
foto:Değer Altunay
Yine bir ayın sonuncu gününe geldik… Ne zaman 1 Mayıs dedik de eskiden kutladığımız, bahar bayramlarını andık arkadaşlarımla… Sanki dündü… Ve bugün mayıs ayına veda ediyoruz… Ne denli hızla geçmiş… Hayret… Tıpkı bugün elime aldığım “Hatıra Defterim”i yazdırdığım günlerin de bana çok yakın geldiği gibi…
“Otuzbeş yıl…iki yastıkta…” dediğim gün paylaştığım filmin adı “Not Defteri”ymiş, öğrendim ya sevgili Figen’den… Filmin etkisinden midir nedir, aklıma “Hatıra Defterim” düştü. Sanırım bir kez paylaşmıştım. Ama 359 yayımlanmış ve 10 taslak yazım olunca… İşin içinden çıkamadım. Olsun. İnsanın günü gününe uymuyor. Kimbilir o an ne düşünüyordum, bugün nerelere varacağım… Birlikte görelim…
Defterin ilk yaprağını babaanneciğime ayırmışım, rahmet olsun ona. Bugün gibi aklımda, nasıl yazdırdığım… Okuma yazması yoktu. “İhlâs Suresi” ile namaz kılar, hatim yapardı. Bir kâğıda adını imza şekline sokmuş ve deneyip, yazana dek de peşini bırakmamıştım. İmzasını attırmışım ve yetmemiş bir de adımı yazdırmışım kadıncağıza. Titrek titrek yazmaya çabalamış. Tarih 3 Ocak 1969 ve saat:23.00… Garibim yaa… Gece yarısına dek, oturtmuşum kadıncağızı… Yaşım da az buz değil… 15 yaşımı bitireli tam tamına dört ay olmuş… Bu arada defter yapraklarının arasında iki tane gelincik çiçeği kurutmuşum… Niyeyse… Ama dikkat!!! Gül, sümbül falan değil, gelincik… “Aykırı ve asi tip”mişim o günlerde… Şimdi???
Anneannem ve dedem(rahmet olsun onlara) yazmışım sonraki iki yaprağa ama onlara yazdıramamışım. Besbelli peşine fazlaca düşmemişim… Yoksaaa… Sonrasında babacığımın (rahmet olsun ona da) yaprağı geliyor.
“Kızım Fatoş’um
Bu hızlı çalışmağa devam ettiğin takdirde hayalindeki istikbali garantilemişsin demektir.
Bunu candan temenni eder ve uzun ömürler dilerim.
25/7/1969
Baban
İmza”
Şimdi aklımdan geçenler, beni savuruyor… Dağılıyorum… Evet çalışkan ve başarılı bir çocuktum babacığım ve demek hayallerimi paylaşmışız… İyi de hız kesmişim ben… Ne zaman? Kurcalarsam, salvo eşliğinde yol almam gerekecek… Yutkun, bir bardak soğuk su iç ve akıtma birikenlerini… Geçiniz…
Geçemedim… Anneme ayırdığım yaprağa geçmeden, kendime mola aldım. 40 yıllık bir mola üstelik. Babamın ne denli benden emin olduğuna kaydı aklım. Okumamdan yana bir an bile şüphesi olmadı. O doğrultuda da gittim ve üniversiteyi bitirdim. Bir süreliğine çalıştım da… Eeee…
Bu boşluk dolamıyor… Şimdilik… Anlaşılan anılarım derken, sorgulamaya dönüşecek kendimi… Bu saatte ve bu tarihten sonra hiç çekilmez… Yazdığım saat:02.46 ve geciken yazdığım yıl çeyrek asıra on kala…
Annemin yaprağındakiler şöyle;
Sevgili kızım Fatoş
Hayat öyle bir şey ki devamlı mücadele ister.Bunda muvaffakiyetine inancım var.Bir de büyüklere göstereceğin saygı ve hürmet ilâve edildiği takdirde daima mesut ve bahtiyar olursun evlâdım.
Annen
İmza
25/7/1969 Cuma”
Anneme çektirmişim birazcık anlaşılan. Sözünü dinlememişim ve asi olmuşum. “Sus ve kabullen” demiş bana. Ama yaşam savaşımında başarılı olacağıma inancı tammış. Ben de uymuşum sözüne işte anne… Tüm yükü sırtıma alıp, suskunluğa imza atmışım… Daima mesut ve bahtiyar mı oldum??????
“Van minüt… Daha da hatıra defterine bakmam.”
Mayısın son günü. Bahar geldi, gül açıldı. Etrafa neş’e saçıldı. Havalar da ne güzel gidiyor. Yeni bir kitap daha çıkmış. “Hayata Olumlu Bakmanın En Yüksek Gücü”ymüş adı. Okuyup okuyup, olumlu olacakmışız ve yüzümüzden gülücükler eksik olmayacakmış. Aslında sıkıntıların nedeni bizmişiz. Çağırıyormuşuz onları “Gel gel sarışınım gel” diye ve geliyormuş onlar da. “Giiit, giiit,uzak ol benden” dersek anında toz olurlarmış… Bu masal da burada bitti… Gökten üç elma düştü… Taş olup,kafama… Aklım başıma gelsin, diye…
Ağabey dedim hep ablalarımın eşlerine ve bir tanesinin deftere yazdığı yaşamın özeti gibi…
Hayatınca mesut olmak istiyorsan “insanlardan çok şey bekleme”…
Kendisi doktor ya o zamandan başlamış, reçete gibi yazmaya. O nedenle “hayatınca” mı hayatta” mı orasını söktüremedim. İkisi de aynı kapıya çıkıyor ve doğruluğu da… İnsanlardan çok şey bekleme derken de özellikle tırnak içine almış. Yazdığı gün amma bozulmuştum, bu da neyin nesi diye… Hemen sorguya çekmiştim onu… Bu konu hakkında konuşmuştuk ve bana anlatmıştı bir şeyler de anlamlandıramadıydım o zaman… Ama hep aklımın bir köşesinde durdu. Sonrasında karşılaştıkça da çiğ sütlülerle, sinyal verdi.
Defteri kapattım. Dikkat etmemişim açarken bir heyecanla. Naylon bir kabı ve içine dönük şeffaf tutturma yeri var. İçinden iki tane “Mediko-Sosyal Kartı” çıktı. Üniversiteye giderken biz bu kartlarla bedava muayene olur, ilaçlarımızı alırdık. Kapaklarını açınca 17 yaşında güzel mi güzel ben ve 20 yaşında yakışıklı mı yakışıklı eşim baktı oradan… Canlarım yaaa… Vallahi ikisini de çok sevdim… İyi ki de onları gördüm. Gördüm de içim açıldı… İşte bahar geldi… O günlerin hatırına, bir hatıra defteriyle…
Hayat her şeye rağmen yaşamaya değer…
Sevgiyle kalın…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 502, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Haziran 3rd, 2009 at 23:26
Sevgili Fatosh,yazılarını okudukça anılar birbir canlanır oldu hayranım canım kardeşim..çünki unuttuğum çok anı varmış benimde,okurken hüzün ve tebessüm bir arada oluyor:) evet kardeşim herşeye rağmen yaşamak güzel..sevgiler canım birdahaki yazına kadar…aaa sevgi daim:))
Haziran 3rd, 2009 at 23:42
Sevgili Fatma hanımcığım,
Klasikleşti ama yine aynı sözü diyeceğim…Bizim nesil birbirini anlamakta…Gelenler de anlayacaklar bir gün…Ve sonraki nesil…Daha çook zaman var…Ama bir gün mutlaka…
Sevgilerimle…