın keyfine vardığım gibi bonus olarak da köprüden kuş bakışı izlemelere doyamıyorum.Güneşin de batış zamanı oluyor…Aman Allah’ım nefis bir manzara…

foto:Alihan Çetin
Hafta içinde hayıflanıp duruyordum “Şöyle bir mehtaplı gecede yazlıkta olsam.Çok özledim” diye… Sürpriiiiz, dolunayı görmez miyim? Ayırdına bile varmamışım,dört duvarın arasına sıkışmaktan…Allah’ım sana şükürler olsun,iyi ki ani kararla yola koyulmuşum.
Yazlığa yaklaşırken arayacağız,eşimle can arkadaşım bizi gelip alacaklar…İyi de biz yorulmuş ve o kısacık yolda nasıl becerdiysek uyumuşuz.3 km. kala gözümü açtım ve toparlanıp indik.Topu topu 70 km. uzaklık,oralara da evler doluştu ama henüz mis gibi havasına bir şey yapamadı.Onlar bizi almaya gelene dek sessizliğin sesini dinleyip,mis gibi havayı kokladım.
Oğlum eve bile çıkmadan gazinoya indi.Ben de eşyaları bırakıp,haydi dedim.Daha çoğu kişiler gelmemiş… Tenha…Ne güzel…Dolunay denize vurmuş…Yakamozlara, denizin sessizliği eşlik ediyor.Ben de telefonumun belleğine yüklediğim,bizim zamanların romantik müziğini açtım… Dinledik,eskilere gittik… Söyleştik…Gülüştük…Özlemişiz de birbirimizi…Saat 01.30 olduğunda “haydi kalkalım” denildi…Bana kalsa yerimden kıpırdamazdım da…
Eve çıkınca balkonda yerimi aldım.Müthiş bir görüntü…Ay dolanıyor,yakamozuyla…Yatmak istemiyorum… Batışı da çok güzel biliyorum…Kırmızıya dönüşüp,denizle bir bütün oluyor…Ama…Sabah nasıl kalkılacak???Zoraki yatış,benimkisi…Yine de sabahladım gibi…
Sabah güneşli bir güne kalktım.Eşim hemen hemen oralı ya,ben konuğum…Kahvaltım hazır…Sonrasında üç kapı yaptım,kısa süreli.Gazinoya da gittim ama denizanaları vardı,sahilde.Bildiklerimizden değil .Kızılkahve renkli ve kırmızı bacaklı garip bir tür.Denize girmek olmaz…Olsun, havası yeter…
Eve çıktığımda da barbeküde çipura,yeşil salata,meyve,tatlı hazır mı? Evet!!!
Ne yazık ki mehtabın doğuşunu izleyemeden yola çıktık…Arkadaşım arabayı mı sürsün,şekerpembesi aya mı baksın?…O arabayı sürdü,ben arada ona “şimdi bir göz at” dedim,dikkati elden bırakmadan…Yıllar önce birlikte döndüğümüz bir gün de tam Boğaz Köprüsü’nün üzerindeyken köprünün iki uzantısı arasında tabak gibi doğan ay görünümüne bitmiştik biz…O aklımıza geldi…Sevgiyle andık o günlerimizi…

foto:Alihan Çetin
Yıllar…Öyle çabuk akıp gidiyor ki…Neler yaşadık biz geçen yıllarda…Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi olmayabiliyor… Ve o sakin,duru görünümlerin altında dumanı tüten ne volkanlar var,için için kaynayan… Neler neler paylaşıldı, bizlerce…Biz o dört can yoldaşınca…Bu kez ikimizdik gerçi…Çocuğu orada doğan da oldu, eşlerini bir sonraki yaz yanlarında görmediklerimiz de…Adına “yaşam” diyorlar…
Hemen her yaz “gece” düzenlenir, yazlıkta…O eğlenti içinde şöyle bir çevreye bakınır ve “Acaba” derim “Kim ayrılacak aramızdan?”… “Kimlerle kavuşacağız,bir sonraki yazda?”…
Neş’e ve hüzün…Hep birlikte yol alıyorlar…Hüznün ardına sığınıyor kimi kez neş’e…Buruyor içinizi… Gülüşlerin altında ince bir sızı hüküm sürüyor…Olmuyor eski bağımsız şen kahkahalar…İlle de içinde yitenlerden birinin anısı var…
Yaz’a merhaba dedik…Zamanın belirsizliğine inat…Ve değerini bilircesine…Bilmemiz gerektiğinin bilincinde…”Hoş geldin ve öyle de sür.” söylemiyle…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 35, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Haziran 11th, 2009 at 14:11
Ne güzel anlatmışsın arkadaşım bazen insan bu güzelliği ve yalnızlığı temiz havayı bile özlüyor doya doya içine çek umarım uzun seneler bozulmadan değişmeden kalır oralar
Haziran 13th, 2009 at 12:14
Sevgili şirinem,
Teşekkür ederim yorumun için.Bu aralar çok özler oldum dediklerini.Ve hemen her yerin bozuma uğradığı gibi ne yazık ki oralar da çoktan bu durumlara uydu.Yine de merkez gibi değil doğal olarak.
Sevgilerimle.
Temmuz 8th, 2009 at 14:32
fatos teyzecım bravo !
bu arada alıhan abının yazlıkta çektiği fotolarda cok guzel =)
Temmuz 9th, 2009 at 01:44
Merhaba Cansu’cuğum;
Alihan ağabeyin de ben de teşekkür ediyoruz…Çok mutlu oldum okuduğun ve yorum bıraktığın için.Umarım okumayı sürdürürsün.
Yanaklarından öperim,canım.Sevgilerimle.